Ana İçerik:

Sayfa: [1]

YEDİ ULULAR(1)

YEDİ ULULAR(1)
« : Mayıs 19, 2009, 02:58:37 pm »

Araştırma Dosyası: Yazan Sadık Erenler
ALEVİLİKDE YEDİ ULULAR
Yedi Ulular, Alevi-Bektaşi toplumu içerisinde ''Yedi Ulu Ozan'' olarak ün yapıp, verdikleri eserlerle Alevilik yolu ve erkanına ışık tutmuşlar ve bizlerin gönlünde gereken kutsal mekana oturmuşlardır. Ama şu yanlış anlaşılmamalıdır; Alevilik-Bektaşilik yolunun yazılı edebiyatına baktığınız zaman Yedi Uluların dışında da nice değerlerimiz vardır. Biliyoruz ki, bu Uluların dışında var olan ozanlarımızın eserlerinin de Hz. Ali ve Ehl-i Beyt'ine sevgi ile dolu olması, Alevi-Bektaşi yolunu ve tasavvuf felsefesini büyük bir coşkuyla işlemeleri ve bunu ustaca kullanmaları aynı hak ettikleri değeri onlara vermemize asla engel değildir. Ama Alevilerce kutsal olan yedi sayısının bu Ulularla vücut bulması bu sayıyla anılmasını da gerekli kılmıştır düşüncesindeyim. Yedi Uluların içinde veya dışında sayılması hiç bir ozanımızın ve aşığımızın bizim gözümüzdeki değerini de değiştirmez.
Yedi Ulular, değişik dönemlerde yaşamışlardır. Ama verdikleri tasavvufi eserlere bakıldığı zaman, kullandıkları sade dil ve işledikleri konu içerik olarak birbiriyle uyum içindedir. Çünkü Uluların tümünde bir Yaradan aşkı ve O'na duyulan muhabbet vardır. İlahi aşkı yaşayan bu Ulular, Alevice deyimle İnsan-i Kamil mertebesine de erişmişlerdir.
Gerçekler her zaman acı vermiştir insanoğluna. Ama gerçekleri duymaktan, gerçekleri yaşamaktan da geri kalmamışızdır çoğu zaman. Bizim tarihsel sürecimize baktığımızda, çok bilinmiyenli denklemlerin önümüze uzatıldığını görürüz. Zorlanırız, kaygılanırız, direniriz, üzülürüz ama sonunda gereken neyse onu yapar, çözer ve rahatlarız. Salt Yedi Ulular değildir haklarında az şey bildiğimiz veya çok şey bilmediğimiz. Sazıyla, sözüyle, onurlu direnişiyle hakların eşitliği ve özgürlüğü temelinde Aleviliğin bayraktarlığına sıvanan ve hiç bir taviz vermeyen nice nurlu insanımızın ( Işık İnsanları) ne doğru dürüst, ne zaman, nerede doğduklarını biliriz, ne de ne zaman Hakk'a kavuştuklarını. Her kaynak başka bir tarihi, başka bir yeri işaret eder, dolayısıyla da okuyucuda kuşkular oluşur, acaba hangi tarih doğrudur, hangi araştırmacı doğru yazıyor, diyerek. Umarız, kurulan Alevi akademileri ve Enstitüleri bu sorunları çözecek ve Alevilik-Bektaşilik yolunda yapacakları doğru, yerinde değerlendirme ve tesbitlerle gelecek kuşaklara daha sağlam bilgi aktarımına olanak sağlayacaklardır.
SEYYİD NESİMİ:
Seyyid Nesimi, Alevi-Bektaşi toplumunun kutsal bir şairi olarak kabul görür. Okurlara kesin bilgiler sunmak ne yazık ki mümkün değil. A. Celalettin Ulusoy, ''Yedi Ulular'' adlı eserinde; Nesimi'nin doğum yerleri hakkında değişik bilgiler ileri sürer. ''Tuhfe-i Nail'' adlı eserde ve ''Latifi Tezkeresinde'' Bağdat yakınlarındaki ''Nesim'' köyünde doğduğu, Aşık Çelebi'nin ''Meşarü's-Şu'ara'' ve Ali Emiri'nin ''Esami-i Şu'ara'i Amid'' adlı eserinde Diyarbakırlı olduğu, Abbas El-Azzavi'nin ''Tarihu'l-İrak'' isimli kitabında İran sınırları içindeki Tebriz'de dünyaya geldiği, Bursalı Tahir Bey de, ''Osmanlı müellifleri'' adlı kitabında Nesimi'nin Nusaybinli olduğunu yazmakta, Selman Mümtaz da ''Nesimi Divanında'' O'nun Şirvan'da doğduğunu olası görmekte. Yedi Ulular'da ise, Nesimi'nin bir Azeri Türkü olduğu kabul görmektedir.
A. Celalettin Ulusoy, haklı bir gerekçe ileri sürerek doğum tarihlerine ve nerede doğduklarına takılıp kalınmaması gerektiğine işaret ediyorsa da, yine de hangi dönemde yaşadığına dair ipucları vermenin bir sakıncası da yoktur. Şöyle ki: Bazı kaynaklar 1369 – 1417 tarihini gösterirken, bazı kaynaklar da 1345 – 1418 tarihini göstermektedir. En azından Hakka yürüme tarihinde büyük benzeşme vardır. Nesimi'nin neler yaptığı, neleri nasıl ve niçin söylediği bizim için önemlidir diye düşünmekteyiz. Nesimi'nin, Muhammed Ali kavramına gönülden bağlı ve o aşkın her şeyin üzerinde olduğu, onun bu dönülmez yolun yolcusu olduğunda yatmaktadır.
Nesimi, özde inandığı Tanrı aşkını coşkun bir dille topluma aktardığıdır. Yazı dili Türkçedir, Azeri lehçesiyle yazmaktadır. Halkın inancına göre; Nesimi'nin Seyyidlik ünvanını Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in soyundan geldiği için aldığı yönündedir. Tüm şiirlerini Tasavvufi bir anlayışla ele alırken, İslam şeriatı ile bağdaşamadığını da şiirlerinde açıklıkla ortaya koymaktadır. Onun da ağzından Şah kelimesi eksik olmaz.
Her kim sığındı sıdk ile Şah-i Velayet'e
Aynı- el-yakin irişdi tarik-i hidayete.
----------------------------------------------------
Seyyid Nesimi Şah'a kul ol, ta ki eydeler,
Ahsente, Barek Allah o akl-ü kifayete.

Nesimi'nin, İran, İrak, Azerbeycan ve Doğu Anadolu'da dolaşıp inandırıcı ve büyüleyici konuşma tarzı ile dinleyenleri etkileyip kendilerinden geçirdiği yönündedir. Ününün o coğrafyalarda yayıldığı, hatta sayıların ve harflerin batıni anlamları olduğunu ileri süren Hurufiliğin de yayıcılarından olduğu kaynaklarca doğrulanmaktadır.
Düşünür Pythgoras'tan gelen sayı mistikliği, (sayı gizi, sayıların gizli anlamları) İslam düşüncesinde Esterabatlı Fazlullah'ın eliyle Hurufilik oldu. Her harf bir sayıyı karşılıyor, her sayı bir sözü anlatıyordu. Açıkça söylenemeyen söz, sayılarla harflerin ardına gizlenmişti. XIV. Yüzyılda yaşamış olan Fazlullah; sayılar, harflerle anlatmak istediğini açık söylemek istediğinde karşımızda şu anlamda ifadesini buluyordu. ''Biz, evrenin Tanrısı
olarak insanı bulduk.''
Hurufiliğe göre, var olan herşey sesten doğmuştur. Ses ise, en gelişmiş halini sözde bulur. Sözü ise ancak insan kullanır. Söz harflerden vücut bulur. Sözün aslı harftir.
Nesimi, Fazlullah'ın ''Cavidan-name'' sinden etkilenmiş ve hurufiliğe esrarlı ve felsefi anlam ve nitelik veren şiirler yazmıştır. Yazılan bu şiirlerdeki hurufilik teması Alevi inancı ve Tasavvuf felsefesine paralel bir doğrultuda büyük bir coşku ile işlenmiştir. Nesimi'ye göre; Allah Künt-ü kenz -gizli hazine halinde iken mutlak olan, sonsuz olan güzelliğini görünür hale getirdi. Bu alem içinde insan Tanrının varlığına girebilme yeteneğine sahip oldu. Tanrının güzelliğini yansıtır hale geldi. İnsanın özünü kuran, sesti. Ses ise insanda söz olarak gerçekleşti. Bu itibarla Allah'ın ilk görünüşü ''Kelam'' (Dil, Kur'an) suretinde oldu. Kelam ile ortaya çıkış harflerle belirlendi. Böylece Allah'ın diğer bir tecellisi olan kamil insanın yüzünde Kur'an'ın 28 harfi görüntü verdi. (A. Celalettin Ulusoy, Yedi Ulular)
Nesimi'nin yazmış olduğu şiirleri şarkı ve nefes ile bestelenmiştir. Ama o şiirlerini inancını yaymak için yazmamıştır. Yazdığı şiirlerle nasıl inandığını açıkça ortaya koymaktan da kendini alamamıştır. Yüreğindeki Yaradan sevgisini nasıl içinden geldiyse o haliyle coşkulu ama abartmadan ifade etmesini bilmiştir.
O Tanrı ve insanı iki parça olarak değilde bir bütün olarak tasavvur etmiştir. Gönlünde Tanrıya muhabbet besleyenin tek bir varlığa inanması kadar doğru bir şey olamaz. Birliğin ve benliğin ancak Tanrıya yakıştığı, onda vücut bulduğu gerçeği yadsınamaz. Sonsuzluğun içinde Tanrı vardır.
Enel- Hakk kavramına kendini öylesine adamıştır ki; bunu söylemek onda bir saplantı haline gelmiştir.
''Daim Enel-Hakk söylerem Hakk'dan çü Mansur olmuşam''
''Kimdür beni berdar iden bu şehre meşhur olmuşam''
Hallac-ı Mansur'un geçtiği sırat köprüsünden geçmeye dünden razı gibidir. Sonu da pek ona benzer.
Nesimi,Kah Farsça kah Türkçe dilini kullanmış, asla sade ve öz yazmaktan taviz vermemiştir. XIV. Ve XV. Yüzyılın en büyük şairlerindendir.
Yazılı kaynaklar yok denecek kadar azdır, olanı da şeriatçı zihniyetler yakmaktan, yok etmekten çekinmemişlerdir.
Bazı rivayetlere göre; Nesimi, II. Murat döneminde (Fatih Sultan Mehmet'in babası) Konya ve Ankara'ya geldiği, hatta Hacı Bektaşı Veli Dergahını ziyaret ederek Mürsel Bali ile de görüştüğü yönündedir.
Nesimi'nin İslam şeriatı ile barışık olmadığını biliyoruz. Düşüncelerini dile getiren şiirleri, gazelleri yaşadığı dönemin egemenleri tarafından onun dinsiz olduğu, Kur'an hükümlerine ve şeriat ilkelerine karşı çıktığı yolunda yorumlanarak suçlamalara maruz kalmıştır.
Din uleması Hilal oğlu Şihbü'd- Din'in verdiği fetva uyarınca Mısır hükümdarı Şeyh El-Müeyyed: ''Derisi yüzüle, ölüsü Haleb'de 7 gün teşhir
edile, yer yer durumu her canibe duyurula, sonra vücud uzuvları parçalana, birer parçası imanlarını tağyir (değiştirmek,başkalaştırmak, bozmak) ettiği Zülkadiroğlu Ali Beğ'le kardeşi Nasurü-d-Din'e ve Kara Yülük Osman'a gönderile,'' diye ferman yollar. Bu ferman en kısa sürede infaz edilir.
Bir rivayete göre; yüzülen derisini eline alan Nesimi, Halep şehrinin 12 kapısından aynı anda çıkarken görülmüştür. Yoldan geçen birisine,''Gerçek Kabe'nin yolcusuyuz,'' deyip elindeki yüzülen derisini de göstererek, ''İhramımız budur,'' (Kabe'ye girerken hacıların örtündükleri dikişsiz bürgü)
diye de eklemiştir.
Nesimi'nin Şiirleri:
Kaynaklara göre; Nesimi'nin Farsça ve Türkçe ile yazılmış iki divanı korunarak günümüze değin ulaşmıştır.
Aşağıdaki şiiri okuduğunuzda bir meydan okuma görürsüz Nesimi'de. Her şeyi önceden sezenlerin vakarıyla taviz vermez bir duruşun simgelenişini duyumsarsınız dizelerinde. İnandığı davanın önlenemez, engellenemez bir direnişi vardır yüreğinin sesinde. O ki inanmıştır, sürdürecektir davasını mahşere kadar.
Canım Erenlere kurban
Serim meydanda meydanda
ikrarım ezelden verdim
Canım meydanda meydanda
*
Yanarım yoktur dermanım
Gönlümde yoktur gümanım
İstersen al malım canım
Varım meydanda meydanda
*
Kellem koltuğuma aldım
Kan ettim kapına geldim
Ettiğime pişman oldum
Darım meydanda meydanda
*
Münkir rakipten kaçın
Müminim hulle biçin
Ben bülbülüm bir gül için
Zarım meydanda meydanda
*
Gerçek olan olur gani
Gani olan olur veli
Nesimi'yem üzün beni
Derim meydanda meydanda
* * *
Ben yitirdim ben ararım yar benimdir kime ne
Gah giderim öz bağıma gül dererim kime ne
*
Gah giderim medrseye ders okurum Hakk için
Gah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne
*
Sofular haram demişler bu aşkın şarabına
Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne
*
Ben melamet hırkasını kendim taktım eynime
Ar-ı namus şişesini taşa çaldım kime ne
*
Hocalar secde eder mescidin mihrabına
Pir eşiği kıblegahım yüz sürerim kime ne
*
Gah çıkarım gökyüzüne hükmederim aleme
Gah inerim yer yüzüne yar severim kime ne
*
Zahidler diyormuş ki güzel sevmek pek günah
Ben severim sevdiğimi günah benim kime ne
*
Nesimi'ye sordular ki yarin ile hoş musun
Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne
* * *
Nesimi'nin Kerbela olayını anlatan Farsça bir ağıtı da vardır
Muharremiye
Saçdı bu aleme yine muşg-i siyeh sema,
Kadd-i benefşe oldı gam ü derd ile dü-ta.
*
Kan doldı lalenin ciğeri derd ü dağ ile,
Sarardı sayru oldı çemenler çü keh-rüba.
*
Zerd oldı yine şahid-i simin ber-i çemen,
Geydi biri kızıl, biri saru biri kara.
*
Gelmez bu gül-sıtana dahi gonca ganc ile,
Gelmez bu asıtana nükhet-i saba.
*
Avaz u savt ü nutkını unutdı andelib,
Meclisde çenge çeng urur isen dimez sada.
*
Sürmez sürud zevkini bülbül neşat ilen,
Görmez huzur vaktini gül bülbülin reva.
*
Susen dilin çıhardı, ne dir erguvana gör,
Yahma elün hinaya Muharrem'de kıl haya.
*
Cevr itdiler bu ayda çü Al-i Muhammed'e,
Ger mü'min isen ağla, di-gil: ''Va musibeta''
*
Ali-i Muhammed'e nice zulm etdi ol Yezid,
La'net anın vücudına, her subh u her mesa.
*
Gonce çemende dop-dolu kan bağrı derd ile,
Bülbül ağaçta nale kılur: ''Ah ü hasrata''
*
Nergis, çemende uyhuya varmaz bu derd ile,
Gül-şende gül gülerse dutar yüzlerin büka.
Ol gündürür bu gün ki şehid oldı Şah-i Din,
Ol demdürür bu dem ki dem ahdı be-misl-i ma.
*
Ol gül budağı kim var anın iki goncesi,
Biri Hasen'dürür, birisi Şah-i Kerbela.
*
Zeynü'l-ibad ü Bakır ü Sadık İmam-i Hak,
Musi-i Kazım, ol Şeh-i Din Musi-i Riza.
*
Şahum Takıyy ü ba-Naki hem Şah-i Askeri
Sultan-i Din Muhammed-i Mehdi-i mukteda.
*
Her kim ki sevdi can ile Al-i Muhammed'i,
Yarın şefi olur ana mecmu-i enbiya.
*
Ah eyle ah, gör nicedir alemin işi,
Kim Al-i Mustafa'ya müselman kılur cefa.
*
Sen kim Resul'in alini sevmezsen ey pelid,
Taat ü zikr hayrun olur cümleten heba.
*
Ger gark-i bahr-i ma'siyet isen Nesimi sen,
Gam yime kim şefi'dürür sana Mustafa.
* * *
Pir divanına uğradım
Pirin divanı güldür gül
Oturmuş köşk sarayına
Taht-ı revanı güldür gül
*
Gülden terazi tutarlar
Gül alırlar gül satarlar
Gül ile gülü tartarlar
Çarşı pazarı güldür gül
*
Kurusu güldür yaşı gül
Toprağı güldür taşı gül
Has bahçenin içindeki
Servi çenarı güldür gül
*
Gülden değirmen döndürür
Gine gülden gfül övünür
Akar arkı döner çarkı
Bendi pınarı güldür gül
Güle güle Seyyid Nesimi
Haklı nefesleri güldür
Hak oturur mihman canla
Cemil-i canlar güldür güldür
* * *
Erenler şahtan gelirler
Ali derler pirimize
On iki İmam kullarıyız
Münkir ermez sırrımıza
*
Ateş yanıp kazan coşar
Dalga gelir boydan aşar
Şulesi aleme düşer
Bakın bizim nurumuza
*
Pirimiz kırklar yediler
Bu yolu onlar kodular
Bize böylece dediler
Kan kanarsan sırrımıza
*
Baktık aslımız Adem'dir
Kısmetin veren Hüda'mdır
Halifeler piş- kademdir
Tac urdular serimize
*
Mürid mürşidine uydu
Erenler manisin duydu
Münafıklar nice kıydı
Günden güne şarımıza
* * *
Gel beni ağlatma şahım
Ben sana kullar olayım
Gel bana ceylan bakışlım
Ben sana kullar olayım
*
Bir gonca bülbülün idim
Geldim dalında ötmeye
Şanına ağlatma düşmez
Ben sana kullar olayım
*
Açtım zülüfün telinden
Zülüfün ucu mah gibi
Kesip de yabana atma
Ben sana kullar olayım
*
Ey Nesimi can Nesimi
Şu derdime bir çare kıl
Ezelden seni severim
Ben sana kullar olayım
* * *
Ateş-i ışkına yakdın özümü
Halil İbrahim'le nardan gelirem
Ab-ı Kevser ile yudum özümü
Kırkların bezminde dar'dan gelirem
*
Sual eder isen benim sırrımdan
Cümlemizi halk eyledi varından
Yarattı Muhammed Ali Nurundan
Hakk ile Hak olan yardan gelirem
*
Cebrail çerağın almış eline
Muhabbeti gider dostun iline
Hayranın şakıyan dudu diline
Rıdvan kapı açmış şardan gelirem
*
Teni sual etme ol kuru tendir
Canımın içindeki gevher-i kandır
Bu ilmin deryası bahr-i ummandır
Yolu kolaylayan sırdan gelirem
*
Mansur ile varıb dar'e çekildim
Yusuf ile kul oluben satıldım
Ham'da İsa ile göğe çekildim
Musa ile dahi tur'dan gelirem
*
Mahkemede sual sordu kadılar
Kitapların orta yere kodular
Sen bu savn'ı kimden aldın dediler
Ustasından aldım Pir'den gelirem
*
Nesimi'yem ikrarsızdan beriyem
Gerçek erenlerin kemter kuluyam
Ali ravzasının gonca gülüyem
Münkir münafığa Hakk'dan gelirem
* * *
Eğer sual eder isen sırrımdan
Cümlemizi var eyledi varından
Hak yarattı Muhammed'i nurundan
Kandille balkıyan nurdan gelirem
*
Habib'i nurundan yarattı Hüda'm
Salavat veririm ruhuna müdam
Cennetten sürüldü dünyaya Adem
Rıdvan'ın açtığı şardan gelirem
*
Cebrail çerağın alır destine
Seyretmeğe gider dostun iline
Hak nurdan merdiven kurmuş yoluna
Resul'ün kurduğu yoldan gelirem
*
Kandilde balkıyan dostun nurudur
Akıl ermez ona ,Hakk'ın sırrıdır
Din serveri Muhammed'in nurudur
Cennete açılan gülden gelirem
*
Havva'dır anamız Adem'dir ata
Hakk'ın hikmetine akıllar yata
Cennetin illeri öteden öte
Hu deyip çalkalanan selden gelirem
*
Okuyup yazanda çok Hakk'ın ilmi
Okuyup yazmayan ne bilsin ilmi
Tanrı'nın dostu Musa değil mi
Münacaat ettiği Tur'dan gelürem
*
Tenimi sorarsan bir kuru tendir
Can onun içinde gevher-i kandır
Bu ilim dersidir, bahr-i ummandır
Sırrı kal oldukça sırdan gelürem
*
Sıfatlar dağıla taşlat atıla
İns ile cin bir araya katıla
İnsan mantar gibi yerden bitile
Aslımız topraktır, yerden gelürem
*
Mansur ile bile dara takıldım
Yusuf ile hem kul olup satıldım
İsa ile Şam'dan göğe çekildim
Musa ile bile Tur'dan gelürem
*
Kardaşlar böyle teviller düzdüler
Başmağa Ayet-el kürsü yazdılar
Kendi fetvam ile derim yüzdülar
Halep şehri derler şardan gelürem
*
Nesimi'yim ikrarımdan belliyim
Gerçek erenlerin kemter kuluyum
Cennet bahçesinin gonca gülüyüm
Münkir münafıka hardan gelürem
* * *
Vahdet kaynağından dolu içenler
Kanmıştır badeye şarap istemez
Hakikat sırrına candan erenler
Ermiştir mahbuba mihrap istemez
*
Bu yolda can yoktur, canan isterler
Gönül kabesinde erkan isterler
Adem'e secdeyi her an isterler
Başka bir ibadet, sevap istemez
*
Ariftir mushaftan dersler okuyan
Tevrat'ı İncil'i ezber okuyan
Cemal-i mushafı bir bir okuyan
Almıştır fermanı Kur'an istemez
*
Nesimi'yem aşkla zar-u zar olan
Ezel ikrarında ber karar olan
Kiramen katibe yar-ı gar olan
Düşmüştür defteri kitap istemez.

* * *
Kaynakça: A. Celalettin Ulusoy, Yedi Ulular)
Psakd.org / yediuluozan

ŞAH HATAYİ ( 1487 – 1524 )

 Alevilerin Yedi Ululardan biri olarak kabul ettiği ünlü İran hükümdarı Şah İsmail'in yazdığı şiirlerinde kullandığı mahlas Hatayi'dir.
Hatayi, diğer adı Şah İsmail, 17 Temmuz 1487 yılında İran'ın Erdebil şehrinde tanınmış bir Azerbeycanlı ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Baba tarafından Şeyh İshak Seyfettin'in (Safiyüddin) Erdebili'nin soyundandır. Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar, dedesi ise Şeyh Cüneyt'dir. Hatayi, anne tarafından da o devrin en köklü ve tanınmış bir ailesine mensuptur. Anası Alemşah Halime Begüm Sultan, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın kızı, Sultan Yakub'un da kız kardeşidir.
Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın Şirvan Hükümdarı Ferruh Yesar ile arası açılır. Aynı zamanda da kaynı olan Akkoyunlu hükümdarı Yakup, Şeyh Haydar'a karşı Şirvan hükümdarına yardım eder. Kaynı tarafından ihanete uğrayan Şeyh Haydar, 1488 yılında yapılan savaşta yenilir ve öldürülür. Şeyh Haydar'ın geride kalan karısı ve üç oğlu; 2 yaşına yaklaşan İsmail ve abileri Sultan Ali ve İbrahim Vali tarafından Şiraz'da 3 yıl mahkum edilirler. Akkoyunlu hükümdarı Yakup ölünce yerine oğlu Rüstem Mirza geçer ve Şeyh Haydar ailesinin desteğinden yararlanmak için üç kardeşi hapisten kurtarır. İsmail'in ağabeyi olan Sultan Ali, Akkoyunluların yanında katıldığı iki savaşı da kazanınca Tebriz'e döner ve orada krallara layık bir törenle karşılanır ama halkın gösterdiği bu ilgi Rüstem Mirza'nın dikkatini çeker ve işkillenir. Halkın üzerinde manevi bir gücü olan aileden korkması gerektiğini düşünerek onları ortadan kaldırmanın yollarını arar. Sultan Ali, Rüstem Mirza'nın hareketlerinden durumu sezerek kardeşlerini de yanına alıp ata yatağı Erdebil'e kaçarlar.
Sultan Ali'nin kaçış yolunda olduğunu çaşıtlarından öğrenen Rüstem Mirza, asker salar ardlarından. Sultan Ali, askerlerin kendisini ve kardeşlerini ele geçireceklerini anlayınca, iki kardeşini yanındaki müridleriyle Erdebil'e gönderir ve kendisi geride artçı kalarak askerlerle çatışır ve öldürülür.
Sağsalim Erdebile varan İsmail ve kardeşi oradaki müridlerince korumaya alınır. Ama Rüstem Mirza tarafından sürekli izlendikleri için oradan da kaçarak ilkin Bağru Dağına, ardından da sırasıyla Gilan, Gaskar, Reşt ve Lahican'a götürülürler. Lahican'ı mekan tutan İsmail, Gilan hükümdarı Mirza Ali'nin sarayında misafir edilirler. Orada Lala Hüseyin adlı bir öğretmenden özel eğitim almaya başlar. Sonra o dönemin tanınmış alimlerinden dini, siyasi ve askeri dersler alır. Müridler her nerede olursa olsun onu yalnız bırakmamakta sürekli görmeye gelmektedirler. Akkoyunlu hükümdarı Rüstem Mirza, bir türlü ele geçiremediği iki kardeşin Lahican'da olduğunu öğrenip oraya asker çıkarmak isterken 1497 yılında öldürülünce, İsmail artık harekete geçmenin zamanının geldiğini anlar ve müridlerini toplayarak ilkin Hazer kıyılarındaki Aravan'a, sonra da Erdebil'e gelir. Bu arada Şii olan Türk aşiretleri de kendisine katılmışlardır. Kendi ailesine ve oradaki şiilere yapılan eziyetlerin öcünü almak için harekete geçer. 1500 yılının yazında Şamlı ve Rumlulardan 2 bin kadar Kızılbaşla Karabağ, Kağızman, Tercan yolu ile Erzincan'a gelir. Burada Kızılbaşlar ve Karabağ süvarilerinden oluşan 7 bin askerle Şirvan'a hücum edip babasının öcünü alır. 1502 yılına değin çetin bir mücadele vererek Azerbeycan şehri Baku'yu ele geçirmiş, Nahcivan'da da Elvend beyi yenmiş olarak Tebriz'e gelip şahlık tacını giyer.
İran'da Safevi Şahı tacını giyince egemeni olduğu ülkenin sınırlarını genişletmek ve inandığı 12 İmam Şiiliğini yaymak için çalışmalara başlar.
Dur durak bilmeyen Şah İsmail, 1502'nin ilkbaharında Fars ve Irak'ı, Acem hükümdarı Murad beyi yenerek de Şiraz'ı alır. 1507 yılında Erciş, Ahlat ve Bitlis'i alarak Elbistan'a oradan da Tokat'a kadar ilerler. Osmanlı padişahı ile barış anlaşması yapmak istemişse de kabul edilmez. 1510 yılında Merv'de Özbek hanı Şiybani'yi yenmiş, Horasan'ı da topraklarına katmıştır.
Anadolu toprakları üzerinde de yoğun bir Alevi nüfusu yaşamaktadır. Şah İsmail burada da Şiilik propagandası yapmaya başlar. Anadolu'nun Alevi halkı, kendi dilinden konuşan, kendisiyle aynı inancı yaşayan bu genç insanı görmek, onun soluduğu havayı solumak, Ehl-i Beyt için söylediği deyişleri - duazı imamları dinlemek için akın akın yollara düşüyorlar, onu gördüklerinde içlerine dayanılmaz bir huzur akışının dolduğunu seziyorlardı. Temelini atalarının attığı Osmanlı İmparatorluğu artık onları görmez ve duymaz olmuştur. Hiristiyanlara ve Musevilere gösterilen inanç özgürlüğü onlar için rafa kalkmıştır. Osmanlının gösterdiği tek hoşgörü ''Gayri Müslim'' dediklerinedir. Kendi dininden olan ama Sünni İslama yanaşmayan Alevi kesimi o topraklar üzerinde üvey evlat muamelesi görmektedir.Bir de ekonomik koşullar o topraklarda yaşayan herkes için giderek kötüleşmiş. Bu açıdan bakılınca Şah İsmail cankurtaran gibi gelir kendilerine. Şah İsmail de kendi inancından olan bu insanları inançsal özgürlüğe kavuşturmak için kucak açar ve Anadolu'da hüküm süren Osmanoğulları ile çatışmaya girer. Osmanlıdan hoşnut olmayan Anadolu Alevisi ise, Şah İsmail'i kendi kaderleri olarak belirlerler ve ona yüreklerini açarak yanında yer almaya karar verirler. Zaten Anadolu'nun bazı kesimlerinde toplumsal
hoşnutsuzluklar baş gösterip yer yer isyanlar çıkmaktadır. Trabzon'da sancak beyi olan şehzade Yavuz Selim, Anadolu'nun yavaş yavaş elllerinin altından Safevi Şahı İsmail'e doğru kaydığını anlar ve Osmanlı tahtında oturan padişah babası II. Beyazit'in hiç bir şey yapmadığını görerek onu tahtından indirir, kardeşleriyle yaptığı taht kavgalarını da kazanarak Osmanlının yeni padişahı ünvanını alır.
1514 yılında Çaldıran denilen yerde yeni Osmanlı padişahı Yavuz Selim'in top-tüfek kullanan ordusu ile meydan savaşına girişen Şah İsmail, ateşli silah kullanmadığı için yenilir ve savaş meydanını terkeder.
Şah İsmail'in Çaldıran savaşında 12 İmamı temsilen 12 dilimli kızılbörkü başına taktığı da rivayetler arasındadır. Diğer bir rivayete göre de, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın 12 dilimli börk giydiğidir.
Tüm maddi ve manevi gücünü yitiren Şah İsmail, yeniden çevresindeki komşularıyla kültürel ve siyasi ilişkiler kurmak isterse de Çaldıran savaşı yenilgisinin kendisi için sonun başlangıcı olduğunu anlar ve oğlu Tahmasb'ı kendine halef seçip ülke yönetiminden vazgeçerek kendi içine çekilir. 1924 yılında ziyaret amacı ile geldiği Erdebil'de Hakk'a yürüdü ve büyük dedesi Şeyh Safiyüddin'in türbesi yanında toprağa verildi. Bazı kaynaklar Şah Hatayi'nin Azerbeycan'da Hakk'a yürüyüp sonra Erdebil'e götürüldüğü yönündedir.
Araştırmacı Nejat Birdoğan, 1991 yılında Can yayınlarında çıkan Şah İsmail Hatayi adlı kitabında Şah Hatayi'yi şöyle anlatmaktadır:
'' Müridleri İsmail'i ve İbrahim'i kaçırıp gizlediler. İsmail bu sırada altı yaşında idi. Onu Erdebil'in Anadolu (Rum) mahallesinde Ebe adındaki bir kadın gizliyordu. Ancak bulunması olasılığı belirince İsmail Gilan'a kaçırıldı. Orada da altı yıl kaldı. Hep ziyaret edildi. Bu aralarda Akkoyunlu yönetiminde baş gösteren saltanat boğuşması İsmail'in işine yaradı. 1499'un ağustosunda oniki yaşında iken Gilan'dan ayrıldı. Hazar Denizi'nin batısındaki Tarum'a geldi. Yanında müridleri de vardı. Yolculuğu halhal üzerinden Erdebil'e dayandı. Ancak Erdebil valisi kendini içeri almadı. İsmail, Hazar kıyısına Ercuvan'a gitti.1500 yılının amansız kışını orada geçirdi. Amacı Anadolu'ya gitmekti. Anadolu'daki yandaşlarına Erzincan'a gelmeleri için ulaklar yolladı. Kendisi de bir gece yola çıkıp Sa'd Çukuru (Erivan-Iğdır), Kağızman, Erzurum, Tercan üzerinden Sarıkaya yaylasına geldi. Bu yolculuk sırasında hiç bir zorluğa uğramadığı gibi, onüç yaşındaki bu kişilik Anadolu'yu sevinçten ve umuttan ayağa kaldırıyordu. Anadolu Erzincan'a akıyordu. Sivas, Amasya ve Tokat'tan Ustacalu, Samlu, Rumlu Türkmenleri, Antalya'dan Teseli Türkmenleri, Maraş'tan Zülkadir Türkmenleri bölük bölük geliyorlardı. İşte Safavi Devleti'ni bu Orta ve Güney Anadolu Türkmenleri kurdular.''
Sayın Nejat Birdoğan Şah Hatayi ile Osmanlı padişahı II.Beyazit'in arasının iyi olduğunu, hatta Şah Hatayi'nin padişaha ''baba'' diye hitap ettiğini
belirtiyor.
Bazı kaynaklar da, II. Beyazit'in Bektaşi tarikatına bağlı olduğunu yazıyorlar.
Alevi- Bektaşi yazılı edebiyatında öğretici (Didaktik) ve duygulu, coşkulu (Lirik) şiirler yazan Şah İsmail, her iki şiir ölçüsünü de (Hece vezni, Aruz vezni) başarıyla kullanmıştır. Şiir dili bazen Türkçe, bazen Farsçadır. İyi bir eğitimden geçtiği şiirlerinin güçlü anlatımlarında kendini göstermektedir. Halk dilinde yazdığı nefesler son derece sade ve akıcıdır. Şiirlerinde bazen bir kahraman, bazen halktan biri, bazen de savaş meydanlarında zafer kazanmış kahramanların duruşu vardır. Ama genel anlamda hoşgörüyü şiirlerinin derinliklerinde sezinleten alçakgönüllü bir dervişin sevdiklerine seslenişi vardır.
Şiirlerinde Hatayi mahlasını kullanmasının nedenini A. Celalettin Ulusoy şöyle açıklamaktadır. '' Hatayi'nin anlamı: Çiçek, çiçekle yapılan süsleme. Hin kumaşı anlamına da gelmektedir. Çeşitli inanç sistemlerinin ayrı ayrı güzel ve kokulu bir çiçek gibi olduğunu, insanlığın mutlu olması için bu çiçeklerin ahenkli ve anlamlı olarak bir araya gelmesi gerektiğine inanan Şah İsmail'in Hatayi mahlasını bu amaçla kullandığı söylenmektedir. Bazılarına göre ise; bitkilerden, ipek böceklerinden, koyunlardan alınan liflerin ayrı ayrı bir değeri ve anlamı olmadığını, bunların bir sanatçı eliyle estetik biçimde Hint kumaşına döndürülmesi ile kıymet ifade edeceğini, şiirinde böylesine güzel bir sanat olduğunu anlatmak amacıyla Hatayi mahlası seçilmiştir.
Bir diğer söylenti ise; Şah İsmail Bağdat'ı zaptettiğinde Kerbela'yı ziyaret etmiş ve Hür Şehidin, bu faciaya sebep olanlar arasında bulunduğunu, iş işten geçtikten sonra İmam Hüseyin tarafına geçtiğini düşünerek onun mezarını açtırmış, yaralarındaki sargıları çıkarılan Hür'ün vücudunun her tarafından taze kan akması üzerine ''Hata'' ettim anlamına ''Hatayi'' mahlasını almıştır.
Şah Hatayi'nin Erdebil kütüphanesinde, gazelleri, mesnevileri, Rubaileri kapsayan bir divanı vardır. Ayrıca Şah-ı Merdan olarak vasıflandırdığı İmam Ali'ye karşı sevgisini, bağlılığını ve hayranlığını ifade eden ''Dehname'' adında 1400 beyitlik bir ''Mesnevisi'' vardır. Şah Hatayi'nin şiirlerinin bir bölümü de ''Nasihatname'' adı altında toplanmıştır.
Küçük yaşta kötü koşullarla karşılaşan Şah Hatayi, sanatçı kişiliğini bu etkilenmenin üzerine oturtmuştur. Aruz ve heceyle yazdığı şiirler, döneminin şiir edebiyatına da ışık tutar. Yaşadığı dönemin Nesimi'den sonra olması, Azerbeycan edebiyatının en önemli temsilcilerinden birisi olmasına engel değildir.
Anadolu'daki tekke edebiyatında, Anadolu Alevilerinin Cem Ayinlerinde okunan Duaz-ı İmamlar, Deyişler ve Nefesler'de Şah Hatayi'nin inkar edilemez emekleri vardır.
Onun güçlü olan şairlik yanı o coğrafyada yaşayan bilim adamlarının ve ozanların da dikkatini çekmiş olup akın akın onu ziyarete gelirlermiş
Bazı kaynaklar Şah Hatayi'nin Şah İsmail yönüne dikkat çekerek ona
iftiralar atmaya, onun değerini gözlerden düşürmeye çalışıyorlarsa da aşağıda okuyacağınız şiirler asla bir kötüye ait olamaz. Yüreğini Tanrı'ya muhabbetle açan birisi asla kötü olamaz ve kötülük düşünemez. On İki İmamlar'a böylesine sevgiyle bağlanan birisi bir karıncayı bile incitemez diye düşünmekteyim. Sanıyorum ki; Anadolu Alevisi kimi bağrına basmışsa onun hakkında hep kötü sözler edilmiş, Alevilerin o değerlerden soğutulması hesaplanmıştır. Bu oyuna gelmenin zamanı geçti artık. Herkes kendi evinin önünü süpürsün. Ama bir başka gerçek daha var ki, yargılama yapılırken mutlaka olayın yaşandığı dönem ve koşullar da göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılmalıdır.
Şah Hatayi, 1514 Çaldıran savaşı yenilgisinden sonra kendi içine çekilmesiyle şiirleri de bundan etkilenmiştir. Alevi cemlerinde söylenen ''Mihraçlama'sı'' da çok ünlüdür.
Şah Hatayi, aynı zamanda Erdebil dergahının da bir şeyhi olmakla beraber, inanç yönünden Hacı Bektaş Veli'ye bağlı olduğunu ve ona sonsuz sevgi duyduğunu çok sayıdaki şiirlerinde de açıklamıştır.
Şah Hatayi'nin Hacı Bektaş Veli için yazmış olduğu bir şiiri.

Gece gündüz hayalüne dönerem
Bir gece rüyama gir Hacı Bektaş
Günahkerem günahumdan bezerem
Özüm dara çektim sor Hacı Bektaş
*
Derdimin dermanı yaremin ucu
Dört güruh mevcuttur Güruh-i Naci
Belinde kemeri başında tacı
Yüzünde balkıyor nur Hacı Bektaş
*
Gahi bulut olup göğe ağarsen
Gahi rahmet olup yere yağarsen
Ay mısen gül müsen kanden doğarsen
Ilgun ılgun esen yel Hacı Bektaş
*
Yandı bu garib kul nedir çaresi
Yine tazelendi yürak yaresi
Onulmaz dertlere derman olası
Bu senin bendindir sar Hacı Bektaş
*
Derd-mend Hatayi eydür niyazı
Ulu Pir katardan ayırma bizi
Bir mahşer günüdür isterem sizi
Muhammed önünde car Hacı Bektaş
* * *
Şah Hatayi, tam bir Ehl-i Beyt sevdalısıdır.Ilgın ılgın eser şiiri. 
 
Gel Ali'm yola gidelim
Ali'm kendi yolu ile 
Aclar doyar susuz kanar
Leblerinin balu ile
*
Ali'm bana neler itti.
Aldı elüm dara yetti 
Üstüme yürüyüş itti
Elündekü tolu ile
*
İçilmez tolu içülmez
Sevgili dosttan geçülmez
İkisi bir dür seçilmez
Has bahçenin gülü ile
*
Aşı vurur devran döner
Kuş budağa bir dem konar
Doldurmuş tolusun sunar
Ali'm kendi elü ile
*

Erenler lokması nurdur
Lokmaya elini sundur
Şah Hatayi'm doğru yoldur
Ali'm kendi yolu ile
*********
Muhammed Ali'yi candan sevenler                            
Yorulup yollarda almaz inşallah                             
İmam Hasan'ın yüzün görenler                               
Hüseyin'den mahrum kalmaz inşallah                                          
*                                                                                                        
İmam Zeynel'den bir dolu içen                      
İmam Bakır'dan kaynayub coşan                             
Sıdk ile İmam Cafer'e koşan                               
Bundan özge yola sapmaz inşallah                         
*                            
İmam Musa'dan gelen erenler                            
Can baş feda edip ceme girenler                           
İmam Rıza'ya zehir verenler             
Divanda şafaat bulmaz inşallah                                                          *
Bir gün olur okuturlar defteri             
Şah oğlunun elindedir teberi             
Uyanınca Taki, Naki, Askeri             
Açılan gülümüz solmaz inşallah                 
*                            
Hatayi der bir gün bu iş biter a          
Özünü katagör ulu katara             
Mehdi şevki bu cihanı tutar a             
Şah oğluna sitem olmaz inşallah          
* *                *             * *
Bir yolun yolcusu olayım dersen                                    Men dahi nesne bilmezem
Elde iki karpuz tutmalı değildir                            Allah bir Muhammed Ali
Derviş olub şalvar giyeyim dersen                             Özüm gurbete salmazam
Gahi giyip gahi atmalı değil                                Allah bir Muhammed Ali
*                            *
Nadan bahçesinde gonca gül olmaz                            Anlar Pirdür bir olubdür
Kamil ile yoldaş olan yorulmaz                                    Balkıyup nur olubdür
İki mahluk vardır Hakk'a kul olmaz                            Dört kuşede sır olubdür
Mağrurluk kibirlik etmeli değil                            Allah bir Muhammed Ali
*                            *
Mağrurlar orada olurlar yalan                                 Mümin müslüm etek tutar
Kibir imiş yorulub yollarda kalan                              Bir mekana gönül katar
Eğer yolcu isen köprüyü dolan                                 Hu diyecek gelir yeter
Göz göre çamura batmalı değil                                 Allah bir Muhammed Ali
*                            *
Koyun kuzusuna nasıl meledi                                    İki yavru var yuvada
Öküzün kulağı kimler enedi                                    Muallak döner havada
Garib bülbül gül dalında tünedi                                 Dağda deryada ovada
Her çalı başında ötmeli değil                                    Allah bir Muhammed Ali
*                            *
Şah Hatayi İmam Cafer muhbiri                                  Bindikleri Burak'dürür
Hakk'ın yaranıdır Veysel Karani                          Yaktıkları çırak'dürür
Hakk'ın haznesinden gelen gevheri                          Yerden göğe direk'dürür
Müşteri olmayana satmalı değil                                  Allah bir Muhammed Ali
* *                            * *
İbtidadan yol sorarsan                              Hatayi bu yolda serdür
Yol Muhammed Ali'nindür                           Serün verenler erdür
Yetmiş iki dil sorarsan                           Ayda sırdur gün de nurdur
Dil Muhammed Ali'nindür                           Allah bir Muhammed Ali
* *                            * *
Gice olur gündüz olur                                      Hu diyelim gerçeklerin demine
Cümle alem dümdüz olur                                           Gerçeklerin demi nurdan sayılır
Gökte kaç bin yıldız olur                                   On iki İmamın giren bezmine
Ay Muhammed Ali'nindür                                          Muhammed Ali'ye yardan sayılır
*                            *
Varma Yezid'in yanına                                 Üç gün imiş şu dünyanın safası
Kokusu siner tenüne                                 Safasından artık imiş cefası
Lanet Yezid'in soyuna                                 Gerçek erenlerin nutku nefesi
Can Muhammed Ali'nindür                              Biri kırktır kırkı birden sayılır
*                            *
Yezid alaydan seçildü                              Gerçek aşı menzilinde durursa
Mümine hülle biçildü                               Çerağ gibi yanup şem'i erürse
Evvel baharda açıldu                              Eksikliğin kendözünde bilürse
Gül Muhammed Ali'nindür                            Ol aciz olsa da erden sayılır
*                            *
Gökde rahmetler saçıldu                          Şah Hatayi der Bağdat'tır vatan
Mümin olanlar seçildü                           İkilükden geçüb birliğe yeten
Ab-ı Kevserler içildü                          Erenler yoluna kıylü kal katan
Dem muhammed Ali'nindür                        Yolu dikenlidir hardan sayılır
* *                            * *
Varma Yezid meclisine                                 Muhammed Ali'nin aldım elini
Kulak virme hiç sesine                                 Hakk deyüb tuttuğum yoldan ayrılmam
Satur Yezid ensesine                                 On iki İmam'ın tuttuğum yolunu
Seyf Muhammed Ali'nindür                              Hakk deyüb tutttuğum yoldan ayrılmam
*                         *
Hatayi oturmuş ağlar                                 Mürşid'in nefesi Hakk nefesidir
Diline gelenü söyler                                Mürşid sözü tutmayan Hakk'ın nesidir
Top olmuş ortada döner                                 Mürşid'in rızası Hakk rızasıdır
Nur Muhammed Ali'nindür                              Hakk deyüb tuttuğum yoldan ayrılmam
* *                         * *
Be erenler be gaziler                            Mürşid'in gittiği Veli yoludur
Gelen Murtaza Ali'dür                            Gitme dediğine gitmemelidir
Yezid'e batın kılıncın                            Zahir batın Hakk Muhammed Ali'dir
Çalan Murtaza Ali'dür                            Hakk deyüb tutttuğum yoldan ayrılmam
*                         *
Alçağa indürmüş özünü                            Hakk Erenler bir araya derile
İder Hakk'a niyazunu                            Cümle aşıklara nasib verile
Kırklar ile bir üzümü                            Aşıkare Hakk gözüyle görüle
Yiyen Murtaza Ali'dür                            Hakk deyüb tutttuğum yoldan ayrılmam
*                      *
Turnaya virmüş sesinü                         Şah Hatayi'm Hakk bil tuttuğun eli
İmamlar çeker yasını                         Zahirde batında Hakk görür seni
Yine kendü devesinü                         Gerçek erenlerden aldım haberi
Yiden Murtaza Ali'dür                         Hakk deyüb tutttuğum yoldan ayrılmam
* * * *
Getür ahret azığınu                        Gönül seyranda gezerken
Aşık çeker yazığınu                        Şah geldi kondu seraya
Muhammed'in yüzüğünü                             Hakk'a niyaz eyler iken
Yudan Murtaza Ali'dür                        Bir engel düştü araya
*                      *
Cennetin yemişi alma                            Hakk'un kapısından girdim
Sarar benzim sarar solma                         Kendü vücudumu gördüm
Şah Hatayi'm münkir olma                         Marifet kazanın kurdum
Gelen Murtaza Ali'dür                            Aşkı kaynatan küreye
* *                         * *
Gönül ne gezersin seyran yerinde                              Muhabbet haslar hasıymış
Alemde her şeyin var olmatınca                                 Muhabbet Hakk'un sesüymüş
Olura olmaza dost deyüb gezme                                 Sevgü Hakk sevgisü imüş
Bir ahdine sadık yar olmayınca                                 Erenler ne dir buraya
*                         *
Yürü sofi yürü yolundan azma                              Hele küşadım düşürdüm
İlin gıybetine kuyular kazma                              Firkat kazanım taşırdım
Varıp her dükkana metain çözme                                   İrfan ateşün pişirdüm
Yanında mürşidin var olmayınca                                   Tuzun tattırdım bereye
*                         *
Kalktı havalandı gönülün kuşu                                Hatayi der ihiyarsız
Kavga gıybet etmek kötünün işi                                     Neyleyüm dünyayı yarsız
Üstazın tanımaz bunda her kişi                                Ol alemden de habersüz
Anın kim mürşidi er olmayınca                                     Tuz ekmek ister yareye
* *                         * *
Varıp bir kötüye sen olma nöker                           Akıl gel berü gel berü
Çerhine değer de dolunu döker                              Gir gönüle nazar eyle
Ne Huda'dan korkar ne hicab eder                           Görür göz işitir kulak
Bir kötüde namus ar olmayınca                                   Söyler dile nazar eyle
*                         *
Şah Hatayi'm edem bu sırrı beyan                           Başdur gövdeyi götüren
Kamil midir cahil sözüne uyan                              Ayak menzüle yetüren
Bir baştan ağlamak ömredir ziyan                           Dürlü maslahat bitüren
İki baştan muhib yar olmayınca                                   İki ele nazar eyle
* *                         * *
Erenler server-i Şah-ı velayet                                 Sofu isen alub satma
Aldı müminlerin elin eline                                 Helalüne haram katma
Hanedan dostuna eyler hidayet                                 Yolun eğrisine gitme
Mümin olanları çeker yoluna                                 Doğru yola nazar eyle
*                         *
Eğer bende isen Şah-ı Merdan'a                                          İki elüm kızıl kanda
Ali gibi sen de kalma noksana                                     Çok günahlar vardur bende
Bir talibi pişir getir meydana                                     Ya ilahi kerem sende
Ezel ebed la gelmeye diline                                     Düşkün kula nazar eyle
*                         *
Nasihattır benden sana emanet                                       Hatayi eder ya gani
Sadık emanete etmez hiyanet                                       Viren mevla alur cani
Yemek ile içmek için bir adet                                       Evvel kendü kendün tanı
Kurdu Hakk Arslan'ı mümin kuluna                                    Sonra ile nazar eyle
* *                         * *
Erenler gittiği yolları gözle                                       Allah Allah din gaziler
Gözet bir kamil'in izini izle                                       Gaziler deyun Şah menem
Mümin kardeşlerin aybını gizle                                            Karşu gelun secde kılun
Girmek ister isen rahmet gölüne                                    Gaziler deyun şah menem
*                         *
Mürşid'e rehbere eyle itaat                                    Uçmakda tuti kuşuyam
Zahirde batında gözle sadakat                                    Ağır leşker er başıyam
Muhammed Ali'den kaldı emanet                                         Men sufiler yoldaşıyam
Bahçe donanınca güller alına                                    Gaziler deyun Şah menem
*                            *
Muhammed Ali'ye kırklar katıldı                              Ne yerde ekersen biterem
Anda varlıkları cümle atıldı                                 Hande çağırsan yeterem
Yahudiye kul olarak satıldı                                 Sufiler elin tutaram
İstek Hakk olduğu bundan biline                              Gaziler deyun Şah menem
*                            *
Şah Hatayi'm cennet kapısın açtım                               Mansur ile darda idim
Cömert olanların dolusun içtim                                       Halil ile nar'da idim
Bahil olanları ayırdım seçtim                                  Musa ile tur'da idim
Bahilden gayrısı cemde buluna                                       Gaziler deyun Şah menem
* *                            * *
Ali'nin sırrına ereyim dersen                                    Kırmızı taclu boz atlu
Bir Mürşid-i Kamil bul da andan gel                                 Ağır leşkerü nisbetlü
Küfrünü imana satayım dersen                                    Yusuf Peygamber sıfatlu
Var kendi küfrünü bil de andan gel                                 Gaziler deyun Şah menem
*                         *
Şeriat manisi insana sözdür                                   Hatayi'm al atluyam
Tarikat sürerler gece gündüzdür                                Sözü şekerden datluyam
Gönül bahr-i aşk'dır derya denizdir                                Murtaza Ali zatluyam
Damla ol umman'a dal da andan gel                                Gaziler deyun Şah menem
* *                         * *
Pişiri pişiri söyle sözünü                                     Önüme bir çığır geldi
Hak-i paydan ayırma sen gözünü                                          Bir ucu var şar içinde
Mürşidine teslim eyle özünü                                     Attarlar dükkan açmış
Musahib kapusun bul da andan gel                                  Her ne dersen var içinde
*                         *
Cellad olup sen canına kıyagör                                        Gir dükkana pazar eyle
Arif olup her maniden duyagör                                             Hışmı yenip hazer eyle
Cesedini kendi elinle yuyagör                                             Aya güne nazar eyle
Kendi namazını kıl da andan gel                                     Ay Muhammed nur içinde
*                         *
Şah Hatayi'm mani söyler dilinden                                      Ay Ali'dir gün Muhammed
Ayırırlar seni kibr ile kinden                                         Üçyüzaltmışaltı ayet
Ölmeyene nasib olmaz bu yoldan                                              Balıklar suya hasret
Var ölmezden evvel öl de andan gel                                      Çarhı döner göl içinde
* *                            * *
Dün ü gün intizarım sana Kerbela                                     Kudretinden verdi balı
Varalım İmam Hüseyin aşkına                                        Bahanesi oldu arı
Serden gayri sermayem yok elimde                                     Men kılaram ah-ü zarı
Nezrim olsun İmam Hüseyin aşkına                                     Arı inler bal içinde
*                         *
Ne hub öter şu seherin bülbülü                                    Can Hatayi'm adın hezar
Ne hoş kokar o has bahçenin gülü                                 Aynımızda ak yazılar
Mersiye der Şah Hüseyi'in kulu                                         Talibler Pir'in arzular
Dinleyelim İmam Hüseyin aşkına                                         Bülbül oynar gül içinde
* *                         * *
Rehber talibunu arudub getür                                 Ali İsmail'im geldim
Tamam eyle eksük yerlerün yetür                              Alemi seyran eylerim
Rıza lokmasını meydana getür                                 Zülfekar durmaz kınında
Yiyelim İmam Hüseyin aşkına                                 Günde bin kez kan eylerim
*                      *
Engür ezdi kırkların birisi                                   Görürüm düzen düzeni
Birisinden mest olubdur varısı                                    Kırarım yoldan azanı   
Yüce yayla padişahın korusu                                    Yeni baştan bu düzeni   
Konalım İmam Hüseyin aşkına                                         Bir kavim erkan eylerim
   
*                        *
Şah Hatayi'm bu yola beli deyu                           Binerim ol düldül atı
Çağrışırlar Muhammed Ali deyu                           Kimse bilmez bu sıfatı
Cümlemiz bir ikrarın kulu deyu                           Vilayeti kerameti   
Varalım İmam Hüseyin aşkına                           Tarikatta kan eylerim
* *
Muhammed Ali'den kurulu yoldur             *
Bu yolu bırakıb kaçana lanet                                     Yürdü vilayet leşkeri
Evvel ikrar verip sonra dönene                                      Zuhur oldu meydan eri
Tarik-i evliya'dan çıkana lanet                                  Gözlü olan gelsin beri
*                                                                                O can burhan eylerim
Erenler bu yolda hazırdır hazır                                          *
Muhasip levnini deterden kazır                              Şah Hatayi emrim kanı
Gerekse eylesin bin dürlü özür                               Yoktur leşkere sanı
Onlar ile yeyüb içene lanet                               Kayırmaz süfliler sanı
*                                                   Sırrı cana can eylerim
Aklını beğenib ikrarın koyub                * * *
Kalkıp havalanıb nefsine uyub                                     Muhammed Ali'nin gittiği yola
Teberra gömleğin eğnine giyüb                                           Biz dahi gidelim ayrılmayalım
Azrail yurduna göçene lanet                                      İmamlar defterine kayıt olalım
*                                                                Bu Ulu katardan ayrılmayalım
İblis gibi eller aybına bakub                *     
İmamnın terk ile dininden çıkub                                            Allah Muhammed Ali hep birdir
Eliyle boynuna ilmeğin takub                                        Erenler üstünde balkır bir nurdur
Gıybet edib sırrı açana lanet                                        Cennet-i alada bir dergah vardır
*                                                                 Bizler o dergahtan ayrılmayalım
*
Beğenmeyib erenlerin sözünü
Benlik çirkefine sokmuş özünü                                               Sevdiğimiz bizim onlar da bilsin
Hakk yönünden döndürmüştür özünü                                       İnsaf ehli olmayan insafa gelsin
Cehennem kapusuna gidene lanet                                               Bir olsun birlik olsun dirlik olsun
*                                                                     Gittiğimiz bu yoldan ayrılmayalım
Hatayi'm der bir Veli'nin yoluyla             *
Sultanın sohbeti her dem kuluyla                                       Kaba saba olsun heman yük olsun
Gönlünde kibirle soğuk dilüyle                                               Arıdalım gönül evi pak olsun
Muhabbet bezminden geçene lanet                                       Şah Hatayim nefesimiz Hak olsun
* * *                                                                    Biz nefesimizden ayrılmayalım
                                                                                   * * *
Eğer tarikattan sual edersen                                               Doksanbin kelamın başı
Murtaza Ali'dir pirimiz bizim                                              Kanlıdır nefes öldüren
Göregeldiğimiz süregideriz                                               Budur erenlerin naşı
Kırklardan ayrılmış sürümüz bizim                                                  Kanlıdır nefes öldüren
*                            *
Edeplüyüz kimesneye bakmayuz                                          Kötünün sözü ağudur
Rıza kapusundan taşra çıkmayuz                                          Urur sinemi dağıdır
Cennet cehennem korkusu çekmeyüz                                       Kalbimiz Hakk'ın evidir
Bunda sorulmuştur sorumuz bizim                                       Kanlıdır nefes öldüren
*                            *
Sırr-ı Hakk'a gerçeklere baş koştuk                                               İyinin sözü taşlıdır
Çiy yerimiz yoktur kürede piştik                                               Daima gözü yaşlıdır
Ne yoldan ne farzdan sünnetten düştük                                               Adem öldüren suçludur
Erenler cemidir yerimiz bizim                                                  Kanlıdır nefes öldüren
*                            *
Kazancımız meydana getiririz                                           Kabe yaptım Halil ilen
Eksikliğimiz varsa bitiririz                                     Ayet ilen delil ilen
Aşina meşreb evinde otururuz                                     Fakıyr ilen zelil ilen
Bine sayılmıştır birimiz bizim                                     Kanlıdır nefes öldüren
*                            *
Şah Hatayi'm der gerek erenler                                                     Hatayi'm kendi halinde
Onda pişman olur bunda yerenler                                                  Muhammed Ali yolunda
Bin kana bir mürvet dedik erenler                                                  Bu kelam geldi dilinde
Gerçekler darıdır darımız bizim                                                  Kanlıdır nefes öldüren
* * *                            * * *
Akıl irmez Yaradan'ın sırrına                                      Gece gündüz hata etmektir işimiz
Muhammed Ali'ye indi bu kurban                                      Tövbe günahlarımıza estağfırullah
Kurban olam kudretinin nuruna                                      Muhammed Ali'ye bağlıdır başımız
Hasan Hüseyin'e indi bu kurban                                      Tövbe günahlarımıza estağfırullah
*                         *
Ol İmam Zeynel'in destinde idim                                     Hasan Hüseyin sır içinde sır ise
Muhammed Bakır'ın dostunda idim                                     İmam Zeynel nur içinde nur ise
Cafer-i Sadık'ın postunda idim                                        Özümüzde kibir benlik var ise
Musa Kazım Rıza'ya indi bu kurban                                     Tövbe günahlarımıza estağfırullah
*                            *
Muhammed Taki'nin nurunda idim                                          Muhammed Bakır'ın izinden çıkma
Aliyyü'n Naki'nin sırrında idim                                       Yükün Cafer'den tut gayriye bakma
Hasanü-l Askeri'nin darında idim                                       Hatıra değip gönüller yıkma
Muhammed Mehdi'ye indi bu kurban                                       Tövbe günahlarımıza estağfırullah
*                         *
Aslı Şah-ı Merdan güruh-u naci                                       Benim sevdiceğim Musa-i Kazim
Gerçeğe bağlıdır bu yolun ucu                                       İmam Rıza'ya bağlıdır özüm
Senede bir kurban talibin borcu                                    Eksiklik noksanlık hep kusur bizim
Pir-i tarikate indi bu kurban                                       Tövbe günahlarımıza estağfırullah
*                         *
Tarikattan hakikata ereler                                Muhammed Taki ile varalım Şah'a
Cennet-i ala'ya hülle sereler                                Ali Naki emeğimizi vermeye zaya
Muhammed Ali'nin yüzün göreler                                     Ettiğimiz kem işlere bed huya
Erenler aşkına indi bu kurban                                Tövbe günahlarımıza estağfırullah
*                            *
Şah Hatayi'm eder bilir mi her can                                   Hasan Askeri'nin gülleri bite
Kurbanın üstüne yürüdü erkan                                      Mehdi gönlümüzün gamını ata
Tırnağında tesbih kanında mercan                                   Ettiğimiz yalan gova gıybete
Mümin müslümana indi bu kurban                                           Tövbe günahlarımıza estağfırullah
* *                            * *
Hata ettim Huda yaktı delili                                  Şah Hatayi'm eder Bağdat Basra
Muhammed Mustafa yaktı delili                                       Kaldık zamaneye böyle asra
*                                                            Ya Ali Kerem kanisin kalma kusura
Ol Al-i aba'dan Hayder-i Kerrar                                      Tövbe günahlarımıza estağfırullah
Aliyyü-l Murtaza yaktı delili
* *                            * *
Haticetü-l Kübra Fatıma Zehra
Ol Hayrü-n Nisa yaktı delili
*
İmam Hasan aşkına girdim meydana
Huseyn-i Kerbela yaktı delili
*
İmam Zeynel İmam Bakır u Cafer
Kazım Musa Rıza yaktı delili
*
Muhammed Taki'den hem Ali Naki
Hasanü-l Askeri yaktı delili
*
Muhammed Mehdi ol sahib zaman
Eşiğinde ayet yaktı delili
*
Bilirum günahım hadden aşıbdur
Hünkar-ı Evliya yaktı delili
*
On iki İmamdan'dır bu nur Hatayi
Şir-i Yezden Ali yaktı delili
* * *
Taala şanuhu gel gör ki bir nur-i Huda geldi
Cem'i hatm-i enbiya Muhammed Mustafa geldi

Sevindi can-ı aşıklar açıldı baht-ı sadıklar
Çağırdı ruh-i müminler safa geldi safa geldi
Safa ehli zeminlerde zamanlarda mukaddemde
Feleklerden meleklerden hezeran merhaba geldi

Feriştehler inüb gökten beşaret ehl-i irfane
Havaric'e ecel yetti Yezid'lere bela geldi

Azazil aslı şeytandır yeter taklidine uyma
Öğüt tut Hakk yolun gör İmam-ı rehnuma geldi

İrişti Mürşid-i Kamil kamu ehl-i iman oldu
Sevindi gaziler cümle ki Hatm-i Enbiya geldi

Bahadır gaziler kopdı başında tacı devlet var
Budur Mehdi zaman devri cihan nur-ı beka geldi

İmam Haydar oğluna dil ü can'dan rıza verdik
Ki Cafer Musi-i Kazım Ali Musa Rıza geldi

Halil-ullah donun giymiş komuş adın İsmail
Ana kurban olun deyu çün Allah'dan nida geldi

Cihanı sihr ileFiravn özüne kani etmişdi
Bunları yutmağa Musa asası ejderha geldi

Özü Yasin dili Taha yanağı Kaf-ı vel Kur'an
Kaşı nun saçı Vel-leyl-ü yüzü şem-i Duha geldi

Güzel Şahım Kamer mah'ım muradgah'ım gönül hah'ım
Cemali mazhar-ı Allah'ım güzin'i evliya geldi

Hatayi hastesin Şah'ın cemali vaslın istersen
Revan-ı can satun algıl bu ilme can baha geldi
* * *
Biz ezelden ta ebed meydana gelmişlerdenüz
Şah-ı Merdan aşkına merdane gelmişlerdenüz

Yazmağa Hakk'un Kelamullah'ı natık şerhini
Bu beyanun ilmine Kur'an'e gelmişlerdenüz

Gayı mutlak'dan temaşa'yı ruh-i ziba içün
Bu şehadet mülküne seyrane gelmişlerdenüz


Kainatı suret-i Rahmene tebdil eylerüz
Ruh-i Kuds'ün Ruhıyuz insane gelmişlerdenüz

Bir mu'anber turranın küfrine amenna deyüb
Hakk'a teslim olmışuz iymane gelmişlerdenüz

Sak-i Baki elünden mest olub içmekteyüz
Katre-i mest olmışuz mestane gelmişlerdenüz

Ey Hatayi iyd-i Ekberdür cemali dilberün
Biz bu iyd-i Ekber'e kurbane gelmişlerdenüz
* * *
Kırklar meydanına vardım             Şah-ı Merdan kullarıyız
Gel berü ey can didüler             Biz bir'iz birkaç değilüz
İzzet ile selam virdüm                Kanaat ile yürürüz
Gir işte meydan didüler             İlla tokuz aç değilüz
*                            *
Kırklar bir yerde durdular             Evliya gönlümüz aldı
Otur diyü yer virdüler               Kalbimiz nur ile doldu
Meydana sofra kurdular                Gözlerimiz didar gördü
Lokmamıza sun didüler                Cennete muhtaç değilüz
*                            *
Sıdk ile tevhid idelüm                Evvel bizüz ahir bizüz
Çekilib Hakk'a gidelüm                Hemen leyl-ü nehar bizüz
Aşkın tolusun içelüm                Gül açılmış bahar bizüz
Kalalım mestan didüler                Yaz olduk biz kış değilüz
*                            *
Kırkların kalbi durudur             Birlerden kırklara erdük
Mümin gönlünün evidür                Tarikat evünde durduk
Gelişen kanden beridür                Yedülerden haber alduk
Söyle ey ihvan didüler                Üçlerdenüz hiç değülüz
*                               *
Düşme dünya mihnetine                Şah Hatayi'm göçür göçün
Talib ol Hakk hazretine             Dünyayı terketmek içün
Ab-ı Kevser şerbetine                Sızdık eridük Hakk içün
Keşkülünü ban didüler                Altun olduk tuç değülüz
* *                            * *
Gördüğünü gözün ile                İmam Cafer kullarıyız
Beyan itme sözün ile                Sohbetimiz nihan olur
Andan sonra bizüm ile                Ölmezden evvel ölmüşüz
Olasın mihman didüler                Vasl-ı can olan can olur
                        

Çık sema'a bile oyna             Budur evvel budur ahir
Silinsin pak olsun ayna          Bundadır muhabber mihir
Kırk yıl bu kazanda kayna          Küfür her mezhebde küfür
Dahi çiğsin yan didüler          Bunda küfür iman olur
    *                      *
Behey Abdal nedir halin            İmam kulları derilür
Hakk'a şükret kaldur elin         Yol erkan sohbet sürülür
Kese gör gıybetten dilin           Mahşer sorgusu sorulur
Her kulu yeksan didüler            Bunda Ali divan olur

Şah Hatayi imdi burda             İman kulları kul elhak         
Uğramış onulmaz derde            Derdine derman iste bak
Mürşid açınca perde             Üç yüz altmış altı uğrak      
Gör seni mihman didüler          Sekizi usul din olur
            
Bunda kibr ile kin olmaz    
Hem sen olub hem ben olmaz    
Adam öldürsen kan olmaz
Nefes öldürsen kan olur
              * * *
Dil ile dervişlik olmaz           Aşk şarabından içülür
Hali gerek yol ehlinin             Müşkil hallolur seçilür
Arılayın her çiçekten             Kan olan suçdan geçilür
Balı gerek yol ehlinin             Erenler mürüvvet kan olur
*
                                                Hatayi der ben candayım
Geçmek gerek dört kapıdan          Hakk divanında gündeyim
Tarikattan hakikattan             Sen bendesün ben dendeyüm
Mürebbiden musahibden                  Ne sen olur ne ben olur
Eli gerek yol ehlinin       
* *                         * *
Ben gezerim dertli dertli       Eya gönül kuşu derler bahar imiş mene ne
Öten firkatli firkatli          Bisat-ı ayş acep rüzgar imiş mene ne
Bülbül gibi ünü tatlı                                   *
Sesi gerek yol ehlinin          Diyorlar oldı deli Leyli zülfüne mecnun
*                Deminde ol dahi bir bi-karar imiş mene ne
Sarsıldım ben ayık ayık             *
Sanki deryalarda kayık          Ahıtdı yaşumı devran batırdı kanuma el
Bülbülleri Şah'a layık          Rakib elindeki dest-i nigar imiş mene ne
Gülü gerek yol ehlinin             *
*                Lebün zülaline sözdür tükendi ömr-i aziz
Hatayi'm der kuşak kuşan       Hayat-ı Hızır eğer paydar imiş mene ne
Toz olub turab'a düşen                *
Budur dervişliğe nişan       Bu baht-ı bed ki menüm var Hatayi ol şuhu
Yolu gerek yol ehlinin       Gam ehlüne diyeler gam gusar imiş mene ne
* * *                      * * *
Vücudum şehrine girdim o şehri pur safa gördüm
Velayet ilmine erdim aceb nur-i Huda gördüm

Şeriat şartını bildim tarikat yoluna geldim
Hakikat bahrine daldım Ali-yel Murtaza gödüm

Hakikat ilminin sırrın ne bilsün her taharetsiz
Bu sırra ermedi münkir anın katlin reva gördüm

Gönül şehrinde ol dilber benim ruh-il eminimdir
Yüzün seb'elmesani'de yedi hat istiva gördüm

Elestü Rabbiküm sırrı dehanından ayan oldu
Gözün veddin-i vezzeytün yüzün şems-i duha gördüm

Vücudum şehrine girdim eriştim gevher-i kana
Seraser gönlümün şehrin bilin nur-i Huda gördüm

Kamu eşya vücudundan sen ol Settar-ı alemsin
Cemal'in asitanında Hatayi'yi geda gördüm
* * *
Bende'yim ben can ü dil'den padişahımdır Ali
Gözlerim nur u ziyası bedr-i mahımdır Ali
Yoluna hak olduğum ru'yu siyahımdır Ali
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali

Men Hasen Hulk-i Rıza'nın bir Muhibb-i haliyem
Hamdü-lillah kim hasedle kibr ü kinden haliyem
Şah Huseyn-i Kerbela'nın baş açık abdalıyem
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali

Şah Zeynel Abidin hem Bakır ile Caferi
Bilmeli bunları sevmektir iman ey din eri
Daima söyle bu nutku olmayasın serseri
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali

Musi-i Kazım'ı her kim bildi oldu ehl-i Hakk
Gel Şehinşah-i Ali Musa Rıza'dan al sebak
Ten gözünü giderüb can gözü ile ana bak
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali
Şah Taki vü ba Naki'nin kulu ol ey bahtiyar
Bunları sevene rahmet eyledi ol ulu Settar
Mü'min olanlar bu nutku zikr ederler aşikar
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali

Askeri'ye asker olmak diler isen ey hümam
Kıl tevella hanedana Ahmed'i bulgıl tamam
Hatm oliserdir İmamet Mehdi'de beyn-el enam
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali

Ey Hatayi gafil olma işbu dünya fanidir
Her ne kim geldi vücude alemin mihmanıdır
Bu kelamı vird edinmek arifin erkanıdır
Kıblegahımdır Muhammed secdegahımdır Ali
* * *
Gece gündüz hayaline dönerem
Bir gece rüyama gir Hacı Bektaş
Günahkarım günahımdan bezerem
Özüm dara çektim sor Hacı Bektaş

Yandı bu garip kul nedir çaresi
Yine tazelendi yürak yaresi
Onulmaz dertlere derman olası
Bu senin bendindür sar Hacı Bektaş

Derdimin dermanı yaramın ucı
Dört güruh mevcuttur güruh-i naci
Belinde kemesi başında tacı
Yüzünde balkıyor nur Hacı Bektaş

Sadıkların sıdkı aşığın renci
Pirlerin hem piri gençlerin genci
Hem derya hem sedef hem dür hem inci
Hem umman hem ırmağ göl Hacı Bektaş

Gahi bulut olup göğe ağarsen
Gahi rahmet olup yere yağarsen
Ay mısın gün müsün kandan doğarsen
Ilgıt ılgıt esen yel Hacı Bektaş




Arının yaptığı bala benzersin
Gurbet illerinde gönlün eğlersin
Bend edip kulları yola bağlarsın
Sailin sattığı kul Hacı Bektaş

Derdimend Hatayi eder niyazı
Ulu Pir katardan ayırma bizi
Bir mahşer günüdür isterem sizi
Muhammed önünde car Hacı Bektaş

* * *
Kul Himmet'in Varzıl köyünde dolaşan bir söylence İrfan Çoban tarafından derlenmiş. Bu söylenceye göre; Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet Yıldız Dağında buluşup muhabbet ederlermiş. Yapılan Cem ayininden sonra bu üçlü Yıldız dağında geziye çıkar. Bir ara kırda çiçekler arasında oturup kendilerine sunulan bir tas balı yemeye hazırlanırlarken Pir Sultan Abdal:
''Dostlar, bu bala birer işaret koymadan yemeyelim,'' diye öneride bulunur. Diğerleri de kabul ederler. Bunun üzerine her keresinde ikisi hakem olur, diğeri işaretini söyler. Önce Kul Himmet başlar, hal diliyle buyurup bir an gelir balı yemeye girişir. Şah Hatayi: ''Ey Kul Himmet! Vızıltın kesilmesin, balını eller yesin,'' der. Bu söyleyiş Kul Himmet'in geleceğinin görülmesidir.
Pir Sultan Abdal buyurur, bir kıl takılır bala. Şah Hatayi bu kez: '' Ey Pir Sultan! Sen de bala düşürdüğün kıl ile asılasın,'' der.
Sıra Şah Hatayi'ye gelir. Bala el atar, bal tası aydınlanır (münevver). Kul Himmet ile Pir Sultan Abdal aynı anda söz alırlar: ''Ey Hatayi! Balın çok olsun, yemeye doyma,''
Şah Hatayi çok şey yaşamıştır, çok şeye sahip olmuştur ama hiçbirine doyamadan Hakk'a yürümüştür genç yaşında.
Yıkanmak için Kızılırmağ'a girmek istediklerinde ilkin Kul Himmet girer ve bağırmaya başlar, ''vaaahh vaahh''. Diğerleri sorarlar: ''Ne oldu sana?''
Kul Himmet: ''Aahh, Şimir'in açtığı yaraya su değdi.''
Sonra da Pir Sultan Abdal ırmağa girer. Irmak daha çok kanlanır. O da bağırır ,''Vaaahh vaahh'' diyerek. Bu kez de sorarlar. ''Ne oldu sana?''
Pir Sultan Abdal da yanıt verir: ''Cude kızı Esma'nın elinden içtiğim zehirin acısı yaktı beni,'' der.
Suya girme sırası Şah Hatayi'ye gelmiştir, o da suya girer. Irmak kıpkızıl akmaya başlamıştır. O da diğer arkadaşları gibi bağırır. ''Vaahh vaaahh,''
İki arkadaş bu kez Şah hatayi'ye sorarlar: ''Peki sana ne oldu?''
Şah Hatayi içine çekerek: ''Mülcem oğlunun açtığı yaraya su değdi,'' der.
İşte o zaman anlaşılır ki, Kul Himmet İmam Hüseyin, Pir Sultan Abdal İmam Hasan, Şah Hatayi de İmam Ali'dir.
Onların ırmağa girdiğinden beri de Kızılırmak kıpkızıl akmaktadır söylencesi söylenir durur.
Kaynakça: A. Celalettin Ulusoy, Yedi Ulu'lar
Alevilik Ansiklopedisi, Şah İsmail-Hatayi
Vikipedi, Özgür Ansiklopedi
Nejat Birdoğan, Şah İsmail Hatayi, Can yayınları 1991
Psakd.org / yediuluozan
* * * * *
Devamı YEDİ ULULAR (2)
« Son Düzenleme: Mayıs 19, 2009, 03:46:15 pm Gönderen: Hüseyin DEDE »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]
Gitmek istediğiniz yer: