Ana İçerik:

Sayfa: [1]

HACI BEKTAŞ vİLAYETNAMESİ'NDE GÜVENÇ ABDAL

  • bulentdede
  • Moderator
  • Eski Üye
  • *****
  • Mesaj Sayısı: 22
  • bergun76@hotmail.com
  • E-Posta
HACI BEKTAŞ vİLAYETNAMESİ'NDE GÜVENÇ ABDAL
« : Ekim 25, 2007, 04:01:27 pm »

HACI BEKTAŞ vİLAYETNAMESİ'NDE GÜVENÇ ABDAL:
"... Hünkar'ın hizmetinde Güvenç Abdal adlı bir derviş vardı, er terbiyesi görmüş bir zattı. Bir gün " Erenler Şahı" dedi, "gönlümde bir soru var, izin verirseniz söyleyeyim.

Hünk¡r, şöyle buyurdu: "Güvenç, acaba dedi, şeyh kimdir, muhib kimdir, ¡şık kimdir? Bize lütfedip bildirseniz." Hünk¡r, hemen," Güvenç" dedi, "yerinden kalk, tez git, bir sarrafta bin altın nezrimiz var," al gel, dedi.

Güvenç Abdal, sarraf kimdir, hangi şehirdedir demeden hemen belini bağladı, Hünk¡r’ın elini öptü, yola revan oldu. Gide-gide vardı, bir şehre yetişti. Gördü ki pek büyük bir şehir. Kendi kendisine, bizim ülkede böyle büyük bir şehir yoktu, acaba bu şehir, hangi şehir, dedi. Kal’anın içi adamlarla doluydu.

Gezerken bir adama, kardeş dedi, bu il, hangi il, bu şehir hangi şehir? O adam dedi ki: Burası Hindistan ülkesi, bu şehre de Delli (Delhi?) derler. Güvenç, bu sözü duyunca şaşırdı, kendi kendine, Rum ülkesi nerede, Hindistan nerede, dedi. Şehrin içinde yürümeye başladı.


Sokak sokak gezerken pazara ulaştı, o yana, bu yana bakınıp giderken gördü ki, karşıda bir sarraf oturmada. Sarraf da bunu görünce hemen kalktı. Beri gel derviş diye elini salladı. Derviş, dükkana girdi, sel¡m verdi. Sarraf, Güvenç’e, hangi ildensin dedi. Güvenç, Rum ülkesinden, dedi.

Kimin hizmetindesin deyince Güvenç, Sultan Hacı Bektaş Hünk¡r’ın hizmetindeyim, bir gün bana, bir sarrafın bize bin altın nezri var, al gel buyurdu, üç gün oluyor, bu şehre geldim, dedi.


Sarraf, Hünk¡rın adını duyunca hemen dükkanını kapadı, Güvenç Abdal’ı aldı, evine geldi. Ağırladı, oturttu. Üç gün çeşitli yemekler verdi. Sonra derviş dedi, nezri olan sarraf benim. Hindistan denizinde bir vakitler ticarete giderken bir yavuz muhalif yel çıktı, az kaldı gemimiz batacaktı. Hemen vilayet erenlerini çağırdım, beni kurtarın, bin altın nezrim olsun dedim. O anda erenler yetişti, gemiyi mübarek eliyle tuttu, kıyıya çıkardı.

Adını sordum. Adım Hünk¡r Hacı Bektaş’tır, Rum ülkesindenim dedi. Rum ülkesine nezrimizi nasıl ulaştıracağız dedim, ben birisini yollarım, buyurdu. Ben, o göndereceğin adam ne şekilde dedim, senin şeklini tarif etti. İşte seni dükkanda gördüm, elimle çağırdım.

Hamd olsun ki hata etmemişim. Şu bin altını al, erenlere götür. Sonra bin altın daha saydı, bu da dedi, erenlerin hizmetinde bulunanlara, onlara ver, yesinler, içsinler. Bin altın daha saydı, yanımızdan boş gitme dedi, bu bin altını da sen harca.

Güvenç Abdal, o üç bin altını bir kese içine koyup koynuna saldı. Sarrafla vedalaşıp yine yola revan oldu. Şehir içinde giderken bir çardak gördü. Bir de baktı ki çardağın penceresinde, gün yüzlü bir güzel kız bakmada, kızı görür görmez bin canla ¡şık oldu.

Sabrı-kararı kalmadı, aklı başından gitti. Pencereye gözünü dikti, tam üç gün üç gece öylece kaldı. Kız,dervişin h¡lini görünce şaşırdı, halk görürse kötüye yorar dedi, halayığını çağırdı, h¡li anlattı, git dedi, öğüt ver de çeksin gitsin buradan. Kız, bir tacirin kızıydı, babası ticarete gitmişti. Halayık, gidip derviş dedi, umduğun eline geçmez senin, vazgeç bu olmaz sevdadan. Bu kız, ulu bir tacirin kızıdır. Kulları, adamları duyarsa başına iş açarlar.

Öyle bir avı elde etmek isteyen kişinin bol altını olmalı. Güvenç Abdal, halayığın sözlerini işitince alınma, ne oldu ki, dedi, üç bin altın, kesesiyle koynundan çıkarıp halayığa gösterdi. Halayık bunu görünce koştu, kıza geldi, bu derviş dedi, tekin adam değil, koynundan üç bin altınlık bir kese çıkarıp gösterdi. Hasılı kelam, altına tamah ettiler, bir yolunu bulup dervişi içeriye aldılar. Güvenç Abdal, keseyi çıkarıp sevgilisinin önüne koydu.

Tam şeytan yoluna gideceklerdi ki, Güvenç, sevgilisinin ayak ucuna otururken bir de baktılar, duvar yarıldı, bir el çıktı, Güvenç’i, göğsünden bir kaktı, yere yıktı, aklını başından aldı. Kız, bu h¡li görünce kalktı, oturdu. Güvenç’in aklı başına gelince bu ne h¡l diye sordu.

Güvenç Abdal, Şeyhimiz Hacı Bektaş Hünk¡r’ın vilayetinden oldu dedi, böylece beni bu kötü işten kurtardı. Bunun üzerine, Rum ülkesinden nasıl çıktığını, oraya nasıl geldiğini, hasılı o ana kadar başından geçenleri bir bir anlattı.
Kız, bu kerameti gözüyle görünce erenlere ¡şık oldu, ziyaretine varmak istedi.

Üç bin altını aldılar, beraberce akşam saatinde yola çıktılar. Gece yarısı, yürüdüler, ıssız bir yerde yattılar. Uyanınca baktılar ki sabah olmuş, ama bulundukları yer yattıkları yer değil, kekikli, yavşanlı bir yer, Arafat dağının yanındaki Kızılcaöz’den gelen yolun yanındalar. Kalkıp yola düştüler. Halifeler karşı çıktılar. Görüşüp Hünk¡r’a götürdüler. Güvenç Abdal, erenlerin ellerini öpüp ayaklarına yüz sürdü. Başından geçeni bir bir anlattı.

Hünk¡r, Güvenç Abdal dedi, bu işlerdeki hikmeti bildin mi? Güvenç buyurun Erenler Şahı dedi. Hünk¡r, sen, bizden şeyh kimdir, mürit kim; muhib kimdir, ¡şık kim diye sormuştun, biz de sana cevap verdik. Mürid odur ki, senin yaptığını yapar. Biz seni hizmete gönderdik, nereye gideceğim, kimi göreceğim demeden yola düştün; muhibliği sarraf gösterdi. Bir kerecik denizde helak olayazdı, erenler diye çağırdı, bin altın nezretti, vardık, imdadına yetiştik, gemisini kurtardık, adımızı, yerimizi sordu, haber verdik, seni yolladık, şöyle böyle demeden nezrimizi sana teslim etti.

Şeyhliği biz yaptık; seni kolayca götürüp getirdik, seni o yüz karasından da kurtardık. ¿şıklığıysa o kız yaptı, bir vilayet görmekle ¡şık oldu bize; buraya gelmedikçe karar etmedi. Sonra emretti, o kızı Güvenç Abdal’a nikahladılar. Düğün dernek oldu, murad alıp murat verdiler (Gölpınarlı, 1995: 76).”
Moderatöre Bildir   Kayıtlı


                         
LA FETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
Sayfa: [1]
Gitmek istediğiniz yer: