Ana İçerik:

Sayfa: [1]

İslamda Alevilik

İslamda Alevilik
« : Eylül 06, 2010, 10:24:37 pm »

İslamda Alevilik İslamda Alevilik İslamda Alevilik İslamda Alevilik İslamda Alevilik İslamda Alevilik

  İslamda Alevilik öğretisinin İslam'la olan ilişkisi, İslam'a karşı konumu nedir?

Yakın zamana kadar İslam'ın bir mezhebi, dalı, kolu, yorumu gibi algılanan, daha çok hederedoks İslam olduğu yaygın kabul gören Alevilikle ilgili son dönemde yapılan araştırmalar, durumun hiç de sanılan gibi olmayabileceğini ortaya koydu.

Son yıllarda özellikle Erdoğan Çınar'ın yaptığı araştırmalarda ortaya çıkan gerçek bize gösteriyor ki Alevilik, insanlık tarihi kadar eski; Batıni karakterli kadim bir öğreti. Bu inanç, İslam’la etkileşmekle birlikte, İslam olmayan, ana karakteri itibariyle İslam’la taban tabana zıt unsurlar içeren bir inanç sistemi.

Bir kısım kerameti kendinden menkul “Alevilik otoritesi”nin savunduğu “Alevi-İslam” modeli, tarihi gerçeklere ve bilime aykırıdır. “Alevilik İslam”ın özüdür” şeklindeki görüşlerin gerçekle ilgisi yoktur.

Alevilik’le İslam arasındaki farkı anlamak için önce en temel kavram olan Tanrı’ya bu iki inanç sisteminin bakışını karşılaştıralım: İslam’da Allah ve kulları vardır. İslam’a göre tanrı ulaşılmazdır, ondan korkulur, insanı yoktan var ettiği için yücedir; Allah yargılar, sınava çeker, sırat köprüsünden geçirir, kızar, öfkelenir, kahreder, cezalandırır, yakar, kaynar kazanlara atar, aynı zamanda rızıklar verendir, bağışlayandır, ödüllendirendir. Din gününün (yevmiddin) sahibi O’dur. O gün geldiğinde herkesi günah ve sevabına göre yargılayıp ya cennetine alacak, ya da cehenneme atarak korkunç azaplara gark edecektir.

Alevilikte ise insanla tanrı birlik içindedir. (Vahdeti vücut) Yaratılış, Tanrının evreni ve insanı yoktan var etmesi değil, kendisini görünür hale getirmesidir. Dolayısıyla ölüm yoktur, sürekli bir var oluş vardır. Tanrı göğün yedi katında değil, tüm varlıktadır. (Vahdeti mevcudad) Din olgusu korku üzerine değil, sevgi üzerine kurulmuştur. Otoriteyi ellerinde tutan hükümdarlar ya da krallar, tarihte dini de korku unsuru olarak halklara karşı kullanmışlardır. Onların din anlayışında cehennem, mahşer günü ve ateş korkuyu ön plana çıkarmaktadır. Ancak Alevilik’teki Tanrı sevgisi ve dostluğu bu korkuları ortadan kaldırmaktadır. Alevilikte Tanrı korkusu yerine Tanrı sevgisi vardır. İnsanlar, devriye zinciri içinde, sürekli yeni bedenlerle dünyaya gelir ve gider. (Ölür ise ten ölür canlar ölesi değil Y.E.) İnsanı kamil aşamasına ulaşan kişi, artık Tanrı olmuştur, Tanrıya kavuşur. (Finafillah) Bu damlanın okyanusa kavuşması gibidir.

-Muhammed’in tebliğ ettiği (bana göre geliştirdiği) ve Ali’nin de aynen uyguladığı İslam’da namaz, Bakara Suresi 185. ayette açıkça zikredilen Ramazan orucu, hacc, erkeklerin çok eş alması (cariyeler hariç) ve eşini dövmesine (Nisa 34) ruhsat vardır. Buradaki namaz (salat) dua anlamında değildir, ezanıyla, kıblesiyle, abdestiyle bugün Müslümanların kıldığı namazdır, öyle ki savaşta çarpışma sırasında bile kılınmasına ilişkin ayet vardır. İslam zahiridir, dünyevidir.

Bu konulara aslı batınilik olan Aleviliğin bakışının taban tabana zıt olduğunu söylemeye gerek bile duymuyorum, çünkü herkes biliyor. Alevilik’te var olan cem, 12 hizmet, semah, müzik, dede, Muharrem orucu, müsahip kardeş vb. kavramlardan hiçbiri Kuran’da bir kez bile geçmez. Buna karşılık 5500 yıl önceye ait Sümer tabletlerinde anlatılan dinde, 12 hizmet, bugün Alevilikteki ile tamamen aynı şekilde vardır. Alevilik'teki Muharrem orucu, halka namazı, cem, semah, 12 hizmet, okunan duazlar vb. gibi adet ve ritüellerin, sonradan alınmış bazı İslami motifler içerme dışında İslamiyet'le hiçbir ilgisi yoktur. Aslında bunlar da Alevilğin şeriatıdır. Bunları yapmak da Alevi olmak için yetmez.

"Alevi İslam"cıların, "O Sünni yorumudur. Biz İslam'ı böyle yorumluyoruz" gibi tezleri mantıklı değildir. O dine inananlar onun kitabını ve peygamberinin uygulamalarını esas alır. Kuran'daki açık hükümleri de başka türlü yorumlama imkanı yoktur. İslam dünyasında (Sünni, Şii vd.) kabul gören bir tek Kuran var. Bunun da tüm Müslümanlar tarafından aynı yorumlanan açık ayetleri var. Bugün çeşitli mezhep, tarikat, cemaat vb. varsa da bunların Kuran'ın temel hükümleri konusunda itilafları yoktur.(Aleviler hariç) Müslüman olduğunu söyleyenlerin, Kuran’ı Allah kelamı kabul etmesi ve ona aynen uyması gerekir. Böyle yapanlara bir şey diyemem, her inanca saygılıyım. Ama bu kişiler Müslümanlığı seçiyorsa, bireysel tercihidir, "Alevilik İslamdır" deme hakları yoktur.

Alevilik; Şamanlık, Zerdüstlik, ateistlik, manicilik vb. olmadığı gibi Müslümanlık da değildir. Ancak burda şu nüansa dikkat etmek lazım: Alevilik İslam değildir, ama bazı Aleviler İslam olabilir. Peki o zaman niye Alevi erenleri, pirleri, aşık-ı sadıkları, hep “Allah, Muhammed, Ali, 12 imamlar” demiş? Bunun nedenlerini anlamak için Alevi-Batıniliğin tarihini öğrenmek gerekir. Öncelikle Alevilik adı yaklaşık 200 yıldır kullanılan bir terimdir.

Geçmişte heterodoks Hristiyan sayılan Aleviler de vardı. 9.yy'a kadar (Türklerden önce) Bizans egemenliği altındaki Anadolu'da yaşayan Batıni inançlı halk, öyle adlandırılıyordu. Bunlar kiliseye gitmiyor, kendi cemevlerinde ibadet ediyordu. Haklarında "mum söndü" yaptıkları iftiraları atılan bu halk, Bizans tarafından ağır katliamlara uğratıldı. Hüseyin ve Battal Gazi de bunlardandır. Türklerden önce Araplar Anadolu'ya geldi, Malatya'yı emirlik yaptı, sözünü ettiğim halk Müslümanlarla ittifak yaparak, Bizansı geriletti. Battal Gazi Aleviliğin serçeşmesidir. İslami dönemde de onun peşinden gidenler (Batıniler) heterodoks İslam olarak algılandı. Oysa onlar hiç Hristiyan da olmadı, Müslüman da. Onlar Batın erleriydi. Selçuklu'ya karşı Babai isyanını gerçekleştiren Alevilere Osmanlı döneminde Işıklar dendi. Daha sonra Safevileri destekleyen bu halka siyasi anlamda Kızılbaş adı verildi. Çünkü Safeviler askerlerine kızıl taç giydiriyordu. Kızılbaş sözcüğüne yüklenen pejoratif anlamlar nedeniyle, daha sonra bu ad terkedilerek, Alevi adı benimsendi.

Sarı Saltuk, Otman Baba, Demir Baba gibi Bektaşi babaları, Balkanlar'da Hristiyan Azizler olarak biliniyor. Hatta Noel Baba'nın aslında Sarı Saltuk olma olasılığı çok yüksek. Aslında onlar ne Müslüman ne Hristiyandı, onlar batın erleriydi. Horasan ve Rum erenleriydi.

Bu inancın önderleri (Horasan erenleri, Rum erenleri, gaip erenleri) bu inancı "sır" olarak, İslam inancının içine saklamak zorunda kalmış, bir nevi takıye yapmıştır. Yoksa yaşama olanağı kalmazdı. Asıl bilgileri sır olarak, anlayana ve mürşid seviyesine gelene açıklamışlardır. Sıradan Aleviler inancın sadece zahiri yönüyle, şeriatıyla yetinmiş, "Allah Muhammed Ali" deyip semah dönmüştür. Zaten Alevi adı da bu gizlenmenin bir parçasıdır. Hristiyan Bizans'ın ve İslam'ın gaddarca kıyımlarına karşı, bu inancı devam ettirmenin başka yolu da yoktu.

Ömer komutasındaki Müslüman Arap orduları Mısır'ı fethettiğinde İskenderiye Kütüphanesi onbinlerce kitabıyla birlikte yaktılar. Ömer, yakma emrini verirken, "Bu kitaplarda yazanlar Kuran'a aykırıysa yakılması lazım, değilse de zaten o bilgilerin hepsi Kuran'da var" şeklinde bir gerekçe gösterdi. Yakılan onbinlerce kitap, binlerce yıldır var olan, değişik bölgelerde değişik adlarla yaşayan Batıni inanç sisteminin kaynaklarıydı. Bu katliam, insanlık açısından bir faciadır. Batınilik, bu tür katliamlardan ancak gizlenerek, kendini başka inançlar içine saklayarak günümüze gelebilmiştir.

Bugünkü Alevilik dediğimiz de aslında kendini İslam içine gizleyerek gelen Batıniliktir. Dıştan bakanlar onu İslam sanabilir. Ancak kodlarını okuyan, şifrelerini çözen gerçekte ne olduğunu bilir.


-----

« Son Düzenleme: Şubat 19, 2011, 11:12:11 pm Gönderen: admin »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
  • admin
  • Administrator
  • Ebedi Üye
  • ******
  • Mesaj Sayısı: 152
Ynt: İslamda Alevilik
« Yanıtla #1 : Şubat 19, 2011, 11:26:02 pm »

İslam'da Alevilik

    Alevilik İnanç ve ibadet Esasları



    Aleviliğin inanç ve ibadet esaslarını görmeden önce, bu esasların günümüze hangi şekillerde ulaştığına değinmek gerekir.Alevilik günümüze sözlü ve yazılı olmak üzere iki kaynaktan ulaşmıştır. Sözlü gelenek nesilden nesile aktarılan bilgi ve uygulamalar ve Dedelerin günümüze ulaştırdığı bilgiler şeklinde günümüze ulaşmıştır. Sünni kitlelerin aksine eğitim kurumlarından yoksun kalan Aleviler inanç, gelenek ve kültürlerini daha çok bu yolla günümüze ulaştırmışlardır. Çevreyi temsil eden ve göçebe/ yarı göçebe kitlelerin oluşturduğu bu gruplar, resmi din anlayışına karşı bir dinsel anlayışı, yani heterodoksiyi temsil ediyorlar, toplumsal yapıları itibariyle, sünnî çevrelerin aksine, eğitim ve kültür kurumlarından yoksun bulunuyorlardı. Bektaşî dergâhlarında ise belli bir organizasyon bulunmaktaydı. Bu dergâhlarda bulunan bektaşî dervişleri ve onların nüfuzundaki kitleler, Ocakzade dedelerin faaliyette bulundukları kitlelerle kıyaslanmayacak ölçüde kurumlaşmış idiler. Bu durumu arşiv belgelerinden rahatlıkla görebiliyoruz. Ocakzade dedelerin faaliyette bulunduğu yerlerde yaşayan kitleler Bektaşî dergâhlarından daha farklı bir organizasyona tabi bulunmaktaydılar. Bu kitleler arasında, bilgiler, yazılı olmayan yani sözlü geleneğe dayalı bir şekilde nesilden nesile aktarılıyordu. Merkezi iktidarların bu kitleler üzerindeki baskısı ve zaman zaman gerçekleşen sürgünlerin yarattığı olumsuzluklar bu kitlelerin yaşamlarının her alanına yansımış, örneğin cem ayinleri büyük bir temkinle ve gizlilik içerisinde yapılır olmuştur.

    Alevi Yol ve Erkânının günümüze ulaşmasının ikinci kaynağı ise yazılı kaynaklardır. Ancak bu kitlelerin sosyal yaşamlarının doğal bir sonucu olarak, sahip oldukları yazılı eserler de oldukça sınırlıdır. Alevî köylerinde yaptığımız araştırmalarda, daha çok dede evlerinde nefeslerin ve deyişlerin yer aldığı kitaplar (Cönkler), Menakıb-ı İmam Cafer-i Sadık, Hutbe-i Düvaz-deh İmam/Menakıb-ı Seyyid Safi, “Küçük Buyruk” olarak da bilinen “Dergah-ı Ali’de Seyyid Abdülbaki Efendi’nin Erenlere Muhib olan Temiz İnançlı Müminlere Gönderdiği Mektup” başlıklı bir kitapçık, Makalat-ı Hacı Bektaş-ı Veli ve Vilayet-name adlı el yazması (Osmanlıca) eserlerin varolduğunu biliyoruz. Oysa sünnî kesimler yüzyıllara yayılan zaman sürecinde medreseler ve şeyh-mürid ilişkisi çerçevesinde birçok eğitim kurumlarına sahip olmuş, bu şekilde yüzlerce eser kaleme alınmıştır. Bektaşi dergâhları eğitim faaliyetleri ve araçları bakımından da, ocakzade dedelere bağlı Alevilerle kıyaslanmayacak ölçüde kurumsallaşmış idiler.Dergahlarda yüzlerce cilt eser bulunurken Alevi köylerinde sadece Dede evlerinde elyazması kitaplar bulunurdu.


    Aleviler’de İnanç Anlayışı


    Alevilerde inanç ve ibadet anlayışının kendine özgü yönleri bulunmaktadır. Bu anlayışın temeli biçimden çok özü esas almasına dayanır. Biçimsel anlamda ibadetin bir araç, olgun insan olmanın ise esas amaç olduğu kabul edildiğinden cemlere katılmak, oruç tutmak yetmez. Eline, diline, beline bağlı olmayan, en kutsal varlık olan insanı sevmeyen, olgunlaşmamış insanların ibadetleri de boşunadır. Bu kişiler Cem törenlerine alınmadıkları gibi toplumdan da dışlanırlar.Alevi inancının temeli Hak-Muhammed-Ali sevgisine dayanır.

    Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Oniki İmam Sevgisi

    Bilindiği üzere Alevilik Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Oniki İmam sevgisine dayanır. Ehl-i Beyt sözcük olarak ev halkı demektir. Ev halkı yani Ehl-i Beyt Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den oluşmaktadır. Ehl-i Beyt halk arasında Pençe-i Al-i Abâ olarak da adlandırılır.

    Oniki İmamlar, Alevilerin Hz. Muhammed’den sonra önder olarak tanıdıkları Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın soyundan gelen kişilerdir.Oniki İmamların adları sırasıyla şöyledir:


    1- İmam Ali
    2- İmam Hasan
    3- İmam Hüseyin
    4- İmam Zeynel Abidin
    5- İmam Muhammed Bakır
    6- İmam Cafer Sadık
    7- İmam Musa Kazım
    8- İmam Ali Rıza
    9- İmam Muhammed Taki
    10- İmam Ali Naki
    11- İmam Hasan Askeri
    12- imam Mehdi

    Alevilere göre müslümanlar Hz. Muhammed’den sonra 73 fırkaya ayrılacaklar ve Ehl-i Beytin, Oniki İmamların yolundan gidenlerin dışındakiler cehenneme gideceklerdir. Ehl-i Beytin, Oniki İmamların yolundan gidenler Fırkayı Naciye veya Güruh-u Naci olarak adlandırılır.

    Demek ki Ehl-i Beyt sevgisi Aleviliğin esasını oluşturur. Tevella ve teberra anlayışı da bu sevgiden kaynaklanır. Tevella Ehl-i Beyti, Oniki İmamları, Ondört Masumları, Onyedi Kemerbestleri ve onların yolundan gidenleri sevenleri sevmek, teberra ise onları sevmeyenleri sevmemektir.


    On dört Masum


    Muhammed Ekber, Abdullah b. İmam Hasan, Abdullah b. İmam Hüseyin, Kasım, Zeynelaba, Kasım b. Zeynel-abidin, Ali Eftar, Abdullah b. İmam Cafer Sadık, Yahya el-Hadi, Salih, Tayyib, Cafer b. Muhammed Taki, Cafer b. Hasan Askeri, Kasım b. Muhammed Taki.


    On yedi Kemerbest


    İmam Hasan, İmam Hüseyin, Hadi-i Ekber, Abdülvahid, Tahir, Tayyib, Türab, Muhammed Hanefi, Abdurrauf, Ali Ekber, Abdülvahab, Abdülcelil, Abdurrahim, Abdülmuin, Abdullah Abbas, Abdülkerim, Abdüssamed


    Dört Kapı Kırk Makam


    Dört Kapı Kırk Makam şeklindeki Kâmil(olgun) insan olma ilkelerini Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin tespit ettiğine inanılır.Hacı Bektaş “Kul Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır, dost olur.” buyurmuşlardır. Bu ilkeler aşama aşama insanı olgunluğa ulaştırır. Bir başka yoruma göre ise şeriat anadan doğmak, tarikat ikrar vermek, marifet nefsini bilmek, hakikat Hakkı özünde bulmak yollarıdır.

    Dört Kapı şunlardır:

    1.Şeriat
    2.Tarikat
    3.Marifet
    4.Hakikat

    Her kapının on makamı vardır:

    Şeriat kapısının makamları:

    - İman etmek,
    - İlim öğrenmek
    - İbadet etmek
    - Haramdan uzaklaşmak
    - Ailesine faydalı olmak
    - Çevreye zarar vermemek,
    - Peygamberin emirlerine uymak
    - Şefkatli olmak
    - Temiz olmak
    - Yaramaz işlerden sakınmak

    Tarikat kapısının makamları

    - Tövbe etmek
    - Mürşidin öğütlerine uymak
    - Temiz giyinmek
    - İyilik yolunda savaşmak
    - Hizmet etmeyi sevmek
    - Haksızlıktan korkmak
    - Ümitsizliğe düşmemek
    - Ibret almak
    - Nimet dağıtmak
    - Özünü fakir görmek


    Marifet kapısının makamları


    Edepli olmak
    Bencillik, kin ve garezden uzak olmak - Perhizkârlık
    - Sabır ve kanaat
    - Haya
    - Cömertlik
    - İlim
    - Hoşgörü
    - Özünü bilmek
    - Ariflik


    Hakikat kapısının makamları


    - Alçakgönüllü olmak
    - Kimsenin ayıbını görmemek
    - Yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek
    - Allah’ın her yarattığını sevmek
    - Tüm insanları bir görmek
    - Birliğe yönelmek ve yöneltmek
    - Gerçeği gizlememek
    - Manayı bilmek
    - Tanrısal sırrı öğrenmek
    - Tanrısal varlığa ulaşmak


    Üç sünnet yedi farz


    Alevilerin kutsal kitaplarından “Buyruk”larda yazıldığına göre Alevi yolunun temeli üç sünnet yedi farza dayanır. Bu temel esaslara uymak zorunludur. Üç sünnet yedi farz şunlardır:

    Üç Sünnet

    Dilini tevhid kelimesinden ayırmaya
    Gönlünden düşmanlığı gidere, kimseye kin ve kibir tutmaya, kıskançlık etmeye, hırsına uyup şeytana gönül vermeye.
    Sözü Hakkın kudreti ola, kimseyle kavga etmeye, kimseye düşmanlık yapmaya

    Yedi Farz

    Çok sır saklaya
    Talip binbir ise, bir otura ve bir dilden söyleye
    Hakkın terazisine itaat ede, yaptığı bir günaha bin özür ve niyaz eyleye, kimsenin gıybetini etmeye ve yalan yere and içmeye, yalan söylemeye
    Mürebbi hakkına itaat ede, emrine uya
    Kuşak kuşana, halifeden el alıp, tövbe eyleye
    Musahibini hakikatte Hak cemiyetine eriştire
    Halife’den tac ve kisvet kabul eyleye. Özünü şeyhlere ulaştıra
    Bu yol üzere olmayana sofu diye inanmayasanız. Bir kişi bunca farzdan ve sünnetten düşse, ona derman yoktur, sürgün olur, yüzü karadır.


    On iki Şart


    - Cömertlik
    - Mutluluk
    - İbret
    - Gayret
    - Sohbet
    - Mürüvvet
    - Şefkat
    - Şefkat
    - İkram
    - Tevella
    - Teberra


    On iki İşlek


    - Evvel kendi özünü hassas etmektir
    - Marifet tohumunu ekmektir
    - Şefkat beslemektir
    - Rıza eteğini tutmaktır
    - Hikmet sıfatını sem etmektir
    - Özünü hizmet hürmetin saklamaktır
    - Özünü mukarribiyle hudetmektir,
    - Özünü sabır ehline vermektir
    - Muhabbet kilesiyle ölçmektir
    - Takva değirmeninde özünü arındırmaktır
    - Su ile yuğurmaktır
    - İradet tennurunda pişmek ve ihlas sofrasına girmek , özünü dervişlere ve fukaralara sarfetmektir.


    Eline, Diline, Beline Hâkim Olmak


    Eline, diline, beline hakim olma kuralı Alevilerin yaşamları boyunca uymaları zorunlu ahlak sisteminin adeta simgesidir. Eline bağlı olmak, elinle koymadığını almamak, diline bağlı olmak gözünle görmediğini söylememek ve beline hakim olmak haram olan cinsel ilişkiye girmemektir. Bu kural Alevi toplumunun çok güçlü ahlak sisteminin özetidir ve Alevi Yolu Dedelerimizin deyimiyle “kıldan ince, kılıçtan keskindir”. Yolun bu kurallarına uymayanlar düşkün sayılırlar. Düşkünler toplumdan soyutlanırlar, işledikleri hatanın durumuna göre değişik şekillerde cezalandırılırlar.

    Alevi toplumunda kadın-erkek yaşamın her alanında eşittir. Çalışırken de, ibadet ederken de kadın erkek birliktedir. Sünni geleneğin aksine tek eşlilik esastır. Başlık parası gibi uygulamalar kabul edilmez. Kadın olsun erkek olsun eşinden şikayetini Dedeye iletebilir, suçlu bulunursa düşkün edilir. Alevilerde sosyal yaşamın her alanında kadının da erkekle birlikte ve eşit olarak yeralması bunu çekemeyenlerce çeşitli iftiralara da konu olmuştur.


    Ayin ve Merasimler (Muharrem, Hızır Orucu, Cemler)


    Her toplumun önemli anma ve toplanma günleri bulunmaktadır. Alevilerin de böyle kutsal ibadet ve bayram günleri vardır. Cemler düzenli olarak yapılan ibadetlerdir. Cemlerin yanısıra Sultan Nevruz, Muharrem Orucu, Hızır Orucu, Hıdırellez, Kurban Bayramı, Abdal Musa Lokması da Alevilerin önemli günlerindendir. Aleviler Ramazan Orucunu tutmazlar. Şimdi sırasıyla bunlar üzerinde duralım:

    İlkbaharın başlangıcı ve Hz. Ali’nin doğumu sayılan Nevruz (21 Mart) akşamı Sultan Nevruz olarak adlandırılır ve Cem yapılır.

    Alevilerce Kerbela Olayı’nın anlamı büyüktür. Yine kış aylarında Abdal Musa Lokması düzenlenirdi. Abdal Musa Lokması için evler dolaşılarak lokmalar toplanır, kurbanlar kesilir cem yapılır, ertesi gün pişen lokmalar dağıtılırdı. Abdal Musa lokmasının topluma yararlı olacağına, ürünlerin bereketli olacağına inanılırdı. Hz. Hüseyin’in acımasızca şehid edilmesinin anısına yüzyıllardır Muharrem ayında oruç tutulur. Muharremin birinci günü başlanan oruç Oniki İmamlar aşkına oniki gün tutulur. Ondört Masumlar için fazladan oruç tutanlar da vardır. Muharrem Orucu sırasında Hz. Hüseyin’in susuz şehid olması anısına su içilmez, kurban kesilmez, traş olunmazdı. Akşamları Kerbela olayını anlatan kitaplar okunurdu.

    Şubat ayında ise üç gün Hızır Orucu tutulurdu.

    Her yıl 6 Mayıs günü Hızır İlyas günü kutlanır.Hızır karada, İlyas ise denizde zor durumda kalanlara yardım ederler inancı vardır. Bu nedenle Aleviler arasında “Yetiş Ya Hızır” deyimi yerleşmiştir.

    Alevilerde kurban geleneği de yaygındır. Cemlerde, Hızır orucunda, Abdal Musa törenlerinde ve Kurban Bayramında kurbanlar kesilir.

    Ancak “yol bir sürek binbir” sözünden de anlaşılacağı üzere Anadolu’nun değişik bölgelerinde yaşayan Aleviler arasında bu dinsel ibadetlerin uygulanmasında çok küçük farklılıklar bulunmaktadır.


    Cem


    Aleviliğin temel ibadeti “Cem” dir. Alevi Cemleri daha çok hasat döneminden sonra yapılır. Cemlerin cuma akşamları yapılması gerekir. Cuma akşamı Alevilerce perşembe akşamına verilen addır. Alevi Dedeleri talipleri köylerde ziyaret ettiğinde Cem yapılacağı duyurulur. Ceme katılacak olanlar yanlarında niyaz veya lokma adı verilen yiyecekler getirirler. Cemler büyük evlerde yapılır. Dede cem yapılacak yerin başköşesinde bulunan posta oturur. Cemde Oniki hizmet vardır. Bu oniki hizmetin sahipleri şunlardır:

    - Dede(Mürşid)
    - Rehber
    - Gözcü
    - Çerağcı(Delilci)
    - Zakir(Aşık)
    - Ferraş(Süpürgeci)
    - Sakka(İbriktar)
    - Kurbancı(Sofracı)
    - Pervane
    - Peyk(Davetçi)
    - İznikçi(Meydancı)
    - Bekçi

    Cem töreni Oniki hizmetin yerine getirilmesinden oluşan kutsal bir ibadettir. Cem içerisinde semah da edilir, Pir Sultan’dan, Hatayi’den, Kul Himmet’ten deyişler söylenir. Lokmalar dağıtılır. Kerbela Olayı anılır. Cem’de musahipler görülür, düşkünler dara kaldırılır, toplumun önünde haklı haksız belirlenir, suçlu olanların gerekli cezaları verilir. Cemlerde verilen cezalara uyulur, aksi halde toplum dışına itilmek kaçınılmazdır.

    Bu belli günlerde yapılan ibadetlerin dışında Anadolu’nun değişik merkezlerinde de her yılın belli günlerinde törenler düzenlenmektedir. Bunların en bilinenleri şu şekildedir: Hacı Bektaş Veli Törenleri, Abdal Musa Törenleri(Antalya), Veli Baba Törenleri(Isparta), Hamza Baba Törenleri(İzmir), Şücaettin Veli(Eskişehir) Törenleri, Pir Sultan Törenleri(Sivas), Hıdır Abdal Törenleri (Erzincan). Bu törenlere Türkiye’den ve yurtdışından yüzbinlerce insan katılmakta ve adeta bir festival havası içerisinde kutlanmaktadırlar.


    Kaynak : Yrd.Doc.Dr.Ali YAMAN ; A'dan Z'ye Alevilik Nedir? ; İstanbul 1990
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]
Gitmek istediğiniz yer: