Ana İçerik:

Sayfa: [1]

İMAM HÜSEYİN ve KERBELA

İMAM HÜSEYİN ve KERBELA
« : Şubat 04, 2011, 01:59:41 am »

İMAM HÜSEYİN ve KERBELA
 
Muharrem’in onuncu günüydü,10 Ekim 680 günlerden Cuma ikindi vakti, İmam Hüseyin’in kaybedeceği kimsesi kalmamıştı. Bir yaşındaki Ali Asker’i onsekiz yaşındaki delikanlısı Ali Ekber’in kanlar içindeki cesetlerini kucağına alıp(Bakara suresi 156)“İNNA LİLLAH İNNA İLAYHU RACİUN” (Türkçesi: Allah’tan geldik, yine Allah’a döneceğiz)
Diyerek Hakk yoluna yolcu ettiği çocuklarıda yoktu artık. Sadece kadınlar kalmıştı, kardeşi Abbas geldi aklına: çocukların su, su diye feryatlarına dayanamamış Abbas. Atını sürmüş Fırat’a, su içmek istemiş çocukları aklına gelince vaz geçip önce tulumlarını doldurmuş çıkarken yezid’in askerleri görür, biri bir kılıç vurur bir kolunu, diğer biri diğer kolunu keser, matarasını ağzına alır, ok atarlar onuda parçalarlar. Yere düşerken bağırır:
“YA ÂHİ! EDRİK EHÂK” (Türkçesi: ya kardeşim, kardeşini bul) İmam Hüseyin avazı duyunca: “ELENA İNKESER ZAHRİ” (Türkçesi: Şimdi belim kırıldı) İmam Hüseyin’in ahıyla Kerbela toprağı sarsılır. Oğlu Ali Ekber gözlerinin önüne geldi! Onun güneş misali yüzünü, dedesi Hz. Muhammed’e çok benziyordu. Onun şahadetini susuzluktan parçalanmış dudaklarını, atından kanlar içinde düşerken “EDRİKNİ YÂ BABA” (Yetiş ya baba) sesini, feryadını duyunca onun imdadına yetişip “Ey gönlümü bağladığım oğul, senide mi kaybediyorum” diye feryat ettiğini hatırladı. İmam Hüseyin, Ali Ekber! “Baba, üzülme susuzluğum gitti. Karşımda dedem Muhammed Mustafa elinde iki bade birini sana, birinide bana uzatıyor al baba al, al”der.
İmam Hüseyin’in isyanı büyüktür. Acısı yüreğini parçalamaktadır, dayanılmaz acılar, ızdıraplar içindedir.
“İç dedenin elindeki suyu oğul iç” artık dayanasım kalmadı.

Kudret kandilinde kalem
Yazmış su deyu, su deyu
Şah Hüseyin kerbelâda
Gezmiş su deyu, su deyu.

İmam Hüseyin zülcenah isimli atına bindi, yıldırım gibi ölüm meydanına sürdü. Hz. İmam Hüseyin, Yezit ordusunun önünde durdu.
“Geldim işte… Bir ben kaldım, ben ve sizler. Cesareti olan varsa yer değiştirelim. Gelsin buraya ve benim bulunduğum yerden, tek başına sizlere baksın. Korkudan durabilirse atın üzerinde, kendi başımı kendim keserim. Ama bende korkunun zerresi yok.”

Çünkü bilirim ki; zalimin zulmünü, inanmışlığın direnci ergeç yener. Bugün yenmezse yarın yener. Çünkü: YAŞAMAK, İNANMAK VE UĞRUNDA MÜCADELE ETMEKTİR.
Bu dünya ne yezitler görmüştür. Ne zalimler görmüştür. Ama sonu hüsran olmuştur. İnsana zulmedenin, insanları ayıranların, hakkı, hukuku gözetmeyenlerin sonu olmamıştır. Pınarlar kurur ama dağın suyu bitmez. İşte bunu anlamadınız.
Sizler sanıyorsunuz ki, bu başım kesilince her şey unutulacak, her şey bitecek, hayır bitmeyecek. Şu kumlar üzerine akan kanlar, esen çöl fırtınalarıyla savrulacaktır, dünyanın dört bir yanına. Savruldukça da Ehlibeyt yeniden doğacak. Bizler yeniden doğacağız.
Ama sizler: Ölen sizler olacaksınız. Akıtılan bu kanlarda sizin sonunuz olacak. Haydi, bakalım işte önünüzdeyim öldürün beni…

Günlerdir çöldeki susuzluk ve acılar sarsmıştı şehitler şahını. O bin kez, milyon kez yakınlarının şahadetinde, evlatlarının şahadetinde ölüm şahadetini tatmıştı.
Yarabbi kendine Müslüman’ım sözde diyenlerin kâinatın efendisi ve âlemlere rahmet olan Muhammed Mustafa’nın öz torunlarının çektiklerine, yaşadıklarına bir bakın hele.
Güneş bile isyan etmişti bu zulme, bu haksızlığa….
İmam Hüseyin’in elinde dedesinin kılıcı, başında babasının sarığı, altındaki atı dedesinin hediye ettiği zülcenah soylu bir at vardı.
İmam Hüseyin’in karşısına kimse çıkmıyordu.
Maneviyatları sarsılmıştı melunların. Çadırlara saldırmışlardı.
MEDET YA HÜSEYİN…
Kadınların feryadına döndü geri, çadırlara saldıranları püskürtmüştü. Bacısı Zeynep aslan kesilmişti. Hasta Zeynel Abidin’e ve diğer kadınlara kalkan olmuştu. Çünkü eli silah tutanların hepsinin kanlı cesetleri ortalardaydı.
Zeynep İmam Hüseyin’i yanında görünce, yara almıştı. İmam Hüseyin kanlarını gördü. Sarıldı kardeşine feryadını önleyemedi
O yürekli asil Zeynep ana aşığın kaleminden feryadı şöyledir.

Gitme kardeş gitme bizi koyup ta
Bende seninle geleyim kardeş.
Bir değil, bin değil yaram sarılmaz
Dertlerine derman olayım kardeş.

İmam Hüseyin dalar yezidin ordusunun içine, artık kaybedecek bir şeyi kalmamıştı. Bir ok atarlar, dedesinin öpüp kokladığı ağzına gelir. Bir kılıç sallarlar sol eline, diğeri sağ omzuna, bir diğeri melun arkadan oku sokar, önden çıkarır. Kanlar fışkırır, İmam Hüseyin attan düşer.
“Düştü Hüseyin atından sahrayı Kerbela’ya, Cibril git haber ver sultanı embiyaya”
Çadırlara bakmak ister son bir kez, güç kalmamıştır. Başını kaldıramadı, o boyun eğmeyen mübarek baş düşmüştü toprağa, toprakta isyan etmişti, çölde isyan etmişti bu zulme.
Kerbela’da kan vardı, zulüm vardı, ağıt vardı. Bu soylu insanların şahadeti vardı. Birde güneşin isyanı vardı. Çünkü güneş batmıştı kerbela’da.
Hz. Resulullah’ın öpüp kokladığı, “HÜSEYİN’İ İNCİTEN, BENİ İNCİTİR” dediği İmam Hüseyin’in başsız vucudu kanlar içinde yatıyordu. Acısı bitmişti ama zulme, batıla isyanı bitmemişti.

Zülcenah kanlar içinde çadırlara gelir, kadınlar çıldıracak şekilde feryad ederek, çığlıklar yükselterek zülcenah’ın yanına koştular. Zeynep ve Ümmü Gülsüm saçlarını yolarak haykırıyorlardı.

Fırtına misali kişner coşarsın
Nettin Hüseyin’imi, nerde Zülcenah
Al kanlar içinde ağlar koşarsın
Nettin Hüseyin’imi, nerde Zülcenah.

İş işten geçmişti, iri, iri gözlerini açan asil hayvan bu büyük facianın bu büyük Kerbela katliamının sona erdiğini bildiriyordu sanki.
Âlemlere rahmet olan Muhammed Mustafa’nın kurret-ül ayn-ım dediği sırtına bindirip gezdirdiği “HÜSEYİN BENDEDİR, BENDE HÜSEYİN’DEYİM” dediği ve “ONU İNCİTEN BENİ İNCİTİR” dediği koklayıp öptüğü Hüseyin yoktu.
Kadınlar arasındaki İmam Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep, İmam Hüseyin’in vasiyetini hatırlar. Kendini Zeynel Abidin’in üzerine atar onu saklar ve canı pahasına korur.
Sonrada Şehrubanu’yu elinden tutar, Zülcenaha bindirir. Sen kaç at seni varacağın yere götürür. Esir olma sen der.
Diğer kadınları yanına toplar canları pahasına İmam Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin’i korurlar. Ertesi gün.
Bütün şehitlerin kanlı başları birer mızrağa takılarak perişan haldeki kadınlar çıplak bir halde develere bindirilerek, yerdeki cesetleri de atlara çiğnettirdiler. Zeynep ve diğer kadınlar, cesetlerin önünden geçerken Kerbela Şahının mübarek bedenini kana ve toprağa bulaşmış bir şekilde görünce feryadına mani olamadılar. Zeynep;

Kerbala çölüne mekân kurulmaz
Kalk kardaş kalk sılamıza gidelim
Senin yaraların burda sarılmaz
Kalk kardaş kalk sılamıza gidelim.

Huli bin Yezid ki Hz. İmam Hüseyin’in mübarek başını Şam’a götürmeye görevlendirilmişti. Evine götürdü, karısı Ehlibeyt dostu idi, karşıda bir aydınlık gördü.
Nedir bu ışık deyip bakınca; odanın bir köşesinde nurdan bir taht meydana geldiğini gördü. O tahttan dört kadın yere inip birisi, O ışık beliren köşeden bir insan başı çıkardı ve yüzünü yüzüne sürerek haykırmaya, feryada başladılar.
Kadınlaran biri öyle figan ediyordu ki yer gök mateme boğulmuştu. Bu Fatıma anaydı.

Bir zaman böyle feryadlar edip gittikten sonra, zavallı kadıncağız o köşeye gitti. Gördü ki, O baş Kerbela mazlumu imam Hüseyin’in başıdır.
Kulağına şöyle bir nida gelir,
—Ey kadın! O bedbahtın günahı senden sorulmaz. Bilmiş ol ki O gelenler biri Meryem, biri Asiye, biri Hatice-i Kübra ve diğeri Fatıma-i Zehra idi. Ehlibeyt dostu kadın O mübarek başı alır temizler saçlarını tarar ve gözyaşı döker.
Hz. İmam Zeynel Abidin, İsmail Ebülhunuktan rivayet eder:
—Şehitlerin başlarını her gece elli muharip muhafaza ederdi. Ben Ebulhunuk bir gece kendileriyle arkadaşlık ettim. Onlar uykuya vardılar, ben uyumadım. Gördüm ki sırtına beyaz giymiş birisi, ağlaya, ağlaya için Hz. İmam Hüseyin’in başı bulunan sandığa yaklaştı. Onun başını çıkardı, mübarek yüzünü-yüzüne sürdü ve feryada başladı. Ben onun halktan biri sanarak başı elinden almaya çalıştım.
Hakk’tan kulağıma ses geldi; Ey bedbaht kimse! Bu gördüğün kişi Âdem’i Safiyullahtır. Mustafa ciğer köşesinin matemini tutuyor.
Ben hayret deryasına dalmış iken önümden itibarlı birisi peyda oldu. Dediler ki;
—Bu da Nuh Aleyhisselam dır. Ve daha sonra diğer peygamberler feryatlarla gelip Hz. İmam Hüseyin’in başını ziyaret ettiler.
Hepsi çekildikten sonra saçları başları dağılmış bir şekilde, gözlerinden yaşlar akıtarak Hz. Resullah ve Hz. Haydar-ı Kerrar ve diğerleri geldiler. Birbirlerine başsağlığı diliyorlardı.
O sırada gökten bir melek indi ve kıvılcımlar saçarak sandığı bekleyenlere hücum etti. Ben bağırdım;
—Ya Resulullah medet. Medet eyle. Ben hâşâ ki peygamber hanedanı düşmanı değilim. Meleği men etti ama bana öyle bir tokat vurdu ki, bir yüzüm hep kara gezdim.

Hz. İmam Hüseyin’in mübarek başı Şam’a götürülürken Ehlibeyt taraflarının asker toplayıp baskın yapıp mübarek başı alacağı öğrenilir.
Çöl içinde rastladıkları bir manastıra sığınırlar. Papaz sorar;
—Ey kavim siz kimlersiniz, bu başlar kimlerin başıdır? Cevap;
—Yezit askeriyiz. Bu başlarda asilerin başıdır. Yezide başkaldırdılar.
—Bu kadar yerimiz yok. Başkaları içeri koyun, dışarıda da güvenliği sağlayın.
Papaz gece yarısı sandıkların olduğu yerde içinde kadınların dolaştığını gördü, şaşkınlık içinde düşünürken nida gelir;
—Ey edepten mahrum kişi, gelen bunlar biri SÂRÂ’dır. Öteki HACER’dir, öbürü HATİCE-İ KÜBRA’dır ve en sondaki FATIMA-İ ZÖHRE’dir.
Birbirlerine taziyelerini bildiriyorlardı. Rahip mübarek başın yanına gitti ve:
— Ey âlemin Serdar’ı! Senin hangi taifeden olduğunu anladım. Sen peygamberimizin kudümünden haber verip sana uymamızı lüzumlu gösteren taifedensin.
—Ey rahip! Ben mazlumum, ben kederliyim. Ben garibim, ben Muhammed Mustafa’nın torunu, Ali’yyel Murtaza’nın oğluyum.
Rahip bu mucizeyi görünce bu mübarek başı vermemek için yedi oğlunu da bu yolda kurban verdi. (büyük taçlamada: Keşiş kurban eyledi / yedi oğlunun başını)

Zeynep ve diğer kadınlar, Kufe valisi İbni Ziyad’ın karşısına çıkarılır.
Zeynep matemini bozmaz, asil bir şekilde karşısında durur.

“Ey Ali’nin kızı! Gördün mü Hakk bizden yanaymış, böyle olmasaydı biz Muzaffer olmazdık”
ZEYNEP: Sizler kaybettiniz, evet kaybettiniz. Çünkü kardeşim Hüseyin, binlerce kişiye bile boyun eğmedi. Eğer zalimliğinizden korkup gelseydi ayaklarıyla buraya, gelip eğilseydi önünde, o değil sen kazanmış olurdun. Hani nerde bu başın ayakları?
Dedim ya, o kendisi yerine, kesik başını yolladı sana, Önünde duran Hüseyin’in başı, ama kendisi nerede. Gövdesi ve inançları nerede, yüreği nerede… Âlemlere rahmet dedesi, babası, anası nerede?

Kerbela’da bre Yezid uşağı Kerbela’da…
Zorbalık dağa benzer. Zulmetmek yalçın bir dağ gibidir. Sizler ne kadar zorba olursanız, o dağın doruğuna çok yaklaşırsınız. Ama unutmayın ki; doruğa ulaştıkça uçurumların derinlikleri artar. Bir ayağın kayışı parçalanmaya yok olmaya yeter.

İşte şu önünde duran Hüseyin’in başı, dağın doruğunda ki zalimlerin sonu olacaktır.
Kardeşim Hüseyin’in başından işte şimdi korkun. Çünkü bu kesik baş sizin sonunuzu getirecektir. (Kerbelâ - Bekir Yıldız)
Evet, sokaklarda çıplak develer üzerinde dolaştırılan kadınlar Peygamber efendimizin namuslarıydı. Bu katilleri günümüzde Hz. edenler var. Bizim lanetimiz vardır. Dört bin yıllık Hz. İbrahim peygamberin kurban olayı günümüze dek en canlı şekilde yaşanırken, yaşatılırken bin dört yüz yıllık olay nedense Aleviler dışında pek anımsanmaz. Bu Kerbela katilleri bu katliamları yaptıktan sonra gider kadıya “Kâbenin etrafı bit, pire ile dolu. Onları öldürsek günah işlermiyiz.
Hucuret suresi ayet 14: “Dediler ki bizde inandık, sen onlara de ki; Siz inanmadınız. Müslüman olduk deyin. Fakat inanç kalplerinize yerleşmedi”
TEVBE 61: ALLAH’IM RESUL’UNA EZA EDENLER İÇİN KORKUNÇ AZAP ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR.
İşte Ehlibeyt’i sevenler; Tariki müstakim yolunu sürüp, matem orucunu tutmalı. Eğer bu yol sürülmez, Ehlibeyt’in matemi tutulmazsa, bu yola sahip çıkılmaz ise Ehlibeyt sevgisi ayetteki gibi sadece dilde olur. Yürekte bir şey olmaz.
NİSA 79: İYİLİK GÜZELLİK ALLAH’TANDIR. KÖTÜLÜK ÇİRKİNLİK KENDİ NEFSİNDENDİR.

Ey Yüce Allah’ım:
Sana kul olanlara, Muhammed’e ümmed, Ali’ye talip olanlara Ehlibeyt’i mazlumların yolunu sürenlere, matemini tutup, yoluna gözyaşı dökenlere, oniki imamları sevip yolundan gidenlere yardım senden olsun. İnayet senden olsun.
Mazlumların yüzü suyu hürmetine dualarımızı kabul eyle ya İLAHİ
MATEMİNİZ MÜBAREK OLSUN…

S.Gazi KARABABA
(Dede)

Kaynak: Ali Rıza UĞURLU (Dede)
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]
Gitmek istediğiniz yer: