Ana İçerik:

Sayfa: [1]

NEHC'ÜL BELAĞA (2)

NEHC'ÜL BELAĞA (2)
« : Temmuz 23, 2009, 12:01:37 am »

İLGİNÇ SÖZLER ([5])

1-             (Hz. Mehdi (a.s) 'ın azameti ve yüceliği hakkında şöyle buyurmuş:) "Onun zamanı ulaştığında, din önderi (hilafet ve saltanat ma­kamına) oturur; derken insanlar son baharın bulut parçaları gibi onun etrafına toplanır."

2-             "Bu (Sa'saa b. Savhan-i Abdi) çok usta ve fasih bir hatiptir."([6])

3-             "Husumet ve düşmanlığın, helak edici dertleri vardır."([7])

4-             "Kızlar kemal haddine ulaştıklarında (onu evlendirmede) babanın yakınları (annenin yakınlarından) daha evladır."

5-             "İman, kalpte beyaz bir nokta gibi belirir; iman arttıkça o beyaz nokta da artar."

6-             "İnsanın alıp almayacağı belli olmayan bir alacağı olursa, aldığı zaman, geçmiş olan yılın zekâtını vermelidir."

7-             "Edebildiğiniz kadar kadınlardan uzak durun."([8])

8-             "İlk kazanmayı bekleyen usta kumarbaz gibi (ol)."([9])

9-             Resulullah (s.a.a)'in cesaret ve yiğitliği hakkında buyurmuştur. "Korku (tandırı) kızışınca, kendimizi Resulullah ile koruyorduk. Bizden hiç kimse düşmana Peygamber (s.a.a)'den daha yakın değildi."

261-      Hz. Ali (a.s), Muaviye'nin adamlarının Enbar'ı yağma­ladıklarını duyduğunda, kendisi yaya olarak Küfe'den dışarı çıkıp Nuhayle'ye([10]) geldi. Halk ona yetişip; "Ey Mü’minlerin Emiri, biz on­lara karşı sana yeteriz'' deyince şöyle buyurdu:) "Kendiniz bana yetmiyorsunuz, başkalarına karşı bana nasıl yeteceksiniz! Halk, benden önce idarecilerin zulmünden şikâyet ederdi; ben ise bugün idarem altındakilerin zulmünden şikâyetçiyim. Sanki idare edilen benim de idare eden onlar; emredi­len benim de emreden onlar!" Bu arada ashabından iki kişi huzuruna gelerek onlardan biri: "Ben ancak kendime ve kardeşime malikim. Ey Mü’minlerin Emiri, emret emrini yerim getirelim" de­di, İmam (a.s) da;) "İstediğim şey ikinizle nasıl gerçekleşir!" buyurdu.

262-      Haris b. Huvt İmam (a.s)'ın yanına gelerek; "Benim Cemel ashabını sapık olarak bildiğimi mi zannediyorsun?" dedi­ğinde İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Ey Haris, sen kendi altına baktın, üstüne değil. Bu yüzden de şaşırıp kaldın. Sen hak­kı tanımamışsın ki ehlini tanıyasın; batılı tanımamışsın ki ona yöneleni tanıyasın!" Haris; "O halde ben Said b. Malik ve Abdullah b. Ömer'le birlikte savaştan el çekiyoruz” dediğinde de şöyle buyurdu: "Şüphesiz Said ve Abdullah b. Ömer hakka yardım etmeyip batılı da terk etmediler."

263-      "Sultanın arkadaşı aslana binen kimse gibidir; baş­kaları onu gıpta ederken, o ne kadar tehlikeli yerde oldu­ğunu bilir."

264-      "İnsanların geride bıraktıklarına (evlatlarına) iyilik edin ki, sizin de geride bıraktıklarınızı korusunlar."

265-      "Hekimlerin sözleri doğru olursa derman, hata olursa derttir."

266-      Bir adam; 'iman nedir?" diye sorduğunda şöyle buyurdu: "Yarın gel de insanların yanında söyleyeyim. Eğer sözümü unutursan diğerleri onu senin için ezberler. Söz ürken bir av gibidir; biri onu kapar, diğeri ise kaybeder."

Seyyid Razi söyle diyor: "Biz Hz. Ali'nin bu şahsa ver­diği cevabı "31. hikmetli söz"de ver verdik."

267-      "Ey Âdemoğlu, daha gelmemiş gününün rızık en­dişesini, gelmiş olan bu gününe yükleme. Eğer gelmemiş gün ömründense Allah rızkını ulaştırır."

268-      "Dostunu ihtiyatla sev; çünkü bir gün düşmanın olabilir; düşmanına da teenni ile (düşünerek) düşman ol; çünkü bir gün dostun olabilir."

269-      "İnsanlar dünyada amel açısından iki kısımdır: Bi­risi dünyada dünya için çalışır ve dünya onu ahiretten alı koyar. O geride bırakacaklarının fakirliğinden korkar, ama kendisinin (kıyamet gününün)  fakirliğinden güvendedir, böylece ömrünü başkalarının menfaati için geçirir. Diğeri ise dünyadan sonrası için amel eder, kendini zahmete at­madan dünyadaki nasibi kendisine gelir, böylece her iki nasibini de elde eder, her iki dünyaya sahip olur, Allah ka­tında değer kazanır ve Allah'tan istediği hiçbir haceti geri çevrilmez."

270-      Ömer b. Hattab'ın hükümeti döneminde Kâbe’nin ziynet eşyalarının çoğaldığı söylendi. Bir grup; "Onları İslam ordusu için harca, bunun sevabı daha çoktur; Kâbe’nin ziynete ne ihtiyacı nar­dır?" dediler. Ömer onların önerisini uygulamak istedi. Bu iş hak­kında Hz. Ali (a.s)'ın da görüşünü almak istediğinde Hz. Ali şöyle buyurdu:

"Kur'an Peygambere nazil olduğu zaman, mallar dört kısımdı: Biri Müslümanların malıydı ki onu varisleri ara­sında miras hükümlerince dağıttı. İkincisi savaş ganimetle­riydi ki onu da müstahak olanlara taksim etti. Üçüncüsü humustu ki onu da Allah istediği yerde karar kıldı. Dör­düncüsü de sadakalardı ki Allah onu da kendi yerinde ka­rar kıldı. O gün de Kâbe’nin ziynet eşyaları vardı, Allah onu olduğu şekilde bıraktı, unutarak terk etmedi, yeri de Allah'a gizli değildi. O halde sen de onu Allah'ın ve Resu­lünün karar kıldığı yerde bırak."

271-      Beyt'ul-Maldan hırsızlık yapan iki kişiyi Hz. Ali (a.s)'ın yanına getirdiler; onlardan birisi Beyt'ül-Maldan olan bir köle idi; diğeri ise halkın kölelerinden idi. İmam (a.s) onların hakkında şöy­le buyurdu: "Bu (köle) Beyt'ül-Maldandır, ona had uygu­lanmaz; zira Beyt'ül-Maldan olan, Allah'ın malı olandan bir miktarını yemiştir. Ama diğerine gelince, ona şiddetli bir had uygulayın." Sonra onun elini kesti.

272-      "Eğer ayaklarım bu sürçme yerlerinde sabit kalırsa (fitnelerden kurtulup hilafetim sarsmazsa), bir takım şeyle­ri değiştireceğim."

273-      "Yakini bir ilimle bilin ki, bir kulun hilesi ne kadar büyük, talebi ne kadar şiddetli ve planı ne kadar güçlü olursa olsun, Allah'ın kitabında kendisine takdir edilmişten başkası ulaşmaz. Zayıf ve tedbirsiz birine de Allah'ın tak­dir ettiğinin ulaşmasına kimse engel olamaz. Bunu bilen ve amel eden kimsenin huzur ve menfaati herkesten daha çoktur. Bu hakikati görmeyen ve şek edenin ise bela ve zi­yanı herkesten daha çoktur. Birçok insan hakkın nimetine mazhar olduğu halde nimet sebebiyle yavaş yavaş Allah'ın cezasına yakın olur. Birçok belaya duçar olan kimseye ise bu sıkıntıdan dolayı Allah'ın ihsanı ulaşır. Ey bu sözlerden yararlanan şükrünü arttır, acele davranma ve rızkının so­nunda dur (takdire razı ol)."

274-      "İlminizi cehalet, yakınınızı de şüphe haline getir­meyin. Öğrendiğiniz zaman amel edin, yakine eriştiğinizde teşebbüs edin."

275-      "Tamah, insanı helake uğratandır, kurtaran değil; kefildir, vefa gösteren değil. Birçok su içen, suya kanma­dan boğazına tıkanır. Rekabet edilen şey ne kadar büyük olursa, onu kaybetmenin musibeti daha büyük olur. Arzu­lar basiret gözlerini köreltir ve nasip, peşinden koşmayana ulaşır."

276-      "Allah'ım, zahirimin insanların gözünde güzel, ba­tınımın ise senden gizlemeye çalıştıklarımla çirkin olma­sından sana sığınırım. Senin de bildiğin şeyleri koruyarak zahirimin güzel, sana getireceğim amellerimin ise çirkin olmasından, böylece halka yakın, senin hoşnutluğuna uzak düşmekten sana sığınırım."

277-      "Hayır, ardında aydın bir gün olan karanlık bir ge­ceyi, gücü ve kuvvetiyle sona erdirdiğimiz Allah'a andolsun ki şöyle ve böyle olacaktır."

278-      "Sürekli yaptığın az iş, usanacağın çok işten daha ümit vericidir."

279-      "Nafileler farzlara zarar verdiğinde, onları terk edin."

280-      "Kıyamet yolculuğunun uzaklığını düşünen hazır­lıklı olur."

281-      "Düşünmek, gözlerle görmek gibi değildir; zira ba­zen gözler sahibine yalan söyler; ama akıl kendisinden öğüt isteyene ihanet etmez."

282-      "Sizinle öğüt arasında, gurur ve bencillik perdesi vardır."

283-      "Cahilleriniz gereksiz yere işi arttırır; âlimleriniz ise olması gerekeni erteler."

284-      "İlim, bahanecilere her türlü özür kapısını kapat­mıştır."

285-      "Ölümü acele irade edilenler, mühlet istiyorlar; mühlet verilenler ise ertelenmesini diliyorlar."

286-      "Halkın "ne mutlu ona" dediği kimseye, zaman kötü bir günü gizler."

287-      (Kaderden sorduklarında şöyle buyurdular:) "Karanlık bir yoldur, o yola girmeyiniz; derin bir denizdir, ona dal­mayınız; ilahi bir sırdır, onu keşfetmek için kendinizi zah­mete düşürmeyiniz."

288-      "Allah bir kulu rezil ettiği zaman, ilmi ondan men eder (onu ilimden mahrum kılar)."

289-      "Eskiden ilahi bir kardeşim vardı. Gözünde dün­yanın küçüklüğü, onu benim gözümde büyütmüştü. Kar­nının esaretinden kurtulmuş, ulaşamayacağı şeyi arzu et­miyor, ulaştığı şeyde aşırıya gitmiyordu. Çoğu zaman su­suyordu; konuşunca konuşmacılara üstün geliyor, soranla­rın susuzluğunu (marifetinin berraklığıyla) gideriyordu. Görünüşte zayıf ve güçsüz sayıyorlardı. Ama ciddiyet za­manında kızgın bir aslan ve zehirli bir çöl yılanı kesilirdi. Hâkimin yanına gelinceye kadar delil ikame etmezdi. Ben­zerinde özür bulduğu bir işte, özrünü dinleyinceye kadar hiç kimseyi kınamazdı. Ağrısını, dindikten sonra söylerdi. Söylediği şeyi yapar, yapmadığı şeyi söylemezdi. Sözde mağlup olsa da susmakta mağlup olmazdı. Duymayı ko­nuşmaktan daha çok isterdi. İki işle karşılaşınca, hangisi­nin nefsine daha yakın olduğuna bakar, ona muhalefet e-derdi. Bu çeşit huylara sanlın, onları elde etmek için yarı­şın, onların hepsine gücünüz yetmese de, bilin ki azını elde etmek çoğunu terk etmekten daha hayırlıdır."

290-      "Allah, kendisine karşı yapılan günaha azap vaat etmeseydi bile, nimetlerine şükretmek için isyan edilme­mesi gerekirdi."

291-      "Eş'as b. Kays'a, oğlunun ölümünden dolayı baş sağlığı di­leyerek şöyle buyurdu: "Ey Eş'as, eğer oğluna üzülüyorsan, bu yakınlığın bir gereğidir. Eğer sabredersen Allah'ın her mu­sibete karşı bir mükâfatı vardır. Ey Eş'as, eğer sabredersen hakkında ilahi takdir gerçekleşir ve ecrini alırsın; ama sab­retmezsen yine ilahi takdir gerçekleşir ve sen günahkâr sa­yılırsın. Ey Eş'as, oğlun (dünyaya geldiğinde) seni sevin­dirdi; bu senin için bir imtihan ve denemeydi ve (ölümüy­le) seni üzdü; bu da senin için sevap ve rahmettir."

292-      “Defni sırasında Resulullah'ın kabri başında: "Sabır güzeldir, ancak senin için değil. Sabırsızlık kötüdür, fakat senin için olan müstesna. Senin musibetine uğramanın üzüntüsü oldukça büyüktür; (ama) senden önceki ve sonra­ki musibetler bunun yanında küçüktür."

293-      "Akılsız olan ince yürekliyle arkadaşlık etme; çün­kü o, yaptığı işi sana güzel gösterir; senin de kendisi gibi olmanı ister."

294-      "Doğu ile batı arasındaki mesafe ne kadardır?" diye sor­duklarında şöyle buyurdular: "Güneşin bir gün gittiği yol me­safesi kadardır."

295-      "Dostların üçtür, düşmanların da üçtür. Dostlarına gelince... Dostların senin dostun, dostunun dostu ve düşma­nının düşmanıdır. Düşmanlarına gelince... Onlar da senin düşmanın, dostunun düşmanı ve düşmanının dostudur."

296-      "Kendisine zarar verdiği halde düşmanına saldıran birini gördüğünde şöyle buyurdular "Sen, arkasındaki birini öldür­mek için kendini mızraklayan kimse gibisin."

297-      "İbret alınacak şey ne kadar da çoktur; ibret alan ise ne kadar da azdır."

298-      "Düşmanlıkta aşırı giden günah işler, ondan geri kalan zulme uğrar, (delilsiz) düşmanlık eden ise takvalı olamaz."

299-      "Ardından iki rekât namaz kılmak ve Allah'tan afi­yet (bağışlanma) dilemek fırsatı verilen günah, beni üz­mez."

300-      "Allah bunca insanın hesabını nasıl görmektedir?" diye sorduklarında "Onlara rızıklarını verdiği gibi." diye buyurdu. "Onlar Allah'ı görmedikleri halde onların hesabını nasıl görecek­tir?" diye sorduklarında ise şöyle buyurdu: "Allah'ı görmedikleri halde onlara rızık verdiği gibi."

301-      "Elçin, aklının tercümanıdır; mektubun, senin adı­na en iyi konuşandır."

302-      "Şiddetli belaya uğrayan kimse duaya, beladan amanda olmayan kimseden daha çok muhtaç değildir."

303-      "İnsanlar dünyanın çocuklarıdır; insan annesini sevdiğinden dolayı kınanmaz."

304-      "Fakir, Allah'ın elçisidir; ondan esirgeyen, Allah'­tan esirgemiştir; ona veren, Allah'a vermiştir."

305-      "Kıskanç olan, asla zina etmez."

306-      "Ecel, insanı korumaya yeter."

307-      "Çocuğu ölen uyur, ama malı çalınan uyumaz."

308-      "Babalar arasındaki sevgi, oğullar arasında yakınlık sebebidir. Akrabalığın dostluğa ihtiyacı, dostluğun akraba­lığa ihtiyacından daha fazladır."

309-      "Mü’minlerin zanlarından sakının. Çünkü Allah, hakkı onların dillerinde kılmıştır."

310-      "İnsan, elinde olandan daha çok Allah'ın elinde olana itimat etmedikçe doğru bir imana erişemez."

311-      (Ey Enes b. Malik, eğer Talha ve Zübeyr'e söyle­men gereken şeyi unuttuğunu söylemede) Yalan söylüyorsan, Allah seni sarığın kapatamayacağı parlak bir beyazlığa (abraş hastalığına) duçar kılsın."([11])

312-      "Kalplerin yöneliş ve yüz çevirişi vardır; yönelince onu nafilelere yöneltin; yüz çevirince de farzlarla yetinin."

313-      "Kur'an'da sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin haberleri ve aranızdaki şeylerin hükümleri vardır."

314-      "Taşı nereden geldiyse oraya atın; çünkü şerri, an­cak şer giderir."

315-      Kâtibi Ubeydullah b. Ebi Rafi'e şöyle buyurdu: "Hokka­ya yün koy, kaleminin ucunu uzun tut, satırların arasını aç, harflerin arasını sıkılaştır; çünkü bu, yazının güzelliği için daha uygun bir yoldur."

316-      "Ben Mü’minlerin önderiyim, mal da günahkârların önderidir."

317-      Yahudilerden bazısı; "Siz peygamberinizi defnetmeden onun hakkında ihtilafa diiştünüz'' dediğinde şöyle buyurdular: "Biz, ondan (Peygamber'den) bize ulaşan şeyler hususunda ihti­lafa düştük, onun hakkında değil. Ama sizler (Nil denizin­den kurtulur kurtulmaz) henüz ayaklarınız kurumadan Peygamberinize; "Ey Musa, onların ilahları gibi sen de bize bir ilah yap!" dediniz. O da; "Siz gerçekten ca­hillik etmekte olan bir kavimsiniz." dedi."(A’raf: 138)

318-      "Hangi güçle rakiplerine galip geldin?" dediklerinde şöyle buyurdu: "Bana, kendi aleyhine yardım etmeyen birini görmedim."([12])

319-      Oğlu Muhammed b. Hanefiyye'ye: "Oğlum, fakirliğe düşmenden korkarım. Ondan Allah'a sığın; çünkü fakirlik, dini noksanlaştırır, aklı şaşkınlığa düşürür, düşmanlığa se­bep olur."

320-      "Anlamak için sor, zahmet vermek için değil. Zira öğrenen cahil, âlim; insafsız âlim de cahil gibidir."

321-      Abdullah b. Abbas'ın bir meselede görüşüne katılmadığın­da şöyle buyurdu: "Sana düşen, üzerinde düşünmem için ba­na görüşünü söylemendir; görüşüne karşı çıkarsam bana itaat etmen gerekir."

322-      İmam (a.s) Sıffin Savaşı'ndan dönerken Kufe'de Şebamiyan([13]) mahallesinden geçerken kadınların Sıffin ölülerine ağ­ladığını duydu. Kavminin büyüklerinden olan Harb bin Şürahbil-i Şebami İmam (a.s)'in huzuruna vardığında İmam (a.s) ona hitaben şöyle buyurdu: "Acaba duyduğum gibi kadınlarınız sizlere musallat mı olmuşlar? Neden onları sesli ağlamaktan, çı­ğırtkanlıktan alıkoymuyorsunuz?"

İmam (a.s) ata binmişken kendisini yaya olarak uğurlamak is­teyen Harb'e ise şöyle buyurdu: "Geriye dön; senin gibi birinin benim gibi birini yaya olarak uğurlaması yönetici için fitne, Mü’min içinse zillettir."

323-      Nehrevan savasında öldürülen Hariciler'e rastladığında şöyle buyurdu: "Haliniz kötü olsun! Şüphesiz sizi aldatan, sizi zarara uğrattı."

"Onları kim aldattı, ey Mü’minlerin Emiri?" diye sorulduğunda da şöyle buyurdu: "Saptırıcı şeytan ve kötülüğü emreden ne­fisleri onları ümitlerle aldattı, onlara isyan yollarını açtı, üs­tün geleceklerini vaat ederek onları ateşe düşürdü."

324-      "Halvetlerde Allah'a isyandan sakının. Zira şahit, hâkimin kendisidir."

325-      Muhammed b. Ebu Bekir'in öldürüldüğü haber kendisine ulaştığında şöyle buyurdu: "Ölümü için duyduğumuz hüzün, buna sevinenlerin sevinçleri kadardır. Onlar, bir düşmanı eksilttiler, biz ise bir dostu kaybettik,"

326-      "Allah'ın Âdemoğlunu mazur gördüğü ömür, alt­mış yıldır."

327-      "Günah kendisine galip olan, muzaffer olmamıştır; şerle galip olan ise mağlup olmuştur."

328-      "Münezzeh olan Allah, yoksulların rızkını zengin­lerin mallarında farz kılmıştır. Zengin, malı kendi zevkine harcadığından dolayı fakir aç kalmıştır. And olsun ki yüce Allah, onları bu işlerinden dolayı sorguya çekecektir."

329-      "Özürden müstağni olmak, doğru bir özürden da­ha değerlidir."

330-      "Allah için yapmanız gereken en az iş, nimetlerin­den O'na karşı günah işlemeye yardım dilememenizdir."

331-      "Allah itaati, acizlerin (zayıf iradelilerin) kusur et­tikleri bir zamanda akıllılara ganimet kıldı."

332-      "Yönetici, Allah'ın yeryüzündeki bekçisidir."

333-      Mü’minin niteliği hakkında: "Mü’minin sevinci yü­zünde, hüznü kalbindedir. Göğsü her şeyden geniş, nefsi her şeyden alçaktır. Yücelikten nefret eder, şöhrete düş­mandır. Gamı uzun, himmeti yücedir. Sükûtu çoktur, vak­ti hep doludur. Çok şükredendir, çok sabırlıdır. Derin dü­şüncelidir. Kimseden bir şey istemez, tabiatı yumuşaktır, mütevazıdır. Nefsi kayadan daha serttir (tavizsizdir); ama bir köleden daha alçak gönüllüdür."

334-      "İnsan ecel ve sonunu görürse, arzu ve gururuna düşman kesilir."

335-      "Her kişinin malında iki ortak vardır; mirasçı ve hadiseler."

336-      "İstenilen, söz vermedikçe hürdür."

337-      "Amelsiz dua eden (veya davetçi), kemansız ok atan gibidir."

338-      "İlim, iki türlüdür: Yaratılıştan gelen ve sonradan kazanılan. Yaratılıştan gelen ilim olmadığı zaman, sonra­dan kazanılan da fayda vermez."

339-      "Doğru görüş, kudret ve mal ile birliktedir; onun yönelmesiyle yönelir, gitmesiyle de gider."

340-      "İffet, fakirliğin, şükür de zenginliğin ziynetidir."

341-      "Zalime çatan adalet günü, mazlumun zulme uğra­dığı günden daha çetindir."

342-      "En büyük zenginlik, insanların elinde olanlardan ümidi kesmektir."

343-      "Allah nezdinde bütün sözler korunmuş, bütün sırlar aşikârdır ve "Her nefis kazandıklarının rehini­dir."(Müddessir: 38) Allah'ın koruduğu dışında tüm insanlar nakıs ve ku­surludur. Soru soranlar halka eziyet eden, cevap verenler ise cevap vermede külfet içindedir. Onların en üstün gö­rüşlüsünü, hoşnutluk ve gazap, güzel görüşünden alıkoymaktadır. Onların en sağlamını, bir bakış kırmakta ve­ya bir kelime değiştirmektedir."

344-      "Ey insanlar, Allah'tan sakının! Birçok arzulayanlar arzusuna ulaşamaz, birçok bina eden binasında oturamaz, birçok toplayan kısa bir süre sonra onu terk eder. Batıl yoldan topladığı, bir hakkı engelleyerek elde ettiği ve ha­ram yoldan kazandığı mallar yüzünden günahlara girmiş, o günahlarıyla ahirete dönmüş ve Allah'ın huzuruna hüzünle çıkmıştır. "O, dünya ve ahirette zarara uğramıştır. İşte bu, apaçık bir hüsrandır."(Hac: 11)

345-      "Günahtan beri olmak da, bir nevi ismettir."

346-      "Yüzünün suyu donmuştur; istekte bulunmak onu eritip damlatır; o halde kimin yanında onu döktüğüne dik­kat et!"

347-      "Kişiyi layık olduğundan çok övmek yalakacılık; layık olduğundan az övmek ise ya acizlik veya hasettir."

348-      "Günahların en şiddetlisi, sahibinin önemsemediğidir."

349-      "Kendi nefsinin ayıbını gören başkalarının ayıbıyla meşgul olmaz. Allah'ın rızkıyla hoşnut olan, kaybettikleri için üzülmez. İsyan kılıcını sıyıran, onunla öldürülür. Ken­dinizi zorlayarak bütün gücünü işlere veren helak olur. Tehlike girdaplarına atılan boğulur. Kötü yerlere giren, töhmet altında kalır. Çok konuşanın, hatası çok olur; hata­sı çok olanın, hayâsı azalır; hayâsı az olanın takvası (günahlardan çekinmesi) azalır; takvası azalanın, kalbi ölür; kalbi ölen ise ateşe girer. İnsanların ayıbını görünce onları sevmeyen, fakat o ayıpları kendisi için beğenen kimse, ahmağın ta kendisidir. Kanaat tükenmeyen bir maldır. Ölümü çok düşünen, dünyanın az nimetine de razı olur. Sö­zünün de amelinden sayıldığını bilen kimse, zaruret dışın­da konuşmaz.

350-      "Zalim insanların alameti üçtür: Üstünde olana (Allah'a) isyan etmekle zulmetmek; elinin altındakilere ga­lip olmakla haksızlık yapmak; zalim toplumu destekle­mek."

351-      "Şiddet son haddine ulaştığında genişlik hâsıl olur, bela halkaları iyice sıkıştığında bolluk ortaya çıkar."

352-      "İşlerinin çoğunu eşine ve çocuklarına ayırma. Zira ehlin ve çocukların Allah'ın dostları ise Allah onları zayi etmez, yok eğer Allah'ın düşmanları ise o halde neden Al­lah'ın düşmanlarına üzülüyor ve çalışıyorsun?"

353-      "Ayıbın en büyüğü, onun misli sende varken baş­kasını ayıplamandır."

354-      Oğlu olan birine, "Süvarin mübarek olsun" diyene şöyle buyurdu: "Böyle söyleme! De ki: "Bağışlayan Allah'a şükredici ol, sana bağışlanan mübarek olsun, rüşt ve kemale er­sin ve iyiliklerinden nasiplenesin."

355-      Valilerinden biri, gösterişli bir bina yaptırdı. Bunun üze­rine şöyle buyurdu: "Paralar başlarını gösterdi; bu bina senin zenginliğini gösteriyor."

356-      "Eğer bir adamın kapısını kapatırlarsa, rızkı nereden ge­lir?" dediklerinde: "Ecelinin geldiği yerden gelir." buyurdular.

357-      Akrabalarından biri ölen bir kavme, baş sağlığı için şöyle buyurdular: "Bu ölüm ne sizinle başladı, ne de sizinle bite­cek. Ölen dostunuz, yaşarken de sefere çıkıyordu, yine bir sefere çıktığını düşünün; size gelmezse, siz ona doğru gi­deceksiniz."

358-      "Ey insanlar, Allah nimet anında sizleri, belada ol­duğu gibi korkulu görmelidir. Kendine geniş bir nimet verilen kimse, bunu tedrici bir cezanın başlangıcı olarak görmezse, korkunç hallerden güvene ermiş demektir. Dar­lığa düşen de bunun bir imtihan olduğunu bilmezse ümit edilen ecrini zayi etmiştir."

359-      "Ey heva ve heves esirleri! Arzularınızı azaltın. Zi­ra dünyaya meyleden kimseyi sadece olayların diş gıcırtısı korkutur. Ey insanlar, nefislerinizi edeplendirmeyi kendi­niz üstlenin ve onları huy edindiği kötü alışkanlıklardan alıkoyun."

360-      "Birinden duyduğun kötü bir sözü, hayra yorumla­yabildiğin müddetçe kötüye yorumlama."

361-      "Allah'tan bir hacetin olduğunda duana Peygamber'e salâvat göndererek başla ve ardından hacetini dile. Allah kendinden iki şey istenildiğinde (hacet ve salâvat) birini kabul edip diğerini reddetmekten daha kerim ve yücedir."

362-      "Yüzsuyundan korkan kimse cedelleşmeyi terk etmelidir."

363-      "İmkândan önce koşuşturmak ve fırsattan sonra ağır davranmak ahmaklıktandır."

364-      "Olmayacak şeyi sorma; zira olan şeyde senin için (yeteri kadar) uğraş vardır."

365-      "Düşünce saf bir aynadır. İbret almak, uyaran bir öğütçüdür. Başkaları için hoşlanmadığın şeyden kaçınman, edep olarak sana yeter."

366-      "İlim amelle birliktedir; o halde ilmi olan amel eder. Çünkü ilim ameli çağırır, icabet ederse kalır, etmezse göçer gider."

367-      "Ey insanlar, dünya malı vebalı çer-çöptür. O hal­de odağından sakının. Ondan gönül koparmak, ona gü­venmekten daha faydalıdır. Yaşatacak kadarı, servetinden (biriktirmesinden) daha temizdir. Ondan fazlasıyla mal toplayanların (ahirette) mahrumiyetine hükmedilmiş, müs­tağni olana ise rahatlıkla yardım edilmiştir.

Dünya süsü gözlerini kamaştıranın, (kalp) gözleri kör olur. Dünyaya âşık olmayı gömlek gibi giyinen, içini hü­zünle doldurur, bu hüzünler onun kalbinin içinde oynar. Öyle bir hüzün ki, onu meşgul eder; öyle bir gam ki, onu kederlendirir. Durumu böylece devam eder, nihayet boğa­zı düğümlenir (ölür), sonra bir köşeye atılır, hayat damar­ları kesilir. Allah'ın onu yok etmesi, kardeşlerinin de onu mezara gömmesi oldukça kolaydır.

Mümin dünyaya ibret gözüyle bakar, karnın ihtiyacı miktarınca ondan azık alır; dünya sözünü düşman ve ga­zap kulağıyla işitir. "Malı çok oldu" derlerse kısa bir müd­det sonra, "fakir oldu" derler; varlığına sevinirlerse, yoklu­ğuna üzülürler. Dünyanın hali budur ve dünya ehline, ümitlerini kesecekleri gün (kıyamet günü) daha gelme­di."

368-      "Allah, kullarını azabından alıkoymak ve onları cennete sevk etmek için sevabı itaate, cezayı ise günaha karar kılmıştır."

369-      "İnsanlara öyle bir zaman gelir ki, Kur'ân'dan ancak resim (bir nişane, bir yazı), İslam'dan ise ancak ismi baki ka­lır. Mescitleri o zamanda bina bakımından mamur, hidayet bakımından haraptır. Halkı, yeryüzünün en şerli kişileridir, fitne onlardan çıkar, hata ve günah onlara sığınır, fitnelerden ayrılmak isteyeni geri çevirirler, arkada kalanı sürükleyip ona doğru götürürler. Allah-u şöyle buyuruyor: "Zatıma andol­sun ki, onlara sabırlı insanı şaşkınlığa düşürecek bir fitne göndereceğim." Böyle de yapmıştır. Allah'tan gaflet sürçmelerinden geçmesini dileriz."

370-      İmam (a.s) minbere oturduğunda genellikle her hutbeden önce şöyle buyuruyordu: "Ey insanlar, Allah'tan korkun; hiç kimse oynasın diye boşuna yaratılmamış, boş işler yapsın diye kendi haline terk edilmemiştir. Kendini insan için gü­zel gösteren dünya, kötü bakışın çirkin gördüğü ahiretin yerini alamaz. Bütün gayretiyle dünyada yüce makamlara erişen mağrur kimse, ahiretten en küçük bir nasip elde e-den kimse gibi değildir."

371-      "İslam'dan daha yüce bir şeref, takvadan daha iz­zetli bir izzet, veradan (haram ve şüpheli şeylerden kaçın­maktan) daha güzel bir sığınak, tövbeden daha çok kurta­rıcı bir şefaatçi, kanaatten daha zengin bir hazine ve rızka razı olmak kadar da fakirliği gideren bir mal yoktur. Kifa­yet edecek kadarıyla yetinen sürekli rahatlığa erer, esenliğe kavuşur. Dünyaya rağbet ise meşakkatin (veya bitkinliğin) anahtarı ve sıkıntının bineğidir. Hırs, kibir ve haset insanı günaha düşmeye çağıran şeylerdir; şer (kötülük) ise tüm çirkinlikleri toplayandır."

372-      Cabir b.  Abdullah el-Ensari'ye şöyle buyurdu:  "Ey Cabir! Din ve dünyanın kıvamı, dört şeyle ayakta durur: İlmiyle amel eden âlim, öğrenmekten çekinmeyen cahil, iyilik ve ihsan etmekte cimrilik etmeyen cömert, ahiretini dünyası için satmayan fakir. Âlim ilmini zayi ederse, cahil de öğrenmekten kaçınır. Zengin iyilik yapmada cimri dav­ranırsa, fakir de ahiretini dünyasına satar. Ey Cabir, Allah'ın nimetleri kimin üzerinde çoğalırsa, insanların ona ihtiyaçları da artar. O halde kim kendisine verilenlerde Al­lah için gerekeni yaparsa, nimetleri daimi ve sabit kalır; kim de üzerine düşen vazifeyi yerine getirmezse, elindekileri zevale ve yokluğa sevk etmiş olur."

373-      "Ey Mü’minler, her kim bir zulmün işlendiğini veya bir kötülüğe davet edildiğini görür de kalbiyle reddederse, salim kalır ve günahtan korunmuş olur; kim de diliyle red­dederse, mükafatlanmış olur ve ilkinden daha üstün sayılır; her kim de Allah'ın kelimesi yücelsin ve zalimlerin kelime­si alçalsın diye kılıcıyla reddederse, kurtuluş yoluna ermiş, Allah yolunda kıyam etmiş ve kalbini yakin nuruyla aydın­latmış olur."

374-      İyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymakla ilgili olan di­ğer bir sözünde de şöyle buyurmuştur: "insanlardan bir grup münkeri eli, dili ve kalbiyle reddeder; bunlar bütün iyi has­letleri kendilerinde toplamışlardır. Bir grup da münkeri kalbi ve diliyle inkâr eder, ancak eliyle bir iş yapmaz; bun­lar da iyi hasletlerden iki haslete sarılmış, bir hasleti zayi etmişlerdir. Bir grup da sadece kalbiyle inkâr eder ve diliy­le inkâr etmez; bunlar da üç hasletten en değerli iki hasleti zayi etmiş, sadece bir haslete sarılmışlardır. Bir grup da münkeri eli, dili ve kalbiyle reddetmeyi terk etmiştir; bun­lar da yaşayan ölülerdir. Bütün iyi ameller ve Allah yolunda cihat, marufu emredip münkerden alı-koymak karşısın­da, engin denizdeki bir damla gibidir. Marufu emredip münkerden alıkoymak ne eceli yaklaştırır, ne de rızkı azal­tır. Bunların hepsinden daha üstünü, zalim bir önderin karşısında hak bir söz söylemektir."

375-      Ebu Cuhafe, Emir'ül-Mü’minin Ali (a.s)'ın "marufu em­retmek ve münkeri nehy etmek, hakkında" şöyle buyurduğunu nak­letmektedir. "Cihat hususunda mağlup olduğunuz ilk şey, ellerinizle cihat etmenizdir; sonra dillerinizle, daha sonra kalplerinizle. Kim kalbiyle marufu tanımaz ve münkeri reddetmezse ters çevrilir; üstü alt ve altı da üst olur."

376-      "Hak ağır, ama hoş; batıl ise hafif, ama öldürücüdür."

377-      "Bu ümmetin en iyisi hakkında bile Allah'ın aza­bından emin olma; zira Allah şöyle buyurmuştur: "Al­lah'ın azabından hüsrana uğrayan topluluktan baş­kası emin olmaz"(A’raf: 99) Bu ümmetin en kötüsü hakkında bile Allah'ın rahmetinden ümitsiz olma; çünkü yüce Allah şöy­le buyurmuştur: "Allah'ın rahmetinden, kafir olan kavimden başkası ümit kesmez"(Yusuf: 87)

378-      "Cimrilik, tüm çirkin kötülükleri bir araya topla­maktadır. Cimrilik, insanı her türlü kötülüğe götüren bir yulardır."

379-      "Ey Âdemoğlu, rızık iki kısımdır: Birini sen istersin, diğeri ise seni ister; ardından gitmezsen peşinden gelir. O halde yılının hüznünü gününe yükleme. Her günün rızkı sana yeter. Eğer o yıl ömründen ise, Allah her yeni günde taksim ettiği rızkı sana verecektir. Yok, eğer o yıl ömrün­den değilse, o halde senin olmayan şeyler için neden üzü­lüyorsun? Hiçbir isteyici, rızkını almadan senden öne ge­çemez ve hiç kimse bunda sana galip olamaz; sana takdir edilen şey, asla senden gecikmez."

380-      "Nice bir güne yönelen vardır ki, o günün gecesine erişmemiştir. Gecenin evvelinde nice gıpta edilen vardır ki, gecenin sonunda ağlayanları etrafına toplanmıştır."

381-      "Konuşmadığın sürece söz senin bağındadır (mahkûmundur); söylediğin zaman sen onun bağındasın (mahkûmusun). O halde altın ve gümüşünü koruduğun gibi, di­lini de koru. Nice bir söz vardır ki, nimeti elden alır ve azabı celp eder."

382-      "Bilmediğin şeyleri söyleme; hatta bildiğin her şeyi bile söyleme. Zira Allah tüm organlarına bir takım şeyler farz kılmıştır; kıyamet günü onlarla sana delil getirecektir."

383-      "Allah'ın seni isyanda görmesinden, itaatinde bu­lamamasından sakın; zira hüsrana uğrayanlardan olursun. Güçlenince Allah'a itaatte güçlen; zayıflayınca da Allah'a isyanda zayıfla."

384-      "Gördüğün bütün bu değişikliklere rağmen dün­yaya meyletmek cehalettir; sevabına güvendiğin halde iyi işte kusur (ihmalkârlık) yapmak zararlıdır; imtihan etme­den önce herkese güvenmek acizliktir."

385-      "Allah nezdinde dünyanın hakir olmasının nişane­lerinden biri Allah'a karşı günahların sadece dünyada ya­pılmasıdır; Allah katında olana dünyayı terk etmedikçe erişmek mümkün değildir."

386-      "Bir şeyi talep eden onun tümüne veya bazısına ulaşır."

387-      "Sonrası ateş olan hayır, hayır değildir; sonrası cennet olan şer de şer değildir. Cennetsiz her nimet değer­siz, cehennemsiz her bela da afiyettir."

388-      "Bilin ki, yoksulluk belalardan biridir; yoksulluktan daha şiddetlisi bedenin hastalığıdır; bedenin hastalığından daha çetin olan gönlün hastalığıdır. Bilin ki, kalbin takvası, bedenin sıhhatindendir."

389-      "Ameli kendisini ağırlaştıranı, nesebi (soyu) hız­landırmaz." Başka bir rivayette ise şöyle nakledilmiştir: "Kendi hasebini (makam ve değerini) kaybedene, babalarının ma­kamı fayda vermez."

390-      "Mü’minin üç saati vardır: Bir saatinde rabbiyle münacat eder, bir saatinde geçimini sağlar, bir saatinde de kendisini güzel ve helal lezzetler arasında serbest bırakır. Akıllı insan sadece üç şey için yolculuk eder: Geçimini sağlamak, ahiret yolunda adım atmak ve haram olmayan lezzetten istifade etmek."

391-      "Dünyada zahit ol ki, Allah sana dünyanın ayıplarını göstersin. Gafil olma ki, (bir an bile) senden gaflet edilme­mektedir."

392-      "Tanınmanız için konuşun; çünkü kişi, dilinin altında gizlidir."

393-      "Dünyadan sana geleni al; senden yüz çevirenden ise yüz çevir. Böyle yapmazsan, o halde (en azından) dünya talebinde güzel davran (aşırı gitme)."

394-      "Saldırıştan daha tehlikeli nice söz vardır."

395-      "Her şeyin kanaat edilecek kadarı yeterdir."

396-      "Aşağılık ve horluk değil, ölmek! Başkalarına tevessül değil, aza rızayet göstermek! Otururken verilmeyene, kalkınca da vermezler. Dünya iki gündür: Bir gün lehine, bir gün de aleyhinedir; lehine olduğunda azma, aleyhine olunca da sabret."

397-      "Misk ne güzel kokudur; taşınması kolay, kokusu ise güzeldir."

398-      "Kendini övmeyi bırak, kibrini düşür, kabrini hatırla."

399-      "Babanın evlat, evladın da baba üzerinde bazı hakları vardır. Babanın evlat üzerindeki hakkı, Allah'a isyan dışında her şeyde ona itaat etmesidir. Evladın baba üzerindeki hakkı ise ona güzel isim vermesi, onu güzel terbiye etmesi ve ona Kur'an'ı öğretmesidir."

400-      "Nazar gerçektir, tılsım gerçektir, sihir gerçektir ve uğur saymak gerçektir. Ama uğursuz saymak gerçek değildir, aksilik/terslik gerçek değildir. Güzel koku, bal, binicilik ve yeşilliğe bakmak koruyucudur, (şifadır.)"

401-      "Halkın ahlakı ile uyum sağlamak, kin ve şerlerinden korunmak için bir güvenliktir."

402-      Yersiz konuşan birine: "Tüylenmeden uçtun, yavruyken böğürdün."

403-      "Kendini farklı işlere atanı, tedbirler yardımsız bırakır."

404-      "İmam (a.s)'a; "La havle vela kuvvete illa billâh"([14])cümlesinin manasını sorduklarında şöyle buyurdu: "Biz Allah ile birlikte bir şeye sahip değiliz; sadece O'nun bizi sahip kıldığı şeylere sahibiz. O halde bizi, bizden daha çok sahibi olduğu bir şeye sahip kıldığı zaman bize sorumluluk yüklemiştir; bizden onu geri aldığı zaman da sorumluluğu üzerimizden kaldırmıştır."

405-      Ammar b. Yasir'in Muğire b. Şubeye cevap verdiğini duyunca ona hitaben şöyle buyurdu: "Ey Ammar, onu (Muğire b. Şube'yi) bırak! O dinden sadece kendini dünyaya yaklaştıran şeyleri almıştır; şüpheleri hatalarına mazeret yapmak için kasıtlı olarak (gerçekleri batıl ile) karıştırmıştır."

406-      "Allah'ın mükâfatını elde etmek için, zenginin faki­re gösterdiği tevazu ne kadar da güzeldir. Bundan daha güzeli ise, fakirlerin Allah'a dayanarak zenginlere karşı alçalmamalarıdır.''

407-      "Allah, kendine aklı emanet ettiği bir kimseyi, bir gün onunla kurtarır."

408-      "Kim hak ile çatışırsa, hak onu yere çarpar."

409-      "Kalp, gözlerin kitabıdır."

410-      "Takva, ahlakın reisidir."

411-      "Dilinin keskinliğini, sana sözü öğretene; sözünün belagatini ise, sözünü doğrultana karşı kullanma."

412-      "Başkaları için beğenmediğinden içtinap etmen, nefsine edep olarak yeter."

413-      (Musibetlerde) Hür insanlar gibi sabretmeli veya kendine cahiller gibi teselli bulmalı."

414-      "(Musibet ve belalarda) Büyük insanlar gibi sab­retmeli; ya da kendine hayvanlar gibi teselli bulmalı.."

415-      "Dünya kandırır, zarar verir ve geçer. Allah dünyayı dostlarına sevap, düşmanlarına da ceza olarak beğenmemiş­tir. Dünya ehli bir kafileye benzer; konakladıkları bir sırada kafile başı göçme emrini verir, onlar da göçerler."

416-      Oğlu İmam Hasan'a (a.s) hitaben şöyle buyurdu: "Ey oğlum, dünyadan ardında bir şey bırakma. Zira şu iki kişiden biri­ne bırakmış olursun: Eğer Allah'a itaat yolunda harcayan olursa, senin bahtsızlığa düşerek elde ettiğinle o mutlu olur. Eğer Allah'a isyan yolunda harcayan olursa, senin top­ladıkların yüzünden bahtsız olmuş olacaktır; sen de ona günahında yardım etmiş sayılacaksın. Dolayısıyla bunlar­dan hiçbirini kendine tercih etmen doğru değildir."

(Bu söz şu şekilde de rivayet edilmiştir.) "Dünya malından elinde olan şeyin senden önce bir sahibi vardı; senden sonra da bir sahibi olacaktır; sen de şu iki kişiden birine topluyorsun: Allah'a itaat yolunda harcayan birisi olursa, senin ziyana uğrayarak elde ettiklerinle saadete erer. Yok, eğer Allah'a isyan yolunda harcayan olursa, senin onun için topladıklarınla perişan olur. Bu her ikisini de kendine tercih etmen ve onlar için sırtında yük (günah) taşıman doğru değildir. O halde giden için Allah'ın rahmetini, ka­lanlar için de Allah'ın rızkını um!"

417-      Huzurunda "Esteğfirullah" diyen kimseye: "Anan yası­na ağlasın. İstiğfarın ne demek olduğunu biliyor musun? İstiğfar, yüce makam sahiplerinin derecesidir. İstiğfar, altı manası olan bir isimdir: İlki, geçmiş günahlar hakkında pişman olmak; ikincisi, o suçları ebediyen terk etmeye az­metmek; üçüncüsü, mahrukatın haklarını eda ederek, üze­rinde bir kul hakkı olmadan pürüzsüz olarak Allah'a ka­vuşmak; dördüncüsü, üzerine farz kılındığı halde zayi etti­ğin her farizanın hakkını eda etmeyi kast etmek; beşincisi, haram kazançla bedeninde oluşan eti gamla ve hüzünle, de­ri kemiğe yapışıncaya kadar eritmek ve o ikisinin arasında yeni et oluşmasını sağlamak; altıncısı ise vücuduna isyan tat­lılığını tattırdığın gibi, itaat elemini de tattırmak. İşte bunları gerçekleştirdikten sonra 'esteğfirullah' diyebilirsin."

418-      "Hilim (yumuşak davranmak, insan için) aşirettir."

419-      "Zavallı ve çaresiz Âdemoğlu! Eceli gizli (ne zaman geleceğini bilmez), hastalıkları örtülü (nereden saldıracağı bilinmez), ameli ise korunmuştur (kaybolmaz). Sivrisinek ısırsa, canını yakar; bir lokma boğazında kalırsa, onu öldü­rür; terlerse, pis pis kokar."

420-      Ashabıyla oturmakta iken güzel bir kadın önlerinden ge­çerken, oradakiler hep birden göklerini kadına diktiler; bunun üze­rine şöyle buyurdu: "Bu erkeklerin gözleri, (bir namahreme) dikilmiştir; bu dikiliş, şehvetin tahrik olmasına sebep olur. Sizden birinin gözü beğendiği ve hoşlandığı bir kadına ili­şince, hemen gidip kendi zevcesine yaklaşsın. Çünkü o da kendi karısı gibi bir kadındır."

Haricilerden biri İmam (a.s)'a; "Allah kahretsin bu kâfiri, ne kadar da bilgilidir!" dediğinde halk onu öldürmek için üzerine hü­cum etti. İmam (a. s) bu durumu görünce şöyle buyurdu: "Yavaş olun! Bu bir sövgüdür; ya sövmekle karşılık verilir ya da günahı bağışlanır."

421-      "Aklından, doğru yolu batıl yoldan ayıracak kadarı sana yeter!"

422-      "Hayır işleyin ve hayırdan bir şeyi önemsiz görme­yin; çünkü onun küçüğü büyüktür, azı ise çoktur. İçiniz­den hiç kimse; "Başkası bu hayrı işlemeye benden daha layıktır" demesin. Andolsun Allah'a, aynen öyle olur. Çünkü hayır ve şer için onları yapacak bir takım insanlar var­dır. Bu ikisinden birini terk ettiğiniz zaman, ehli olan kim­se mutlaka o işi sizin yerinize yapacaktır."

423-      "Kim içini ıslah ederse, Allah da onun dışını ıslah eder. Kim dini için çalışırsa, Mah dünya işleri için ona ye­ter. Kim Allah ile kendi arasında olanı güzelleştirirse, Al­lah da onunla insanlar arasında olanı güzelleştirir."

424-      "Hilim, örten bir perdedir. Akıl, keskin bir kılıçtır. Öyleyse ahlak ayıplarını hilimle ört; heva ve hevesini ise aklınla öldür."

425-      "Allah'ın, kullarını kendileriyle faydalandırmak için kendilerine özel nimetler verdiği bir takım kulları vardır; bağışladıkları sürece o nimetleri onların elinde baki kılar; esirgediklerinde ise o nimetleri onların elinden çıkarır baş­kalarına devreder."

426-      "Kulun şu iki haslete güvenmesi doğru değildir: Afiyet ve zenginlik. Zira onu afiyette görürken aniden has­talanır; zengin görürken aniden fakirleşir."

427-      "Bir ihtiyacını mü’mine şikayet eden (ona derdini söyleyen), sanki onu Allah'a şikayet etmiştir; bir ihtiyacını kafire şikayet eden de sanki Allah'ı ona şikayet etmiştir."

428-      Bayramlardan birinde şöyle buyurmuştur: "Bayram, an­cak Allah'ın orucunu kabul ettiği, namazını övdüğü kimse­ler içindir. Allah'a isyan edilmeyen her gün bayramdır."

429-      "Kıyamette hasretlerin en büyüğü, haram yoldan mal kazanıp, onu Allah yolunda infak eden birine miras bırakan ve bu yüzden de kendisi cehenneme giderken varisinin cennete gittiği kimsenin hasretidir."

430-      "Muamelede en çok zarar eden ve çabada en çok ümitsizliğe uğrayan kimse, bedenini arzulan yolunda çürü­tüp ilahi mukadderatın kendisine yardım etmediği kimse­dir. Bu kimse dünyadan hasretleriyle ayrılır, günahlarıyla da ahirete varır."

431-      "Rızık iki kısımdır: Talep eden ve talep edilen. O halde kim dünyayı talep ederse, ölüm onu talep eder ve sonunda onu dünyadan çıkarır. Kim de ahireti talep eder­se, dünya onu talep eder; öyle ki o rızkını tamamıyla dün­yadan almış olur."

432-      "İnsanlar dünyanın zahirine bakarken, Allah'ın ve­lileri, onun batınına bakarlar; insanlar dünyanın bugünüyle meşgul olurken (çabuk elde edilen şeyler peşinde koşar­ken), onlar dünyanın sonuyla (ahiret hazırlığıyla) meşgul olurlar; onlar dünyanın kendilerini öldürmesinden çekin­dikleri şeyleri öldürürler; kendilerini terk edecek olanları bilir, onları terk ederler; başkalarının dünyadan elde ettiği çok şeyi (ahiret nimetine oranla) az görürler; onu elde et­melerini kaybetmek sayarlar; insanların uzlaştığı şeye düş­man, düşmanlık ettikleri şeye de dostturlar. Kitap onlarla bilinir; onlar Kitab'ı bilirler; Kitap onlarla ayakta durur; onlar da Kitab'la ayakta dururlar; umdukları şeyden daha üstün bir şey ummazlar; korktukları şeyden daha üstün bir şeyden korkmazlar."

433-      "Lezzetlerin kesilmesini, günahların ise bekasını hatırlayın"

434-      "Dene, (sonra) buğzet."

435-      "Allah kuluna şükür kapısını açıp da nimetin artış ka­pısını kapamaz; dua kapısını açıp da icabet kapısını kapamaz; ona tövbe kapısını açıp da mağfiret kapısını kapamaz."

436-      "İnsanların cömertliğe en layık olanı, cömertlerin onunla tanındığı kimsedir."

437-      İmam (a.s)'dan; "Adalet mi daha üstündür, yoksa bağış mı?" diye sorduklarında söyle buyurdu: "Adalet her şeyi kendi yerine bırakır, ama bağış onları yerinden çıkarır; adalet ge­nel bir koruyucudur; ama bağış özel bir ihsandır. O halde adalet daha yüce ve daha üstündür."

438-      "İnsanlar, bilmedikleri şeyin düşmanıdırlar."

439-      "Zühdün tümü, Kur'an'ın iki kelimesi arasındadır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: "Öyle ki elinizden çıka­na karşı üzülmeyesiniz ve size verilenlere sevinmeyesiniz."(Hadid: 23) O halde geçmişe üzülmeyen ve geleceğe sevinme­yen kimse, zühdün iki tarafını (geçmiş ve geleceğe itinasız­lığı) da elde etmiştir."

440-      "Uyku, günün kararlarını ne kadar da bozucudur!"

441-      "Yöneticilikler, insanların koşu meydanlarıdır."

442-      "Hiçbir şehir sana, diğer bir şehirden daha layık değildir; beldelerin en hayırlısı, seni yüklenen (barındıran) beldedir."

443-      Malik Eşter'in (r.a) şahadet haberi geldiğinde şöyle buyur­du: Malik, ne Malikti! Andolsun Allah'a ki, eğer bir dağ ol­saydı, apayrı yüce bir dağ olurdu; bir taş olsaydı, sert bir kaya olurdu; hiçbir hayvan onun tepesine ayak basamazdı ve hiçbir kuş onun üzerine konamazdı."

444-      "Sürekli yapılan az iş, usanılıp bıkılan çok işten da­ha hayırlıdır."

445-      "Bir adamda güzel bir haslet olduğunda, onun kardeşlerini bekleyin."

446-      (İmam (a.s) Ferazdak'ın babası Galib b. Sa'sa'ya; "Pek çok olan develerini ne yaptın?" diye sordu. Galib cevaben; "Ey Emir'ül-Mü’minin, haklarını (farz olan vergilerini) verme onları dağıttı." dedi. "Bu (Allah yolunda) dağılma, dağılma yolları­nın en övülenidir."

447-      "Din hükümlerini bilmeden ticaret yapan kimse, faize batar."

448-      “Kim küçük musibetleri büyük sayarsa, Allah onu büyük belalara duçar kılar."

449-      "Kendini değerli bilen, şehvetleri hor ve hakir görür."

450-      "Şaka yapan, aklının bir parçasını dışarı atmış olur."

451-      "Sana rağbet edene rağbet göstermemen, nasibin noksanlığıdır; sana rağbet etmeyene rağbet etmen ise nef­sin zilletidir."

452-      "Fakirlik ve zenginlik, (kıyamet günü) Allah'a su­nulduktan sonradır."

453-      "Zübeyr, uğursuz oğlu Abdullah büyüyünceye ka­dar, sürekli olarak biz Ehl-i Beyt'ten biriydi."

454-      "Âdemoğluna övünmek yakışır mı hiç? Başı nütfe, sonu ise leştir; ne kendini rızıklandırabilir, ne de ölümü kendinden uzaklaştırabilir."

455-      "En büyük şair kimdir?" diye sorulunca: "Bu topluluk (şairler), koşu meydanlarında yarışmadılar ki yarışın sonuç belli olsun. Ama illa da cevap vermek gerekirse, sapık pa­dişahtır."([15])

456-      "Acaba ağızda kalan bu yemek artığını (bu değer­siz dünyayı) ehline bırakacak hür bir insan yok mu? Canla­rınızın değeri cennettir; o halde Onları ondan düşüğüne satmayın."

457-      "İki ihtiras sahibi doymak bilmez: İlim isteyen ve dünyayı isteyen."

458-      "İmanın alameti; sana zarar verecek olsa bile fayda verecek yalana karşı doğruluğu seçmen, yaptığından fazla söz söylememen, başkalarının sözleri hakkında da Allah'tan korkup sakınmandır."

459-      "Mukadderat tedbirlere galip gelir; öyle ki bazen insanın afeti tedbirinde olur."

460-      "Hilim ve teenni, ikiz çocuklardır; yüce himmet bunları doğurur."

461-      "Gıybet, acizlerin uğraşıdır.''

462-      "Nice insanlar, başkaların kendisi hakkındaki övgüsüyle aldanmıştır "

463-      "Dünya, başkası için yaratılmıştır; kendisi için değil."

464-      "Ümeyyeoğulları'na bir fırsat verilmiş, içinde ko­şuşturuyorlar. Aralarında ihtilaf çıktığında, sırtlanlar alda­tarak onlara galip gelirler."

465-      Ensar'ın methinde şöyle buyurmuştur: "Allah'a andol­sun ki onlar yavrusunu, bağışlayan eller ve sivri dillerle eği­tip geliştirdikleri gibi İslam'ı kendi zenginlikleriyle eğitip geliştirdiler."

466-      "Göz, oturağın ipidir." (Kırbanın ipi çözülünce kırbada nasıl su kalmazsa, gözler de uyuyunca abdest kal­maz.)

467-      "Onlara, hakkı ikame eden ve din istikrara erince­ye kadar istikamet gösteren bir vali yöneticilik yaptı."

468-      "İnsanlara çok ısırıcı (çetin) bir zaman gelecektir; o dönemde zengin iki elindeki malı ısıracaktır (infak etmeye­cektir); oysa Böyle davranmaya emredilmemiştir; Allah şöyle buyurmuştur: "Aranızda ihsan etmeyi unutma­yın."(Bakara: 237) O zaman kötüler yücelecek, iyiler hor olacak ve zorda kalanlarla mallarını satmaları için muamele yapacak­lar. Oysa Resulullah (s.a.a) zorda kalanlarla alış-verişi ya­saklamıştır."

469-      "İki (grup) kişi benim hakkımda helak olur: İfrat eden dost ve bühtan edip iftirada bulunan (münafık)."

470-      Tevhid ve adalet hakkında soru sorulduğunda: "Tevhid Allah'ı vehimle şekillendirip sınırlandırmaman; adalet ise Allah'ı hikmet ve adaletin zıddıyla suçlamamandır."

471-      "Susup konuşmamakta hayır yoktur; nitekim ceha­letle konuşmakta da hayır yoktur."

472-      "Allah'ım, bizleri ram ve uysal bulutlarla suvar; sert ve serkeş (şimşekli ve yıldırımlı) bulutlarla değil."

473-      İmam (a.s)'a; "Ey Emir'ül-Mü’minin, keşke sakalını boyasaydın?!" dediklerinde şöyle buyurdu: "Boya süstür, biz ise yasta olan bir topluluğuz."([16])

474-      "Allah yolunda şehit olan mücahidin ecri, gücü yettiği hal­de iffetten ayrılmayan kimseden daha büyük değildir. Zira iffetli in­san meleklerden bir melek olmaya çok yakındır."

475-      "Kanaat, tükenmeyen bir hazinedir."

476-      "Adalet ve insafa riayet et; zulüm ve haksızlıktan sakın. Zulüm, halkın dağılmasına neden olur; haksızlık ise işi kılıca götürür."

477-      "Günahların en şiddetlisi, sahibinin önemsemediği günahtır."

478-      "Allah, âlimlerden öğretme sözünü almadıkça, ca­hillerden öğrenme sözünü almadı."

479-      "Kardeşlerin en kötüsü, kendisi için meşakkate düşülen kimsedir."

480-      "Mü’min, kardeşini öfkelendirdiğinde (veya utan­dırdığında), ondan ayrılmış demektir."

                   Seyyid Razi şöyle diyor: Bu, Hz. Ali'nin (a.s) seçilmiş sözleri­nin sonuncusudur. Bizlere lütfedip Hz. Ali'nin dağınık sözlerini bir yere toplama ve birbirinden ayrı ifadelerini yakınlaştırma hususunda başarı ihsan eden Allah'a hamd ederim. Önceden de söyledi­ğim gibi her bölümün sonunda birkaç boş sayfa bıraktım ve yeni hadisler buldukça da ilgili bölümlere ekleyeceğim. Zira bazı sözler bize gizli kalıp sonradan ortaya çıkabilir. Bütün başarılar sadece Allah'ın yardımı iledir. Ben O'na tevekkül ettim. O bize yeter ve Allah ne de güzel vekildir. Bu kitap H. Recep 400 yılında sona erdi. Allah'ın selamı efendimiz Peygamberlerin sonuncusu ve en iyi yol gösterici olan Hz. Muhammed'e (s.a.a), temiz Ehl-i Beyt'ine ve yakin göklerinin yıldızları olan ashabına olsun.

 



--------------------------------------------------------------------------------

[1]-  Hurura; Kufe yakınlarında olan bir köyün ismidir. Nehrevan savaşında Hz. Ali'ye karşı savaşan hariciler, o yeri kendilerine sa­vaş alanı seçtiler. Bu şahıs ise Nehrevan savaşında öldürülen "Garve b. Edne" idi.

 

[2]-  Fezzale'nin oğlu Nevf Hemdan halkından olup Hz. Ali (a.s)'ın yaranlarından biri idi. Bikkale de Yemen'de bir kabilenin ismidir.

 

[3]-  Damarlardan maksat, kalbi akciğere bağlayan iki damardır.

 

[4]-  Kadın insanı zahmete düşürse de onsuz hakkıyla yaşanması mümkün değildir.

 

[5]-  Seyyid Razi bu arada Hz. Ali'nin 9 ilginç hadisine yer vermekte, ardından yeniden kaldığı yerden devam etmektedir. Biz de merhumun bu sıralamasına riayet ettik ve aynı düzenlemeyi esas aldık.

 

[6]-  İmam (a.s) bu sözünde, özel ashabından olan Sa'saa b. Savhan-i Abidi'yi övmektedir.

 

[7]-  İmam (a.s) bu sözü, düşmanlığın kaçınılmaz tehlikesi ve za­rarı hakkında buyurmuştur.

 

[8]-  İmam (a.s) bu sözü, orduyu savaşa sevk ederken buyurmuştur.

 

[9]-  Usta kumarbaz, nasıl fırsatı kollayarak karşı tarafı yenilgiye uğratıyorsa, Müslüman bir kimse de kendisine verilmiş olan fırsattan yararlanarak rakibini yenmelidir.

 

[10]-  Nuhayle; Küfe yakınlarında Şam yolu üzerinde bulunan as­keri üstü; askerler ve gönüllü olarak savaşmak isteyenler orada top­lanıp eğitim görüyorlardı.

 

[11]-  Enes b. Malik Gadir-i Hum'da bulunup Resulullah (s.a.a)'in; "Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Allah'ım, onu seveni sev; ona düşman olana düşman ol..." şeklindeki sözünü duymuş olmasına rağmen, "Ben unutmuşum" dedi. Bundan dolayı abraş hastalığına yakalandı.

 

[12]-  İmam (a.s) bu sözüyle kalplere işleyen heybetine değinmektedir.

 

[13]-  Şebamiyan; Hemdan halkından bir kabile idi.

 

[14]-  Yani "Kudret ve kuvvet ancak Allah iledir."

 

[15]-  Sapık padişahtan maksat, İmre'ul-Kays'tır. Ona padişah de­mesinin sebebi, güzel şiirlerinden dolayıdır; sapık demesinin sebebi ise, kâfir ve fasık olduğundan dolayıdır.

 

[16]-  Bu sözüyle Resulullah (s.a.a)'in vefatını kast etmiştir.

 
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]
Gitmek istediğiniz yer: