Ana İçerik:

Sayfa: [1]

HACI BEKTAŞ-I VELİ -3

HACI BEKTAŞ-I VELİ -3
« : Mayıs 19, 2009, 07:14:38 ÖS »

KALENDER ÇELEBİNİN ÇOCUKLARI ve  DEDE - BABALIĞIN ORTAYA ÇIKIŞI


Kalender Çelebinin ölümünden sonra, büyük oğlu İskender Çelebi (1512- 1548) ve ondan sonra da İskender Çelebi'nin küçük kardeşi Yusuf Bâlî Çelebi (1516- 1569) «Pöstnişîn» ve «Vakıf Mütevellisi» olmuşlardır. Zehr-i Nûş diye anılan Yusuf Bâlî Çelebi'nin zehirlenerek öldürüldüğü söylenmekte ise de bu konuda ayrıntılı bilgi ve kesin bir kanıt yoktur. Bilinen, Yusuf Bâlî Çelebi'nin son derece saf ve sessiz bir kişi olduğudur. Görevini başarmıyacağı gerekçesiyle başka birinin Pöstnişîn olması yolunda İstanbul'da arzuhaller gönderilmiştir. Kalender Çelebi'nin tüm Anadolu'yu saran ünlü ayaklanmasından ve Kalender Çelebi'nin Kanunî Sultan Süleyman tarafından idâm edilmesinden bu tarafa yirmi dört yıl geçmiştir. Osmanlı tahtında Kanunî Süleyman oturmaktadır. O yıl, 1552 yılı, Hacı Bektaş Velî Der-gâhına Sersem Ali Baba adında bir kişinin Dede-Baba unvanı ile atandığı görülüyor. Mücerred (evlenmemiş) olduğu söylenen dervişler yerleştiriliyor. O tarihe kadarı Hacı Bektaş Velî Dergâhında Dede - Baba ve mücerred dervîş diye bir şey yoktur. Bu tarihden sonradır ki Hacı Bektaş Velî evli idi. evli değildi tartışmaları zaman zaman alevlenerek sürmüş gitmiştir(112).
Yusuf Bâlî Çelebi'nin büyük bîr ihtimalle zehirlenerek öldürülmesinden sonra, üç oğlu sırasiyle Pöstnişîn oluyorlar :

Bektaş Çelebi    (1544- 1581)
Rasûl Bâlî Çelebi    (1546- 1588)
İskender Mürsel Çelebi    (1551 - 1604)

Ve İskender Mürsel Çelebi'nin ölümünden sonra, büyük kardeşi Ra-sûl Bâlî Çelebi'nin iki oğlu sırasiyle Pöstnişîn oluyorlar :

Hasan Çelebi (1563-1607) Bektaş Çelebi (1566- 1632)
Bunlardan sonra gene sırasiyle :
 
Mürsel Çelebi'nin oğlu;    Kasım Çelebi
Bektaş Çelebi'nin oğlu;    Yusuf Çelebi
Yusuf Çelebi'nin oğlu;    Hacı Zülfikar Çelebi
Yusuf Çelebi'nin oğlu;    Hüseyin Çelebi
 
(1578-1646) (1582-1656) (1605-1667) (1609- 1674)
 
Hacı Bektaş Velî Dergâhı'nda şeyh ve mütevelli oluyorlar.
Hüseyin Çelebi'nin ölümü üzerine kardeşi Hacı Zülfikar Çelebi'nin oğlu Abdü'l-Kâdir Çelebi Pöstnişîn oluyor. Abdü'l-Kâdir Çelebi (1628- 1685) şe-hîd olarak anılmaktadır. Onun zamanında Mehmet IV pâdişâh ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Sadrazamdır. Abdü'l-Kâdir Çelebi'nin devlete karşı yaptığı bir ayaklanma sonucu idâm edilmesi söz konusu olamaz. Sultan aleyhinde bir hurûc hareketinde ölenler için Şehîd deyimi kullanılmamaktadır. Onun şehîdliğini Çelebi - Dede - Baba anlaşmazlığına bağlantılı kabul edenler varsa da, bunu doğrulayacak bir bilgi ve kanıt yoktur.
Şehîd Abdü'l-Kâdir Çelebi'den sonra, Hüseyin Çelebi nin 1640 doğumlu olan oğlu, Elvan Çelebi'nin sırada olması gerekmektedir. Ancak, bu Elvan Çelebi, Kırşehir Sancağı'ndaki Kılınç Abdal Zaviyesinde Pöstnişîn ve vakıf mütevellî'sidir. Ölüm tarihi bilinmemektedir. Mezarı Kılınç-Abdal Dergâhı'na yakın Çepni köyündedir.
Abdü'l-Kâdir Çelebi'nin ölümünden sonra, bu nedenle, Hacı Bektaş Velî Dergâhı Pöstnişînliği boş kalmış olamaz. Abdü'l-Kâdir Çelebi'nin büyük oğlu Murtaza Ali Çelebi (1646 - 1730) babasının öldüğü tarihte otuz dokuz yaşındadır. Bu hal, durumu yeterince aydınlatmıyor, Elvan Çelebi'nin Hacıbektaş'ta bulunmayışının nedenini meydana çıkarmıyor. Ancak, Elvan Çelebi'nin dergâhta hukuken veya fîilen Pöstnişîn olmaması halinde, Abdü'l-Kâdir Çelebi'den sonra Murtaza Ali Çelebi'nin posta oturması gerekiyor.
Murtaza Ali Çelebi'den sonra küçük kardeşi Hacı Feyzullah Çelebi (1711 - 1759) şeyhlik ve mütevellîük makamına geçmiştir. 1730 yılında Hatt-ı Hümâyun (Padişah Fermanı) ile şeyhlik ve mütevellîük görevine başlayan Hacı Feyzullah Çelebi, İstanbul'da ölmüş, Merdivenköy Şah Kulu Sultan Dergâhı'na gömülmüştür. El-Hac lakabiyle anılması Feyzullah Çelebi'nin hacca gittiğini göstermektedir.
Hacı Feyzullah Çelebi öldüğünde Mustafa III padişah ve Koca Ragıp Paşa da Sadrazam bulunuyordu. Devlet yönetiminde nisbî bir sükûnet vardı. Hacı Feyzuliah Çelebi'nin bu sırada istanbul çevresinde çıkan bir kıyama katılmak üzere geldiği, kendisinin «Batın Padişahı geldi» avazelerl arasında ve top atışları  ile karşılandığı ve bu nedenle Padişah tarafından idâm edildiği için İstanbul'da toprağa verildiği iddia edilmiştir(113). Mir'atü'l Makâ-sid'da bu Feyzullah Çelebi «Şehîd» olarak anılmaktadır.
Cemalettin Çelebi bu iddiaları kabul etmemekte, Feyzullah Çelebi'nin davet üzerine İstanbul'a gittiğini, Merdivenköy Dergâhı'nda misafir bulunduğu bir sırada eceli ile öldüğünü, İstanbul'a girişinde top atılmışsa bunun olağanüstü saygı ile karşılandığını göstereceğini yazmaktadır(114).
Mustafa III tarafından verilen 17 Rebî-ül evvel 1173 (M. 1759-60) ta-rihli fermanda : «Anadolu ilindeki Hacı Bektaş Velî Zaviyesi Vakfına seccâ-denlşîn olan Hacı Bektaş Velî evlâdından Hacı Feyzullah Çelebi'nin bazı işleri için İstanbul'a geldiği, Nerdübanlı Kariyesi (Merdivenköy)'ne geldiğinde Allah'ın emri ile vefat ettiği, münhal kalan Seccâdenişînliğin oğlu Bektaş Çelebi'ye verildiği»(115) bildirilmektedir.
Osmanlı tarihînde gerçeği gizleyen fermanlar ve yazılar az rastlanır şeylerden değildir. Bununla beraber mevcut belgeler karşısında Hacı Feyzullah Çelebi'nin idâm edilmesine bir neden bulunmadığı, eceli ile ölmüş bulunduğu gerçeğe daha yakın görünmektedir.
Hacı Feyzullah Çelebi'den sonra Pöstnişîn olan oğlu Bektaş Çelebi (1710-1761) posta oturdukdan sonra ancak iki yıl yaşamıştır. Çok güçlü bir şair olan Bektaş Çelebi «Şirî» mahlasını kullanmıştır.
Bektaş Çelebi, Hacıbektaş İlçesi Bâlâ Mahallesinde Hacı Bektaş Velî Külliyesinden ayrı özel türbesinde, «Bektaş Efendi türbesi» diye anılmakta olan türbede yatmaktadır. Çelebi ailesinden Pöstnişîn olanların geleneksel olarak Hacı Bektaş Velî Türbesi Kırklar Meydanı'nda toprağa verildiği bilinmektedir. Bektaş Çelebi'nin, ayrı bir türbeye gömülmesi nedenini açıklayan bir belgeye rastlanmamıştır.

Cihan var olmadan ketm-i ademden
Hak ile birlikde yekdaş idim ben
Yarattı bu mülkii çünkü o demden
Yaptım tasvirini nakkaş idim ben

Anâsırdan bir libâsa hüründüm
Nâr ü bâd ü âb ü hâkten göründüm
Hayrü'l beşer ile dünyaya geldim
Âdem ile bile bir yaş idim ben

Âdem'in sulbünden Şît olup geldim
Nûh-ı Nebi oldum tufana daldım
Bir zaman bu mülke İbrahim oldum
Yaptım Beytullâh'ı taş taşıdım ben

İsmail göründüm bir zaman ey can
İshak Yakûb Yûsuf oldum bir zaman
Eyyûb geldim çok çağırdım el-aman
Kurt yedi vücûdum kan yaş idim ben

Zekeriyyâ ile beni biçtiler
Yahya ile kanım yere saçtılar
Davûd geldim çok peşime düştüler
Mühr-i Süleyman'ı çok taşıdım ben

Mübarek Âsâ'yı Musa'ya verdim
Rûhü'l Kudüs olup Meryem'e erdim
Cümle evliyaya ben rehber oldum.
Mucîz Murg-ı şeb-i hûffâş idim ben

Sûlb-i pederimden Ahmed-i Muhtar
Olup da cihâna geldim aşikâr
Ali ile çok takındım zülfekar
Kul iken zât ile sırdaş idim ben

Tefekkür eyledim ben kendi kendim
Mucize görmeden imâna geldim
Şâh-ı Merdân ile düldüle bindim
Zülfekar bağlandım tığ taşıdım ben

Sekahüm hamrinden içildi şerbet
Kuruldu ayn-i cem ettik muhabbet
Meydana açıldı sırr-ı hakikat
Aldığım esrara sırdaş idim ben

Hidâyet erişti bize Allah'dan
Biat ettik cümle Rasûlullâh'dan
Haber verdi bize seyri fillâhdan
Selmân-ı Pak ile yoldaş idim ben

Şükür matlûbumu getirdim ele
Gül oldum feryâd-ı verdim bülbüle
Cem' olduk bir yerde Ehl-i beyt ile
Kırklar Meydânında ferrâş idim ben

İkrar verdik cümle düzüldük yola
Sırrı fâş etmedik asla bir kula
Kerbelâ'da İmam Huseynle bile
Pâk ettim dâmeni gül taşıdım ben

Şu fena mülküne çok geldim gittim
Yağmur olup yağdım ot olup bittim
Urum Dlyân'nı ben irşâd ettim
Horasan'dan gelen Bektâş idim ben

Gâhi Nebi gâhi Velî göründüm
Gâhi uslu gâhi deli göründüm
Gâhi Ahmed gâhi Ali göründüm
Kimse bilmez sırrım kallâş idim ben

Hamdü'lillâh şimdi Şirî dediler
Geldim gittim zâtım hiç bilmediler
Kimseler bu remzi fehmetmediler
Her gelen mahlûka kardaş idim ben


— Şirî —

Bu ünlü devriye hakkında Sadeddin Nüzhet Ergun «Bektaşî Şairleri ve Nefesleri» adlı kitabında şu bilgiyi veriyor: Şirî'nin 18 ci asır Bektaşîlerinden olduğu tahmin edilmektedir. Bektaşîler arasında bir kaç şiiri meşhur olan bu zat, birçokları tarafından Hacı Bektaş Velî addedilmektedir. Bu yanlışlığa şairin bîr devriyesindeki :

Urum diyârı'm ben irşâd ettim
Horasan'dan gelen Bektaş idim ben

beyti sebeb olmaktadır. Şair devriye olması bakımından, bu şiirde Musa olacak, İsa olacak ve Hacı Bektaş oldukdan sonra da bizzat kendisi olacaktır. Aynı zamanda 13 cü asır mutasavvıflarından olan Hacı Bektaş Velî'nin bu ifade ile şiir yazmasına imkân yoktur. Çünkü bu manzumelerdeki ifade hususiyeti nihayet 16 cı asırdan aşağıya da inmez. Bildiğimiz üç Bektaş Çelebi vardır. Biri 16 cı asırda diğer ikisi de 17 ve 18 ci asırlarda yaşamışlardır. Gerçi bu şiirler 16. asırda yaşayan Bektaş Çelebi'ye isnad oluna-bilirse de o devirde yazılmış mecmualardan hiç birinde ona tesadüf edilemiyor.
Muallim Baki Bey, gönderdiği bir mektupta, bu hususa dair şu malumatı veriyor: «Mü'minler Dergâhı Pöstnişîni iken vefat eden İbrahim Mihrabî Baba merhum, Çelebi Cemaleddin Efendi merhumdan naklen Şirî mahlâslı şiirlerin Bektaş Çelebi'ye ait olduğunu müteaddit defalar söylemişti. Çelebiler içinde üç Bektaş Çelebi vardır. Bunların birincisi Balım Sultanın biraderi Yusuf Çelebinin mahdumu olup H. 951 -988'e kadar Çelebilik makamını işgal etmiştir. Hacıbektaş Tekkesinde Kırklar Meydanında medfundur. İkincisi Kalender Suîtan'ın torunu Resul Bâlî'nin oğlu olup 1642 de vefat edip keza Kırklar Meydanına defnedilen Bektaş Çelebidir. Üçüncüsü, İstanbul'da Merdivenli Köyündeki Bektaşî tekkesinde medfun bulunan Hacı Feyzullah Çelebi'nin oğlu Bektaş Çelebidir. H. 1175 tarihine kadar Çelebilik makamında bulunup tarihi mezkûrda vefat ederek Hacı Bektaş Tekkesi civarında ayrıca bir mahalle defnedilmiş ve üzerine mükellef bir türbe yapılmak suretiyle Çelebilik makamına tâbi bir zaviye ihdas edilmiştir. Mezkûr türbeyi, Çelebi Cemaleddin Efendi merhum tamir ettirmiştir.
Mihrabî Baba merhum «Şirî-nin bu son Bektaş Çelebi olduğunu tasrih etmişdi. Bu meseleyi Darülfünun Edebiyat Fakültesi Müdürü iken 337 de vefat eden Rumeühisarı'ndaki şehitlik dergâhı Pöstnişîni Nafi Babazade Mahmut Beybabaya sormuştum. O da Hacı Bektaş Velî'nin şiirleri olmayıp gerek bu nefesin, gerek Şirî mahlâslı devriyenin Bektaş Çelebi'ye ait olduğunu söyledi. Yalnız bu Bektaş Çelebinin hangi Bektaş Çelebi olduğunu kat'iyetle söylemek imkânsızdır, dedi.
Anadolu'da bulunduğum sıralarda bu meseleyi bizzat Cemaleddin Çelebi Efendi'den istifsar etmişdim. Cevabî mektubunda İbrahim Mihrabî merhumun beyanatını teyid ve Şirî'nin, Hacı Feyzullah Çelebinin oğlu Bektaş Çelebi olduğunu tasrih eylemişdi.»(116)

Men dilâ nuru kadîmim can içinde bülbülüm
Ol elest bezmindeki mestan içinde bülbülüm
Aşiyanı tende canım, can içinde bülbülüm
Derdmendim dertliyim, devran içinde bülbülüm
Her güruhu naci-i zîşan içinde bülbülüm

Men aref esrarını gerçi nihan etmek miyim
Kal ile hâl ehlin amma imtihan etmez miyim
Kellimünnas muktezasınca zeban etmez miyim
İhtiyarı kenzi mahfiyi îyan etmez miyim
Kuşdilin fehmeyliyen irfan içinde bülbülüm

Mağzı Kıır'ân bai Bismillah imiş gûşeyledim
Kufl-i babı mâni-i miftahını hûşeyledim
Seyredip scb'ülmesânî bezmini gûşeyledim
Bâde-i aşkın nasib oldu şükür nûşeyledimz
Allemel 'esma benim Kur'ân içinde bülbülüm

Kûhlü ibret ile açtım aynı dilbinâyı ben
Basmışım innâfetehnâ hüssebile payı ben
Semme vechûllah girib kuteyledim sevdayı ben
Seyyidim tâlim edip fehmeyledim esmayı ben
Murtaza'nın sırtıyım pîran içinde bülbülüm

Cümle taatten cihanda ben elim ezel yudum
Tövbe urdum hem derunum pasına saykal yudum
Bahusus seyrânı çeşmimden yüzün evvel yudum
Şükrü'l-lillâh kim hayatım çeşmesinden el yudum
Tayyib ii tahir olan rindan içinde bülbülüm

Çünki Şirî râh-ı Hakk'a eyledi avni azîm
Hakk'a tevfiz eyleyib minşerri Şeytantrracîm
Fatiha içre okuyup kenzi Rahmanirrahim
Cennet içre menzilin hazâ strat-i müstakim
Zâhida inkâr-ı ko vildân içinde bülbülüm

— Şirî —


 
Baş açık yalın ayak üryane gelmişlerdeniz
Haki-pây abdal olup virane gelmişlerdeniz

Lâtukabbel indenâ ey hace allâmel-benûn
Pes bu âlem içre biz seyrâne gelmişlerdeniz

Âştkt didâr olup nûr-i tecelli gözleriz
Sanma zâhidler gibi bigâne gelmişlerdeniz

Biz mevâliyiz fakih-i süfi yü bekri değil
Şâh ile dîdarımız merdâne gelmişlerdeniz

Padişâh-t dehr'olub hem külli nefsin zâika
Bir iki gün dünyaya mihmâne gelmişlerdeniz

Ey Müselman ol şehin nûr-i cemâlin mîhrine
Yek cihet olup bu gün imâne gelmişlerdeniz

îmdi arif nurunun iç yüzü vardürür yakın
Men aref'den tanıyıp irfâne gelmişlerdeniz

Mü'mîn'in mir'âti mü'mîndir dedi şâh-ı Cihan
Küfrü kevrii pâk'edip bürhâne gelmişlerdeniz

Ol muattar mazlıarıyız surete kilüb nazar
Katreyiz kim güya ummâne gelmişlerdeniz

Padişâh-t lem'yezel dânâ-y bîmislü bedel
Yani kim ol gafirü gufrâne gelmişlerdeniz

Ahsen-i takvimi bildim Hâdi-i Rahman yakın
Ey sıfat-t Kulhüvallah şâne gelmişlerdeniz

İnkiyadım var imiş ta ezel sultanıma
Sad-hezâr'en şükr kim dermane gelmişlerdeniz

Yâ Muhammed yâ Ali virdim budur leyl-ü nehar
Yâ Muhammed yâ Ali ihsâne gelmişlerdeniz

Enbiya vü evliyanın hürmetiçün cürmile
Hamdü-l-lillâlı kim bu gün derbâne gelmişlerdeniz

Ey Esedullah-ı Gâlib sahibi Dütdürsüvar
Lâ feta virdeyleyüb şirâne gelmişlerdeniz

Ey kamer yed Murtaza sen sun'u şevkine
Nâr-ı aşkın şem'ine pervane gelmişlerdeniz

Şâh Hasan Hûlgı-Rızâ'ntn idi vaslı hakkına
Çün Huseyn-i Kerbelâ meydâne gelmişlerdeniz

Şâh Zeynel-Âbidindir Bakır u hem Cafer'i
Musî-i Kâzım Rızâ çün yâne gelmişlerdeniz

Ol Takî hem Nakî-i sahiplivaî Askerî
Mehdî-i sahib zaman sultâne gelmişlerdeniz

Biz muhibbi hanedan île Sekahüm Rabblhüm
Lâ yezaü hamr içüp mestâne gelmişlerdeniz

Hanedan-ı Ahmed Muhtar'a kasdidenlere
Canına lanet edip giryâne gelmişlerdeniz

Gerçi kim eksikliyiz nola ol Şahın hakkı çim
Biz gedâyız kim bu gün şâhâne gelmişlerdeniz

Ol hemen Şirî kim bu gün ey mütteki
Şöyle yekta vü cünun hayrâne gelmişlerdeniz

—    Şirî —

Pâ-bürehne abdal il fena jahr-i mezld
Fakr ile fahredenin dâim ola fahr-i mezid

Çar darb ile baka milkine sultan geçinür
Genc-i tecride miyân-bend ile palheng kelîd

Işk tennuresini -bağlan irâdet beline
Rişte-i çerhdürür boynuna ber cism-i mezld

Işk ile döne döne sine kudümün çalarak
San fena beğleridür zümre-i ehl-i tecrîd

Sinede şerha ile tende olan dağlar kim
Gül ü sünbülleridür bağ-ı irâdette bedîd

Zahirin saklamağa elde dayağı muhkem
Nota ser-deste ile kendözün etse tehdid

Edemez ham teberi örgüne bir dahi tıraş
Yaramaz ma'rifete bin çelik urulsa hadîd

Besdür abdâle nemed nân ü kenetli keskûl
Sek-ü nefse yedüre anda sefal ile tirîd

Bergüzar oldu tarikatta yek âbûs-niyâz
Oldu meydân-t Hakikatta niyâz-ı tevhîd

Pirler sikkesini suret edenler mahzâ
Sikke-i sâf olamaz kalbidürür semm-i sefîd

Nazar-ı Pîr-i tarikatta kim olmaz üryan
Çal ana yuf borusun mürşididür Dîv-i anîd

Pend-i Pîrân-ı tarikat kulağa dürr-i
Necef Kûtb-t evlâd-ı Ali kalbidürür verd-i verîd

Hanedan düşmenini sevme sakın ey Şirî
Lânetullahi yezîdan ve ala âl-i Yezîd

—    Şirî —

Bektaş Çelebi'nin ölümü üzerine ilginç bir olay ortaya çıkıyor. Rasü! Bâlî'nin oğlu Hudadâd Çelebi'nin soyundan Bektaş oğlu Hüseyin Çeiebi Pöstnişîn oluyor. Yıl 1761. Bektaş Çelebi (Şirî)nin oğlu Abdü'l-Lâtif Çelebi
o tarihde 37 yaşındadır. İstanbul'a Dîvânı Hümâyun'a bir arzuhal sunuyor : «Bu ana kadar Hudadâd soyundan şeyh olmuş kimse yok iken, Seyyid Şeyh Bektaş'ın (Şirî mahlâslı Bektaş Çelebi) ölümü üzerine Hudadâd soyundan Hüseyin namındaki kimse, şeyh atama kurallarına aykırı olarak şeyhliği üzerine berat ettirmiştir. Hüseyin bu hizmete ehil olmadığı gibi şeyhliği yönetmeye de iktidarı yoktur» diyerek, ona verilen beratın terkîn edilmesini istiyor. Dîvân-ı Hümâyun İsteği uygun buluyor ve Mustafa III, 2 Şaban 1177 tarihli fermanla, Hüseyin Çelebi üzerindeki Pöstnişîniik ve mütevellîlik sıfatını kaldırarak, Pöstnişîniik ve mütevellîliğe Abdü'l-Lâtif Çelebiyi atıyor(117). Abdü'l-Lâtif Çelebi (1724- 1803) kırk sene süre ile postta oturuyor. Çocuksuz olarak ölüyor. Yerine Bektaş Çelebi'nin oğlu Şehîd Feyzullah Çelebi (1742- 1824) Pöstnişîn oluyor. Feyzullah Çelebi'nin, amcası Abdü'l-Lâtif Çelebi'nin aksine ihtirasdan uzak, sade ve fakîrane bir yaşantısı vardır. Hoşgörülü, bilgin ve olgun bir kişidir. Yirmi bir yıl meşîhat ve tevliyet görevlerini yürütüyor. Onun zamanında Hacı Bektaş Velî Postu gerçek bir irşâd makamı vasfındadır. Bir gece mütevazî evinin zemin katında otururken Eîîy oğlu Baba ve iki arkadaşı tarafından tabanca kurşunu ile öldürülüyor. Kaatillerin yakalanıp cezalandırılmışı için çıkarılan ferman üzerine, İstanbul'dan gelen Kapıcıbaşı, suçluları yakalıyor. Muhakeme sırasında suçlarını kabul eden kaatiller asılmak suretiyle cezalandırılıyorlar(118).

MEHMET HAMDULLAH ÇELEBİ  ve YENİÇERİ OCAĞİNİN KALDIRILMASI OLAYI


Bu tarihde, 1824 yıllarında, Feyzullah Çelebi'nin oğlu Mehmet Hamdullah Çelebi elli yedi yaşındadır. Mehmet Hamdullah Çelebi yetenekli bir şairdir. Aruz ve hece veznini rahatlıkla ve ustaca kullanıyor. Bu yeteneği ile hırslı ve maddî çıkarlara fazlaca eğilimli yaratılışı arasında uyumsuzluk olmakla beraber görevini bilgili ve başarılı biçimde yürütüyor.
Bu arada İstanbul'da, büyük bir olay gelişmektedir. Yanya'da Tepedelenli Ali Paşa'nın ve Mısır'da Kavalı Mehmet Ali Paşa'nın ayaklanmaların-da Osmanlı Ordusu yenilgiye uğramıştır. Pâdişâh Mahmut II disiplini ve eğitimi bozulmuş olan Yeniçeri Ordusunu yeniden düzenlemek istiyor. Yeniçeriler yeni ve modern yöntemlere uymaya yanaşmıyorlar. Sekban-ı Cedîd adlı yeni bir askerî örgüt kuruluyor. Devlete karşı başkaldıran Yeniçerilerin kışlaları topa tutuluyor, altı bin kadar Yeniçeri öldürülüyor, bir kısmı sürgün ediliyor ve Yeniçeri Ocağı bir fermanla resmen kaldırılıyor.
Mehmet Hamdullah Çelebi (1767-1836)'nin bu olaylarla kesin olarak İlgisi yoktur. Görevinin politikaya yönelik bir tarafı olmadığı gibi, yaşı ve yaratılışı da bu olaylara karışmasına uygun değildir. Bununla beraber Mahmut II, 23 Cemaziülaher 1243 (1827] tarihli bir fermân'la «Anadolu'daki bü-tün Bektaşî tekkelerinin, türbe mahalleri hariç, bütün binalarının yıktırılmasını, eşya, emlâk ve müsakkafatların zoralımı ile devlete gelir kaydedilmesini ve Hamdi Bîn Feyzullah'ın (Mehmet Hamsullah Çelebi) Fesad-ı Belde'ye bais olduğundan Amasya'ya sürgün edilmesini», Şeyhü'l-İslâm Muhammed Tahîr'in fetvasına dayanarak, emrediyor(119).
Aynı Fermân'da «Meşîhat ve Tevliyet'in Menfi-i Merkum (Mehmet Hamdullah Çelebi)'dan ref'edilerek, Nakşî-Bendî usulü olmak üzere Seyyid Veliyettin Süleha'ya (Veliyettin Çelebi) tevcihi» de keza emredilmektedir.

Mehmet Hamdullah Çelebi, Amasya'da sürgünde bulunduğu sırada, 1846 yılında ölüyor. Orada toprağa veriliyor ve özel bir türbe yapılıyor.

Zât-ı pak'inden haberdâr olduğum mudur suçum
Emrine her dâim boynum eğdiğim midir suçum
Halk-ı âlem atlas-ı zıbâ'ya gark olmuş gezer
Ben garibin bu abâ'yı giydiğim midir suçum

Mücrime lâ taknat-ü min Rahmete-l-lillâh var deyû
Eyledim isyân-ı cürmüm affeder settar deyû
Gece gündüz dergâhına yüz sürüp gaffar deyû
Her cihetten sana îman ettiğim midir suçum

Meşrebine bunca hikmet vermedin ruhsat ile
Zerrece âmân mı verdin sana râm olan kula
Hamdullah bilmez ki cürmün istiğfar kıla
Gözlerimden kanlı yaşlar döktüğüm müdür suçum

— Mehmet Hamdullah Çelebi —

Mehmet Hamdullah Çeîebi'nin Amasya'ya sürgün edilmesinden sonra kullandığı Mahlas Hasretî'dir, Bu süre de yazdığı Miraçlama çok yaygındır.

Mirac-ı Nebî

Kün dedi karar eyledi
Yeri göğü arşullahi
Çâr anasırdan yarattı
Âdem Safiyullahî

Ve-Lekad Keremna dedi
Melekler secdeye indi
İblis lâin etmem dedi
Takındı tok'u Lânetullahî

Bir katre lütfeden oldu
Âdem'den nûr Şit'e indi
Ehl-i Hak tahkik kıldı
Hem Şit Nebiyyullahî

Halil'in evlâdı gelip
Abdül Muttalib Ebû-Talib
Ol zaman nuru iki bölüp
Bilenler bildi Billahi

Dü cihan güneşi Ahmed
Vahiy geldi oldu irşâd
Münkir ne bilsin Ahed
O bir nûr'u Nûrullahî

Dostunun selâmın aldı
Gönülleri şaz kıldı
Cebrail'i rehber bildi
Arzu ettiler Allahı

Âdem ot Halik'i gördü
Başıma çok haller geldi
Cemaline bir nûr indi
Âdem bildi Nûrullahı

Âdemden zürriyet geldi
Hak emri dört güruh oldu
Dördüne dört taat verdi
Ol fikrî Zikrullahî

Açıldı Haşimî necli
Mustafa Murtaza nesli
Yüz yirmi dört bin nebi
İbrahim Halilullahî

Abdultah'dan Nebi zuhur
Dü cihan oldu fahîr
Ebû-Talib'den geldi nûr
Aliyy-ün Veliyullahî

Hak emretti Cebrail'e
Habibim mîraca gele
Önünce delili bile
Cebrail Eminullahî

Sıtretül Müntehaya vardı
Anda Cebrail durdu
Bundan öte sana dedi
Sen görürsün ol Allahî

Nalinin çıkarmak ister
Hatîfden nida dost der
Arş-ı Azim'i göster
Nalîni Habibutlahî

Yetmiş iki perde geçti
Hakkın emriyle açtı
İlk perdeye erişti
Gördü Hikmetullahî

Azizullah el uzattı
Nuru âlemi bezetti
Âlem bu anı gözetti
Verdi Hâtem Nebiyullahî

Âşık maşukunu gördü
Habib maksuduna erdi
Doksan bin kelâm sordu
Tanıştı Kelâmullahî

Bilenler bilir bileni
Gerçeğe âşık olanı
Gördü bir mahbub civanı
Habib bildi Sırrullahı

Gelmek için destur aldı
Cihanı gülsen şaz kıldı
Mü'rnln'e tevhîd verdi
Tutmak için îllallahî

Arş-ı muazzam'a vardı
Anda çok hikmet gördü
Rahda bir nişan verdi
Hâtern-i Nebiyullahî

Uçmak babına vardı
Destur Yâ Rabbim dedi
 Gel dedi Rab virdeyledi
 Uzattı Desd-i Sırrullahı

Süt elma baldan aldı
Kudret lokması geldi
İkisi de bile tattı
Yediler Nimetullahî

Otuz bini şeriatta
Otuz bini tarikatta
Otuz bini hakikatta
Bilenler bildi Billahi

Kudret hazinesin buldu
özünü ikiye böldü
Engürü bergüzar aldı
Secde ettiler Babullahî

Kırklar yolunu gözetti
Vardı kırkları bezm etti
Oturuban niyaz etti
Selman uzattı Keşkullahî

Selman'a bir üzüm verdi
Yâr yârı o demde gördü
Hepsi pervaneye girdi
Tutundular Arşüllahî

Ali onda tevaf etti
Doksan bin kelâmı vasfetti
Hâtemi nümâyân etti
Verdi Şah Emrullahî

Şâh Hasan Huseyn geldi
İmâm Zeynel yare aldı
İmâm Bakır şehid oldu
Rıza'yı Veridullahî

İmâm Ca'fer din rehberi
Mûsa Kâzım din serveri
Olam Rıza'nın çekeri
Veririm canı billahi

taki, Nakî, Sah Askerî
Onlar birbirinin yârı
Mehdi mü'min intizarî
Tez gel Zamanullahî

Esrar-ı Hak Galip oldu
Kırklar muradını aldı
Habibullah anda geldi
Gördü Ali Keremullahî

Çâr emanet fahri geldi
Muhammed Ali'ye verdi
Âhir sahibi var dedi
Bekiaş Kaddessallallahî

Kıttb-u Âlem Hünkâr geldi
Emanet sahibinin buldu
Bunca erler nasib aldı
Bağladı Rızaullahî

Bendesin almış araya
Varınca bakîy saraya
Hasretî-i bîçareye
Şefaat eder insallah

Yetmiş ola Allah Allah

Sene bin iki yüz yetmiş
Yetmiş ola Allah Allah
Beni kendine âşık etmiş
Etmiş ola Allah Allah

Hakîr'in maşuku Leylâ
Beni Mecnûn ettin böyle
Efendim sen ihsan eyle
Etmiş ola Allah Allah

Ali'nin ihsanı boldur
Hasan Hüseyn gonca güldür
Zeynel'de elim vardır
Tutmuş ola Allah Allah

Bakır, Ca'fer, Kâzım
Rıza, Takî, Nakî imdat
Askerî sar yâremizi
Sarmış ota Allah Allah

Hasreti Mehdî'nin geldiği
Olsa Erenlerin dediği
Çalınsın Sûr düdüğü
Çalmış ola Allah Allah


 
Mehmet Hamdullah Çelebi'nin küçük kardeşi Veliyettin Çelebi (1772-1828) bir yıl kadar Pöstnişînlik yaptıkdan sonra ölüyor. Mehmet Hamdullah Çelebi Amasya'da sürgündedir. Hamdullah Çelebi'nin oğlu yoktur. Veliyettin Çelebi'nin İse yirmi yaşlarında Ali Celâlettin ve on sekiz yaşlarında Feyzullah adında iki çocuğu kalmıştır. Olaylar nedeniyle aile çok fakir düşmüştür. Çocuk sayılacak yaşta olan iki kardeş, çeşitli işlerde çalışarak günlük gereksinmelerini ancak karşılayabilmektedirler. Kısa bir müddet devam eden çalkantılı ortam giderek durulmuş ve babasının ölümü üzerine Ali Celâlettin Çelebi'ye (1808-1871) 1846 yılında mütevellîlik beratı ve 1848 yılında da evlâdiyet hissesi verilmiştir.
Görüldüğü üzere, Veliyettin Çelebi'nin ölmesiyle (1828), oğlu Ali Ce-lâlettin Çelebi'nin mütevelli olması (1846) arasında, 18 yıllık bir boşluk vardır. 1846 aynı zamanda Mehmet Hamdullah Çelebi'nin Amasya'da öldüğü tarifidir. Bu tarihden yedi yıl önce, Mahmut II ölmüş ve tahta Abdü'l-Mecîd geçmiştir. Buna rağmen mevcut belgelerden anlaşıldığına göre Mehmet Hamdullah Çelebi Hacıbektaş'a dönememiş ve sürgün bulunduğu Amasya'da ölmüştür. Bu ön sekiz yıl içinde Hacı Bektaş Velî Dergâhı'nda bulunan Nakşibendî Şeyhinin söz konusu göreve vekâlet etmiş olması düşünülebilir. Bununla beraber Ali Celâlettin Çelebi'nin, sürgünde bulunduğu sürede de bir buçuk evlâdiyet hissesi almakta olan Mehmet Hamdullah Çelebi'nin ölümüne kadar, mütevellîliği kabul etmemesi daha kuvvetli bir ihtimâldir.
Mehmet Hamdullah Çelebi'nin Amasya'ya sürgün olarak gitmesi ve orada ölmesi sonucu soyunun yürümemesi, kendisiyle birlikde bir çok bilgi ve belgelerin yok olmasına neden olmuştur.
Büyük Kardeşi Ali Celâlettin Çelebi'nin ölümünden sonra, Feyzullah Çelebi (1811 -1878), Abdü'l-Azîz tarafından verilen 16 Ramazan 1288 tarihli fermanla Pöstnişîn oluyor. Feyzullah Çelebi bilime ve öğrenime çok düşkündür. Çevre illerden bilgin kişileri, malî gücünün yettiği ölçüde, getiriyor, o çağa göre modern sayılacak bir okul kurulmasına öncülük ediyor. Bilgili ve kültürlü bir nesil yetişmesi için olağanüstü gayret sarfediyor. Çevre köy ve kasabalardan okumaya gelen çocuklar için, zamanın ölçüsüne göre büyük yardımlar sağlanıyor.
Feyzullah Çelebi'nin olgun ve bilgin kişiliği, alçak gönüllü ve hoşgö-rülü davranışları geniş bir çevrede sevgi ve saygı havası yaratıyor. Yakın geçmlşdeki olayların, maddî ve manevî yaraları sarılıyor, kötü anılar unutuluyor. Fırtınalı bir kıştan sonra gelen bir baharın havası etrafa yayılıyor. Hacıbektaş Kasabası, onun gayretleriyle her inançtan kişinin sevgi ve dostluk gördüğü bir merkez oluyor. Geleneksel konukseverlik, saygı, ikram insancıl hisleri yücelten biçimde tazeleniyor. Alevî - Bektaşî olsun, Sünnî olsun onu tanıyanların tümünün içtenlikle dostluğunu ve sevgisini kazanan Feyzullah Çelebi, en verimli çağında hayata gözlerini yumuyor. Hacı Bektaş Velî türbesinde, Kırklar meydanında toprağa veriliyor.
Feyzullah Çelebi'nin, düvaz, mersiye ve miraçlama ve benzer türdeki şiirlerine Alevî - Bektaşî çevrelerinde çok sayıda rastlanmakla bera-ber, bunlar toplanıp basılmamıştır.

Halk'olunmazdı dü âlem hükm-ü Yezdân gelmese.
Âdeme ruh girmezdi emr-ü ferman gelmese

Allâme-l-Esmâ rumûz-ın ahsen-î takvim de hem
Sana kim fehmettirirdi kâmil insan gelmese

Kimse almazdı varıb ma'cûn-u hikmetten haber
Çün bu bîmar-hâne-i dünyaya Lokman gelmese

Vadi-i gaflette sergerdan gezerdi cümle nâs
Zebur Tevrat İncil ve Sufh-ü Kur'ân gelmese

Kal'ay-ı Hayber gibi mağlûb-u nefs olmuş idik
Sahîh-i ilm-ü şecaat Şâh-ı Merdân gelmese

Ol dîv-i gümrahların destinde kalmıştık zebûn
Cânib-i Hak'dan eğer Mühr-ü Süleyman gelmese

Zûlmet-i cehl-ü dalâlet kablamıştı âlemi
Hatem-i nûr-ı risâlet Zât-ı Zîşân gelmese

And-ü ikrar ile giydin sen kanaat tacını
Kaçma Dergâh-ı Veli'den nezr-i kurban gelmese

Kim takardı küşüne mengûş ey derviş senin
Nesl-i pâk-ı Hazret-i Pir Balım Sultan gelmese

Hasıl olmazdı meğer batn-ı semeften Feyziya.
Lü'lü-i şehvâr-ı gör bârân-ı Nisan gelmese

— Feyzullah Çelebi



CEMÂLETTİN ÇELEBİ — VELİYETTİN ÇELEBİ ve KURTULUŞ SAVAŞI

Feyzullah Çelebi öldüğü zaman iki oğlu kalmıştır: Ahmet Cemâlettin Çelebi ve Veliyettin Çelebi.
Ahmet Cemâlettin Çelebi (1862-1921), babasının ölümünde, on sekiz yaşındadır. Ötedenberi olduğu gibi, Hacı Bektaş Velî Vakfı'nın 15 senimden dört, sehmî, meşîhat ve tevliyet hizmetlerine, dört sehmi Hangâh'ın tamirine, dört sehmi fukaranın ve konukların yeme içmesine ve üç sehmi de Hacı Bektaş Velî evlâdından olan Çelebilerin maişetine sarfedilmek ve Nakşibendî Şeyhi Hacı Hamza Efendi'ye de vakıf gelirinden 800 kuruş maaş verilmek kaydiyle, Ahmet Cemâlettin Çelebiye Hacı Bektaş Velî Vakfının mütevellîliği veriliyor(120).
Ahmet Cemâlettin Çelebi'nin aktif ve popüler bir kişiliği vardır. Baba-sını kaybettiğinde çocuk denecek bir yaşta bulunması yüzünden tahsilini ilerletemiyor. Bununla beraber, Babası Feyzullah Çelebi'nin büyük saygınlığına ilaveten, Cemâlettin Çelebinin kendini tanıtmadaki üstün kabiliyeti onu kısa zamanda çok ünlü ve etkili bir şahsiyet haline getiriyor. Sultan Re-şad'ın «secde edilecek kadar mehabetli bir siması» var diye hayranlığını ifade ettiği yüz güzelliği, çehresindeki olağanüstü nûranî görünüm ününü bir kat daha artırıyor. Babasının bilimsel yönden başlattığı çalışmaları pratik yönden değerlendiriyor.
Ahmet Cemâlettin Çelebi, «Müdâfaa» adında bir kitap yayınlıyor. Mü-dâfaa'da, araştırmalarda kaynak olacak bazı belgeler ve bilgiler bulunmakla beraber, Hacı Bektaş Velî'nin evliliği ve onun soyundan gelen Çelebilerin Pöstnişînlik ve müteveilîlik haklarını kapsayan sınırlı bir konu işleniyor. Kitap gereği kadar dağıtılamamış olmalı ki ilgili konularda yazılan kitaplarda pek adı geçmiyor.
Ahmet Cemâlettin Çelebi'nin Pöstnişîn oluşundan on yıl sonra birinci dünya savaşı patlıyor. Cemâlettin Çelebi topladığı bir gönüllü birliği ile doğu cephesinde savaşa katılıyor. «Mücahidin Alayı» adıyla anılan bu birlik Rusya'nın bütün cephelerde savaşa son vermesi üzerine geri dönüyor.
Ahmet Cemâlettin Çelebi'nin, Birinci Dünya Savaşı sırasında Talât Pa-şa ve Enver Paşa ile görüştüğünü biliyoruz. Enver Paşa, Mücahidin Alayı'nı cephede ziyaret ederek teftiş etmiştir. Cemâlettin Çelebi'nin Kurtuiuş Savaşından önce Atatürkle tanıştıklarına dair bir bilgi yok. Ancak Atatürk'ün Samsun'a çıkışını izleyen günlerde, Cemâlettin Çelebi ile Atatürk'ün sıkı temas halinde oldukları anlaşılıyor. Cemal Kutay, «Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevî Mimarları» adlı kitabında, Amasya'da Mustafa Kemal'i karşılayan heyetin içinde Cemâlettin Çelebinin de bulunduğunu yazmaktadır. Atatürk, Cemâlettin Çelebiye olağanüstü önem vermektedir. Atatürk «Büyük Nutuk»unda da şöyle diyor :

«2 Ocak 1920 günü cemiyetin merkez kurullarına ve Hacıbektaş'ta Çelebi Cemâlettin Efendiye, Mutki'de Hacı Musa Bey'e ayrıca bir bildirim yaptık.
Bu bildirimimizin içindekiler ve yazılış biçimi şöyleydi : «Yolculuğu-muz sırasında görüp incelediklerimiz biziere, gerçek koruyucu Ulu Tanrının yardımı ile meydana gelen ulusal birliğimizin dayanağı olan ulusal örgütün kök salmış, ulusun ve yurdun geleceğini kurtarmak için gerçekten güvenilir bir güç ve erk durumuna gelmiş olduğunu sevinçle gösterdi.
Dış durum, bu ulusal dayanç ve birlik yüzünden, Erzurum ve Sivas Kongreleri ilkelerine göre ulusun ve yurdun yararına elverişli şekle girmiştir.
Kutsal birliğimize, dayanç ve inancımıza güvenerek türeye uygun is-teklerimizin elde edileceği güne değin hiç yılmadan çalışılması ve bu bildirimimizin köylere varıncaya dek bütün ulusa duyurulması rica olunur.»
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsilciler Kurulu adına
Mustafa Kemal (121)

Bu belge, ayrıca Cemâlettin Çelebi'nin Atatürkle çok aktif ve sıkı iş-birliği yaptığını göstermektedir. Atatürk tebliğin bütün köylere duyurulmasını rica ettiğine göre, Cemâlettin Çelebi Atatürk'ün başlattığı «Miliî Mücadele»nin daha ilk günlerinde, örgütsel biçimde onun çalışmalarına fiilen katılmıştır.
Ancak burada bir şanssızlık söz konusudur. Cemâlettin Efendi kalp yetersizliğinden muzdariptir. Günlerinin çoğunu yatakta tedavi ile geçirmektedir. özel olarak gönderilen Dr. Naci ve Dr. Osman Beyler evinden çıkmasına izin vermiyorlar.
Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra, Atatürk Ankara'ya geçerken, Hacıbektaş'ta Cemâlettin Çelebi ile görüşmeleri kararlaştırılmıştır. İlicek Çiftliği üzerinden Hacıbektaş'a gelinmesi ve gece Hacıbektaş'ta kalınması şeklinde yapılan program, yolların çamur olması yüzünden uygulanamıyor. Gazi Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler bozuk ve bakımsız şoseyi izleyerek, Mucur'a geliyorlar, geceyi orada geçiriyorlar. 23 Aralık 1919 günü, Mucur Kaymakam Vekili Nihad Bey'i de yanlarına alarak Hacıbektaş'a geliyorlar. Cemâlettin Çelebi o günlerde kalp yetersizliğinden rahatsızdır. Bununla beraber, Mustafa Kemâl Paşa ve arkadaşlarını çok belirgin bir sevgi ve saygı ile karşılıyor. Mustafa Kemâl Paşa, İstanbul Hükûmeti'ne istifasını göndermiştir. Resmî bir sıfatı yoktur. Bununla beraber Cemâlettin Çelebi, o güne kadar hiç bir konuğa gösterilmemiş sevgi ve yakınlıkla Mustafa Kemâl Paşa ve arkadaşlarını ağırlıyor. Devamlı olarak açık bulunan misafirhanesi olduğu halde, konukları evine alıyor. Akşam yemeğini tüm konuklar bir arada yiyorlar. Cemâlettin Çelebi aşırı olmamakla beraber içki kullanmaktadır. Fakat o günlerde hasta olduğu için doktorlar içkiyi kesin olarak yasaklamışlardır. Misafirlere ikram olarak sofraya rakı ve şarap konulmuştur. Mustafa Kemâl Paşa, bölgede özel olarak yapılan şarabı merak ederek bir iki kadeh almış, beiki de Çelebi'nin hasta olmasını ve içki içememesini düşünerek fazla içmemiştir. Diğer konuklar da onlara uymuşlardır, iki saat kadar süren yemekten sonra, konuklar misafirhaneye geçmişler, sadece özel muhafızı ile Mustafa Kemâl Paşa, Cemâlettin Çelebi'nin evinde kalmışlardır. Bu sırada Cemâlettin Çelebi, hizmette bulunanlara kesin olarak içeri girmemelerini tenbihlediği için, Mustafa Kemâl Paşa ile Cemâlettin Çeıebi arasında geç vakitlere kadar süren konuşmanın konusu kimse tarafından bilinmemektedir. Mustafa Kemâl Paşa'nın Samsun'a çıkışından sonra özellikle Erzurum ve Sivas toplantıları sırasında, Cemâlettin Çelebi ile temas kurduğu ve sürekli haberleşme halinde bulundukları bilinmektedir. Hacıbektaş görüşmesinde de aynı konuların daha ayrıntılı şekilde gözden geçirildiği şüphesiz. Hacıbektaş görüşmesinde en ilgi çekici konuşmayı daha sonraki yıllarda, Veliyettin Çelebi sözlü olarak şöyle açıklamıştır : «Baş-başa konuşmalarının bir yerinde Cemâlettin Çelebi Mustafa Kemâl Paşa'-ya : «Paşa Hazretleri» diyor, «Cesaretli ve basiretli idarenizde Türk Milletinin düşmanı kahredeceğine inancım sonsuz. Yüce Allah'ın milletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilânını düşünüyor musunuz?»

Çelebi'nin «Cumhuriyet» kelimesini böylesine açık yürekle söylemesi üzerine, Mustafa Kemâl Paşa heyecan ve dikkatle Cemâlettin Çelebi'nin gözlerine bakıyor, biraz daha yaklaşıyor, onun elini avucunun içine alıyor kulağına fısıldar gibi yavaş fakat kararlı bir sesle : «O mutlu günün ilânına kadar aramızda kalmak kaydiyle, evet, Çelebi Efendi Hazretleri» diyor.
Ne yazık ki Cemâlettin Çelebi'nin, Cumhuriyet ilânını görmeye ömrü yetmiyor. Ölümünden bir kaç gün önce bu tarihî konuşmayı kutsal bir sır olarak kardeşi Veliyettin Çelebiye naklediyor.
Hacıbektaş görüşmesinden sonra, Cemâlettin Çelebiyi Ankara'da toplanan Büyük Millet Meclisi'nde milletvekili olarak görüyoruz. Atatürk Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanıdır. Cemâlettin Çelebi'nin Büyük Millet Meclisi'ndeki görevi, Birinci Başkan Vekilliğidir.
Cemâlettin Çelebi'nin bu göreve getirilmesi, belki Hacıbektaş görüş-mesinin sonuçlarından biridir, fakat en önemli sonucu değildir.
Hacıbektaş görüşmesinin en önemli sonucu, Türk milletinin Cumhu-riyet İlânı dahil, Mustafa Kemâl Paşa'nın düşüncelerini ve isteklerini daha o günden içtenlikle desteklemeye hazır olduğu konusunda Atatürk'e kesin bir kanı vermiş olmasıdır. Hacıbektaş'tan ayrıldıktan sonra Mustafa Kemâl Paşa, sadece İstiklâl Savaşı'nda değil ondan sonra yapacağı işlerde de Türk milletinin samimi ve kararlı desteğini arkasında hissetmiş, uzun vadeli düşüncelerini o günden itibaren ana hatlarıyla programa bağlamak ve yönlendirmek de Türk milletine duyduğu güvende yanılmadığının bir kanıtını görmüştür.

Hacıbektaş görüşmesinden sonra, Ulusal Savaş sırasında olsun ve daha sonra gerçekleştirilen Atatürk Devrimleri'nde olsun Mustafa Kemâl Paşa, Alevî-Bektaşîlerin yoğun olduğu bölgelerden büyük destek görmüş, şurada burada düşman kışkırtmaları sonucu isyan hareketleri çıktığı halde, bu yörelerde Atatürk ve onun devrimlerine karşı en küçük bir olay görülmemiştir.
Mustafa Kemâl Paşa Hacıbektaş'da bir gece kalmış, ertesi gün Cemâ-lettin Çelebi, hastalığı sebebiyle fazla yürüyemediği için, oğlu Hamdullah ile beraber Hacı Bektaş Velî Türbesini ziyaret etmiştir. Mustafa Kemâl Paşa'nın Baba ve Dervişlerle ilgilenmemesi dikkati çekmiş, hazret avlusunda ayakta bir kahve içmekle yetinmiştir. Cemâlettin Çelebi ile vedalaştıktan sonra aynı gün Hacıbektaş'tan ayrılmıştır.
Bunu izleyen günlerde Cemâlettin Çelebi'nin hastalığı ağırlaşmıştır. Elli dokuz yaşında hayata gözlerini yuman Cemâlettin Çelebi geleneğe uyularak Kırklar Meydanı'nda toprağa verilmiştir.

Cemâlettin Çelebi'nin ölümü üzerine küçük kardeşi Veliyettin Çelebi, (1867-1940) Pöstnişîn ve mütevelli olmuştur. Veliyettin Çelebi uzun süre eğitim görmüş, Arapça ve Acemce'yi çok iyi bilen bilgin bir kişidir. Basılmamakla beraber «Hûrremî» mahlası ile yazdığı çok sayıda şiiri vardır. Aynı zamanda çok yetenekli bir hattattır, Talik, sülüs, rık'a, nesih ve özellikle «hatt-ı seçeri» türünden başarılı yazıları vardır. O günlerin ve çevresinin imkânsızlıklarına rağmen, Fransızca üzerinde de çalışmıştır. Yeni harflerin kabulünden sonra açılan kursta öğretmenlere ve diğer devlet görevlilerine yeni yazıyı öğretmiştir.

Veliyettin Çelebi, doğa güzellikierine çok düşkündü. At ve koyun yetiştiriciliği ile de meşgul oluyordu. Son derece yardımsever bir kişiydi. O sırada sık sık ortaya çıkan kıtlıklarda, Çukurova'dan un ve buğday getirip yoksullara dağıtıyordu. Eli çok açıktı. Bu yüzden ömrünün son yıllarında maddî ve manevî sıkıntılar geçirdi. Şeker hastalığı ve romatizmadan muztarip olması ve belki de maddî durumunun zayıf olması, geniş bilgi ve deneyimlerinin yayınlanmasına olanak vermedi. Veliyettin Çelebi'nin yetiştirdiği kişilerden birisi, Tevfik Fikret'in Nef'î için yazdığı bir beyti onun için tekrarlamıştı :

«Bir nehr-i muazzam gibi cûş etmişsin
Fakat eyvah çorak illerde akıp gitmişsin»

Veliyettin Çelebi de büyük kardeşi Cemâlettin Çelebi gibi Atatürk'ü bütün gücü ile desteklemiştir. Bütün ülkeye dağıtılan 25 Nisan 1339 tarih-ii beyannâmesinde şöyle demektedir :

«Anadolu'da bulunan Ceddim Hacı Bektaş Velî Hazretleri'ne
Samimi muhabbeti bulunan
Bilcümle Muhibbân ve Hanedan tarafı hâlisanelerine

Bu milleti ihya ile istiklâlimizi temin eden ve vücûd-ı âlileri kaffe-i İslâmiyân'e bais-i şeref olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi, Gazi nâmı-dâr Mustafa Kemâl Paşa Hazretleri'nin neşir buyurdukları beyannameleri cümlenizin malûmudur. Gâzî Paşa Müşarünileyhin, terakki ve teâli-i vatan hakkındaki her bir arzularını yerine getirmek bizlere farz-ı ayn'dır. Milletimizi kurtaracak, saadetimizi temin edecek onun efkâr-ı sâibaneleridir. Bunu inkâr edenlerin bizimle kat'iyen münasebeti yoktur.
Tarikat-ı âliyemizin bütün mensûbinine, Müşarünileyh Hazretleri'nin gösterdiği namzedlerden maadasına rey vermemelerini, vatanımızın kurtulması bu veçhile kaabil olduğunu sizlere kemâl-i ehemmiyetle tavsiye ederim.
Hacıbektaş Çelebisi Veliyettin» (122) 

(122)  Yenigün, 25 Nisan 1339 Tarihi! Nüsha

Atatürk bu beyannamenin yayınlanması münasebetiyle Veliyettln Çelebi'ye şu telgrafı gönderiyor :

«Çelebi Veliyettin Efendi Hazretlerine,
İrsal buyurulan beyannâme-i reşâdet-penâhileri suretini okudum. Feyz-i millî'nin inkişafına hadîm olacak teşebbüsat ve mesaîden geri kalmayan Zât-ı reşadet-penâhilerine takdîm ihtiram eylerim. Mezkûr beyannamenin her tarafa neşir ve tevz'i hakkındaki iş'ara muntazırım. Saadet-i mülk ve millete hizmeti kendilerine şiar edinenler İnd-i Allah'da me'cur ve ebediyen mes'ûd olurlar efendim.
Gazî Mustafa Kemâl > (123)

Veliyettin Çelebi, Atatürk'ün ölümüne kadar görüşmelerini ve ilişkile-rini sürdürmüştür. Atatürk'ün çağrısı üzerine bir ara Ankara'ya gitmiştir. Atatürk, İsmetpaşa Mahallesinde Veliyettin Çelebi için bir ev hazırlatmış ve kendisini orada ağırlamış, Çankaya'da da bir kaç defa görüşme yapmıştır. Veliyettin Çelebi'nin ağırlanması ile görevlendirdiği Dersim Milletvekili Mustafa Saltuk, Atatürk'ün söz konusu görüşmelerden sonra kendisine :
«Çok büyük insan.. Onunla konuşunca adeta ruhum yıkanıyor. Kay-nak suyu gibi temiz, Okyanus gibi geniş ve derin» dediğini anımsamaktadır^).
Veliyettin Çelebi'nin Atatürkle ilişkileri ve dostlukları içtenlikli ve sürekli olduğu halde, belki yaratılışının münzevi ve sessiz oluşu ve belki de, Atatürk'ü desteklemesinin bir karşılığa bağlı olmadığını göstermek amacı ile milletvekilliği için Atatürk'ün yaptığı teklifleri kabul etmemiştir.
Veliyettin Çelebi, «Mütevellîlikleri şeyh ve zâviyedarlara meşrut bazı vakıflar tevliyetinin mürtefi olduğu»na dair Hey'et-i Umumiye kararı(125)' nın yürürlüğe girmesine kadar tevliyet görevini yürütmüştür.
Veliyettin Çelebi, «Tekke ve zaviyelerle türbelerin şeddine ve türbe-darlıklar ile bir takım unvanların men ve ilgasına dair» 30 teşrinsani 1341 tarih ve 677 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki son Hacıbektaş Çelebisidir.
Veliyettin Çelebi 31 Mayıs 1940 da ölmüş Çilehâne'de toprağa veril-miştir. Özel türbesi ünlü Zemzem çeşmesi karşısındadır.
Hacı Bektaş Velînin doğumundan, Veliyettin Çelebi'nin ölümüne ka-dar 693 yıl geçmiştir. Son Çelebi'nin adının da «Velî» olması ilginç bir rastlantıdır.

Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]
Gitmek istediğiniz yer: