PİR SULTAN ABDAL
Baba İlyas ve Baba İshak‟ın Anadolu‟da başlattıkları devrimci, özgürlükçü, onurlu tavır geleneğinin en önde gelenlerindendir Pir Sultan.
Bir yaramız daha var bizim
Sürer mahşere değin
Eğer gerçekler bilinirse
Diner acımız yarına değin
(S.Erenler)
Alevilik‟deki Yedi Ulular‟ı araştırıp yazarken, en zor kısımın Pir Sultan Abdal üzerine olacağını düşünüyordum.
Haklı da çıktım. Diğer beş Ulu bu denli zorlamadı beni (Kul Himmet‟i yazmadım daha).
Konuya nereden bakarsak bakalım, boynumuz hep bükük kalıyor. İnancıyla, siyasi bilincinin getirdiği duruşu ve direnciyle simgeleşip, Alevilik tarihine damgasını vuran Devrimci Halk Ozanı Pir Sultan Abdal‟ı yazarken yaşamak, onun yaptıklarıyla heyecanlanıp coşmak bambaşka bir dünyanın kapısını açıyor insana. Gelin görün ki, diğer bazı Ulu Ozanlar‟da da olduğu gibi, Pir Sultan Abdal‟ın yaşamında da takılıp kalıyoruz bir yerde. Şiirleri beş yüz yıl boyunca dillerden dillere, nesillerden nesillere aktarılarak günümüze değin gelirken, onun yaşamı hakkında fazla bilgiye sahip olamamak bir insan olarak kahrediyor bizi.Yaşadığı döneme damgasını vuran bu Ulu Ozan‟ın yaşamı hakkında nasıl olur da fazla bir şey bilemeyiz. O dönemde var olan Alevi-Bektaşi dergahları, tekkeleri, inandığı dava uğruna çekinmeden başını veren bu Ulu Ozan hakkında hiçbir yere not düşmemişlerdir. Şiirleri bugüne değin gelirken, bu şiirleri söyleyen Ozan hakkında neden çok az şey bilinmektedir. Elbette biliyoruz; Osmanlının Anadolu Alevilerine yaptıklarını, ama şiirler gibi onun gerçek yaşamını da bugünlere ağızdan ağıza taşıyamaz mıydık? Diye sormaktan da kendimizi bir türlü alamıyoruz.
Pir Sultan‟ın şiirlerini, deyişlerini bir deftere yazmadığı apaçık ortada, ki yazılmış olsaydı, defter değilse de, deftere yazıldığı söylentisi günümüze değin ulaşırdı. Söylediği şiirler ve deyişler ilkin ağızdan ağıza dolaşarak sonra da, belki yüzyıllarca sonra cönklere ( Saz ozanlarının kendilerinin ya da başkalarının koşuklarını derledikleri, uzunlamasına açılan, deri kaplı defter) geçirildi.
Can yanacağına mal yansın deriz çoğu zaman. Bildiğimce, araştırdığımca başlamak en iyisi. Anadolu Alevilerinin bu Ulu Ozanını biraz da ben açayım sizlere.
Tarih sayfalarına baktığınız zaman mutlaka dikkat çeken bir şeyle karşılaşırsınız. Her iyinin karşısına bir kötü, her güzelin karşısına da bir çirkin çıkıvermiştir. Her varolanın bir karşıtını görürsünüz. İbrahim Peygamber‟in karşısında Nemrut‟u, Musa Peygamber‟in karşısında Fıravun‟u, İsa Peygamber‟in karşısında da oniki havarilerden öğrencisi de olan Yahuda‟yı, Hz. Ali‟nin karşısında Muaviye‟yi, İmam Hasan‟ın karşısında onu zehirleyen karısı Cude‟yi, İmam Hüseyin‟in karşısında da Şimir ve ona emri veren Yezid‟i, diğer İmamlar‟a baktığınız zaman da sırasıyla Emevi ve Abbasi halifelerini, Ebu Müslim‟in karşısına Abbasi halifesi Cafer Mansur‟u, Nesimi‟nin karşısına Emir Yeşbeğ‟i, Hacı Bektaş Veli‟nin karşısına İnkar Sarı‟yı, Şeyh Bedrettin‟in karşısına Osmanlı padişahı Çelebi Mehmet‟i, Şah İsmail‟in( Şah Hatayi) karşısına Yavuz Selim‟i, Pir Sultan‟ın karşısına da Hızır Paşa‟nın çıktığını görürüz.
Bu gelişen sürece baktığımız zaman; dünya varolduğu andan beri süregelen zalim ile mazlumun veya mazlumun yanında olanların mücadelesine tanık oluruz. Ama gerçekler, tarihin karanlıklarından ve kanlı sayfalarından öyle veya böyle tüm gerçekleriyle birlikte bize ulaşmaktan geri kalmaz.
Pir Sultan Abdal hakkında şimdiyece çeşitli araştırma kitapları yayımlandı . Ama kaynağın az olması yazılanların da ne denli gerçek olduğunu kuşkuya düşürüyor.
Pir Sultan Abdal üzerine ilk önemli çalışmayı 1929 yılında Sadettin Nüzhet Ergun yapmış, 105 şiir yayımlayarak şair üzerine bilgiler verilmiştir. İkinci önemli çalışmada Pertev Naili Boratav ile Abdülbaki Gölpınarlı‟nın birlikte hazırladıkları 1943‟de yayımlanan Pir Sultan Abdal adlı kitaplar olmuştur. Diğer yayınlar ise: Pir Sultab Abdal, Abdulbaki Gölpınarlı, Varlık Yayınevi Pir Sultan Abdal, Cevdet Kudret, Yeditepe Yayınevi Pir Sultan Abdal, Cahit Öztelli, Milliyet Yayınevi Sabahattin Eyuoğlu‟nun ölümünden önce hazırlayıp bitiremeden bıraktığı bir seçmeler kitabı dostlarınca tamamlanıp Cem Yayınevi tarafından Azra Erhat‟ın sunu yazısı ve İlhan Başgöz‟ün Önsözüyle basılmıştır.
Pir Sultan Abdal hakkında araştırma yapan yazarlardan İbrahim Aslanoğlu- Pir Sultan Abdallar adlı kitabıyla, Sabahattin Eyuboğlu- Pir Sultan Abdal adlı kitabıyla ve A. Celalettin Ulusoy- Yedi Ulu‟lar kitabındaki anlatımıyla ve daha nice araştırmacımız bu Ulu Ozanımızın halkımız tarafından öğrenilmesine ışık tutmuşlardır.
Anadolu halkının bağrında açmış bir kızıl güldür Pir Sultan, diye tanımlar Sabahattin Eyuboğlu. Ortaya koyduğu kişiliğiyle, özüyle, sözüyle bir dava adamı olan Pir Sultan Abdal‟ı ona layık olacak biçimde anlatmak gerçekten çok zor.
Anadolu'da Pir Sultan veya Pir Sultan Abdal mahlasını kullanan birden fazla halk ozanının olduğunu biliriz ve bunlar:
1- Pir Sultan‟ım Haydar (Çorum yöresinden)
2- Aruz şairi Pir Sultan Abdal (Köy şairinden ziyade medrese eğitimi almış şehirli biri)
3- Pir Sultan Abdal (Divriği yöresi)
4- Abdal Pir Sultan ( XVIII. Yüzyılın ikinci yarısı veya XIX. Yüzyılın başında yaşamış olduğu sanılıyor)
5- Pir Sultan Abdal ( Bu şair de, asılmasını ve asıldıktan sonraki olayları anlatıyor.)
6- Pir Sultan
Asıl anlatmak istediğimiz Pir Sultan, kendisini bu mahlasla tanıttığı ve tanıyanların da sadece Pir Sultan Abdal değil, Pir Sultan dediği şairdir.
Bizim için de önemli olanın Hızır Paşa' nın astırdığı Pir Sultan'dır.
Bizim konumuz da zaten "Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan" dizesini söyleyen Devrimci Halk Ozanı Pir Sultan'dır. Ama alışık olduğumuz üzere Pir Sultan değil, Pir Sultan Abdal diye de ünlemekteyiz ozanı.
Bazı araştırmalara göre 1480-1550 yıllarında yaşadığı sanılan Pir Sultan, Yavuz Selim ve Kanuni Süleyman döneminin en canlı tanıklarından birisidir. Bazı kaynaklar da da Pir Sultan‟ın 1547 – 1551 veya 1587 – 1590 yılları arasında idam edildiği kabul görmektedir.
Katliamların günbegün arttığı bir dönemde halka yüreğini açan bir insanın sessiz kalması elbette ki düşünülemez. Pir Sultan'ın, Horasan yöresinden Azarbeycan'in Hoy kasabasına geldiği ve oradan da ailesiyle birlikte Anadolu'ya göçüp Sivas'ın Yıldızeli'ne bağlı Çırçır nahiyesinin Banaz köyüne yerleştiği sanılıyor. Yine bazı kaynaklarda O‟nun Banaz‟da dünyaya geldiği yönündedir. Asıl adının Haydar olduğu, Pir Sultan mahlasını daha sonra çalıp söylemeye başladığında aldığı üzerinedir.
Yıldızdağı eteklerinde , Çırçır‟a kırksekiz kilometre uzaklıkta, çoğu tek katlı kerpiç evleri, soğuktan korunmak için yarı yarıya toprağa gömülü bir köy. Banaz‟da bugün Pir Sultan‟ın olduğu söylenen bir ev, önünde Ozan‟ın yaşadığı dönemden kaldığına inanılan bir söğüt ağacı, ağacın altında, asasının ucuna takıp Horasan‟dan getirildiğine inanılan bir değirmen taşı vardır. Pir Sultan, yaz aylarının güzel havalarında bu taşın üstüne oturup karısıyla sohbet edermiş. Köylüler bu evi, ağacı, taşı kutsal sayarlar.
Araştırmacı Ali Balım kitabında, Haydar'ın nasıl Pir Sultan olduğu üzerine hikayesi şöyledir.
" Haydar'ın babası, oğlunun seyip gezmesini istemedi. Önüne malları kattı, “git oğlum hayvanları otlat “ dedi, çocuk mallar önünde akşama kadar gezdi yoruldu. Yıldız dağının eteğinde bir çimenlik var idi. Bu çimenlikte bugün Bektaşi U l ularından Seyit Ali Sultan'ın makamı vardır. Bu yer boş değil idi. Çocuk, başını bir taşa koydu, uyudu, azını çoğunu bir Mevla bilir. Manâda kulağına bir ses geldi. Haydar gözlerini açtı ki karşısında bir aksakallı ihtiyar var. Bir elinde bir dolu, bir elinde bir elma. Haydar'a uzattı, “al oğlum bunu iç” dedi. Haydar doluyu iç ti. Uçyüzaltmışaltı damarından bir ateştir yürüdü. Pir öteki elini uzattı elmayı verdi. Haydar elmayı alırken gördü ki Pir'in avucunun içinde bir yeşil ben var. Balkıyıp duruyor. Haydar bildi ki bu Hacı Bektaş Veli'dir. Sarıldı ki elinden öpe. Pir etti. “Oğlum bundan sonra senin adın Pir Sultan olsun, adın dört bir yana yayılsın, sazının üstüne saz, sözünün üstüne söz gelmesin. Ali evladın hakkını almak için Tanrı senin yardımcın olsun. Adını ben verdim, yaşını Allah versin,” dedi, gözden nihan oldu.
"Akşam oldu sabah açıldı, hayırlı sabah canların üstüne açılsın, Haydar evine dönmedi. Arayı arayı buldular. Haydar kendinden geçmiş.Güzel yüzü köpük içinde dalga vurur. Uyandırdılar, eline bir saz verdiler. Anladılar ki, Haydar dolu içmiş. Aşk deryasına düşmüş,inc i mercan satar..."
Hızır Paşa'nın öyküsüne gelince:
Vaktiyle, Hafik ilçesinin Sofular köyünde Hızır adında bir genç varmış. (Bazı kaynaklar Hızır‟ın da Banaz köyünden olduğu yönünde görüş belirtiyorlar) . O zamanlar bu köyün halkı Alevi imiş (Osmanlı döneminde Anadolu halkının yüzde sekseni Aleviymiş, ama baskılar, yediden yetmişe katliamlar, hele Yavuz‟un Padişahlığının yanına halifeliği de eklenince zor dönemler yaşamışlar. Takiyye yapıp namaz kılıp, ramazan orucunu tutmaya başlamışlar, özdilleri Türkçeyi bırakıp Arapça-Farsça karışımı Osmanlıcayı konuşmak zorunda bırakılmışlar ve beşyüz yıl sonra bugüne gelinmiş.) Zamanla yoldan çıkmışlar. Onların bu durumunu beğenmeyen Hızır, köyden ayrılmaya karar vermiş, çıkmış yola. Ha şurası, ha burası derken Banaz'a kadar gelmiş. Pir Sultan'ın yanına azap durmuş. Sonra da müridi olmuş. Aradan seneler geçmiş,bir gün Hızır: “Pirim,” demiş; “Sen herkese himmet ediyorsun, her biri çeşitli makamlara geçiyor, ne olur, bana da himmet et, büyük adam olayım, ben de bir makama geçeyim..” PirSultan şöyle bir düşündükten sonra gülümsemiş:”Ulan Hızır, ben dua ederim, belki sen de büyük adam olursun; hatta paşa, vezir de olursun ama, sonunda gelip beni astırırsın.”
Yine de duasını eksik etmemiş. Hızır İstanbul'a gidip saraya girmiş. Ağa, Kapıcıbaşı, Paşa, Beylerbeyi derken Vezir olup Sivas valiliğine atanmış. Pirini unutmamış, haber gönderip huzuruna getirtmiş. Hürmet, izzet ikram derken bir hayli de sohbet etmişler. Yemekte mükellef bir sofra donanmış. Pir Sultan yiyeceklere şöyle bir bakıp hemen geriye çekilmiş. Paşa şaşırmış. “Bir şey mi oldu Pirim?” Pir Sultan: “Hızır”,demiş; “ bu yemeklerde zina kokuyor, içinde yetim hakkı var, sen bunları haram para ile yaptırmışsın. ” Hızır Paşa: ”Yok Pirim” dediyse de dinletememiş . Ama bir hayli de içerlemis. Pir Sultan biraz daha ileri gidip: “Bunları ben değil, köpeklerim bile yemez. İstersen çağı-rayım da gör.” Hemen ünlemiş, köpekler anında gelmişler. Bir tepsiye haram yemek, bir tepsiye de helâl yemek konmuş. Önce haram yemekler getirilmiş. Köpekler şöyle bir koklayıp geri geri çekilmişler. Arkasından helâl yemeklerle dolu tepsi gelmiş. Köpekler onu da kokladıktan sonra, kuyruklarını sallaya sallaya yemeye başlamışlar. Bu hakarete çok kızan Hızır Paşa, hırsını yenemeyip Pirini Toprakkale'ye hapsettirmiş.
Eh. . ne de olsa Piri. Hırsı geçince bir bahane ile affetmek istemiş . Zindandan çıkarttırıp demiş ki: “Bana içinde Şah'ın adı geçmeyen üç deyiş söylersen seni af fedeceğim. Yok, söylemezsen kendin bilirsin.‟‟ Pir Sultan: "Peki öyleyse" deyip tezeneye şöyle bir dokunmuş:
Hızır Paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar Şah'a gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar Şah'a gidelim
Gönül çıkmak ister Şah'ın köşküne
Can boyanmak ister Ali müşkine
Pirim Ali Oniki imam aşkına
Açılın kapılar Şah'a gidelim
Her nereye gitsem yolum dumandır
Bizi böyle kılan ahd ü zamandır
Zincir boynum sıktı hayli zamandır
Açılın kapılar Şah‟a gidelim
Ilgın ılgın eser seher yelleri
Yare selam eylen Urum elleri
Bize peyk geldi Şah bülbülleri
Açılın kapılar Şah‟a gidelim
Çıkarım bakarım kale başına
Mümin müslümanlar gider işine
Bir ben mi düşmüşüm can telaşına
Açılın kapılar Şah‟a gidelim
Yaz selleri gibi akar çağlarım
Hançer aldım ciğerciğim dağlarım
Garip kaldım şu arada ağlarım
Açılın kapılar Şah'a gidelim
Pir Sultan'ım eyder mürvetli Şah'ım
Yaram baş verdi sızlar ciğergahım
Arşa direk direk olmuştur ahım
Açılın kapılar Şah'a gidelim
* * *
Kul olayım kalem tutan eline
Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin diline
Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz.
Allah'ı seversen kâtip böyle yaz
Dünü gün ol Şah'a eylerim niyaz
Umarım yıkılsın şu Kanlı Sivas
Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz
Sivas illerinde zilim çalınır
Çamlıbel'ler bölük bölük bölünür
Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir
Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz
Münafığın her dediği oluyor
Gül benzimiz sararuben soluyor
Gidi Mervan şad oluben gülüyor
Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz
Pir Sultan Abdal'IM BEY HIZIR Paşa
Gör ki neler geldi sağ olan başa
Hasret koydu bizi kavim kardaşa
Kâtip ahvalimi Şah'a böyle yaz
* * *
Karşıda görünen ne güzel yayla
Birdem süremedim giderim böyle
Ala gözlü Pirim sen himmet eyle
Ben de bu yayladan Şah'a giderim
Eğer göğerüben bostan olursam
Şu halkın diline destan olursam
Kara toprak senden üstün olursam
Ben de bu yayladan Şah a giderim
Bir bölük turnaya sökün dediler
Yürekteki derdi dökün dediler
Yayladan ötesi yakın dediler
Ben de bu yayladan Şah'a giderim
Dost elinden dolu içmiş deliyim
Üstü kan köpüklü meşe seliyim
Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim
Ben de bu yayladan Şah'a giderim.
Alınmış abdestim aldırırlarsa
Kılınmış namazım kıldırırlarsa
Siz de Şah diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan Şah‟a giderim
Pir Sultan Abdal'ım dünya durulmaz
Gitti giden ömür geri gelinmez
Gözlerim de Şah yolundan ayrılmaz
Ben de bu yayladan Şah'a giderim
* * *
Hızır, Piri affetmeye hazırlanırken onun inadına söylediği üç deyişte de Şah kelimesini kullanması karşısında çileden çıkmış. Büyük bir çıkmazda olduğunu görmüş. Bir yandan da koskoca bir Osmanlı İmparatorluğunun Paşasıymış. Yanındaki efradına emretmiş." Asın bunu"
Hızır Paşa'nın asın bunu demesi Pir Sultan Abdal'ı hiç de korkutmamış. Zaten O Hızır'ı İstanbul'a gönderirken görmesi gerekeni görmüşmüş. Ağrına gitmemiş, Garip garip, ben sana demiştim manasıyla bakmış.
Pir Sultan Abdal asılmaya giderken de yine tutamamış kendini:
Bize de Banaz'da Pir Sultan derler
Bizi kem kişi de bellemesinler
Paşa huddamına tembih eylesin
Kolum çekip elim bağlamasınlar .
Hüseyin Gazi Sultan binsin atına
Dayanılmaz çarhı felek zatına
Bizden selam söylen ev külfetine
Çıkıp ile karşı ağlamasınlar
Ala gözlüm zülfün kelep eylesin
Döksün mah yüzünen ikap eylesin
Ali Baba Hak'tan dilek dilesin
Bizi dar dibinde eğlemesinler
Ali Baba eğer söze uyarsa
Emir Huda'nındır beyler kıyarsa
Ala gözlü yavrularım duyarsa
Alım çözüp kara bağlamasınlar
Surrum işlemedi kaddim büküldü
Beyaz vücudumun bendi söküld