Hacı Bektaş Veli’nin doğum tarihi kesin olmamakla birlikte 1271 yılında Sulucakarahöyük yani bugünkü Hacıbektaş İlçesinde Hakka yürüdüğü bilinmektedir. Hacı Bektaş Veli, bazı kaynaklara göre Ahmet Yesevi’ye dayandırılan ve Türkistan ve çevresinde yaygın olan Yesevilik tarikatına mensup Lokman-i Perende’nin öğrencisi bir dervişi olarak gösterilse de, tarihi olarak onun öğrencisi olması mümkün değildir. Hünkar ve yoldaşlarının, Moğol kuşatmasından önce 12 yaşlarında Horasan'da ayrılıp, Hasan Sabbah’ın Alamut Nizari devleti kalelerine sığınıp orada eğitim alıp, yetiştiği, ve oradan Amasya’ya gelerek Baba İlyas ve Baba İshak’ın yönettiği Babai Halk hareketinde yer aldığı tarihi verilerce kanıtlanmıştır. Tarihin derinliklerindeki birçok inanç ve kültürü içinde barındıran Alamut okulu, bölgedeki halk kültür ve inançlarının ön planda olduğu bir tarikat yapılanması olarak gelişmiştir. Bu inanç yapılanmasında kadın-erkek ibadet, müzik ve sema vardır. Bu inanç ekolu Hacı Bektaş Veli, Sarı Saltuk, Karaca Ahmet gibi erenlerce Anadolu’ya taşınmıştır. Onun felsefesinin temeli halk kültürü ve inançlarına dayanan evrensel öğeler içeren hümanist bir düşünce sistemidir. Onun bu hümanist anlayışı çerçevesindedir ki, yaşadığı çağda Ahilik, Kalenderilik, Haydarilik gibi pek çok oluşumu bünyesinde eritmiştir.
Hacı Bektaş Veli’nin felsefesi halk dil ve kültür temeli üzerinde kurulup gelişmiştir. Zamanında okumuş kesimlerde ve devlette resmi hakim dil olan Arapça ve Farsça hakimiyetine karşı, Hacı Bektaş Veli ve onun çevresindeki erenler halkın ana-dilini kullanmayı, bu dille onlara seslenmeyi ve şiirlerini bu dilde yazmayı tercih etmişlerdir. Onun dil konusundaki hassasiyetini, onun ekolünde yetişmiş Yunus Emre’nin ve diğer halk ozanlarının şiirlerinde görmek mümkündür. Çağımızın ulu Alevi ozanlarından Aşık Mahzuni Şerif [105] İslam’da Arapça dayatmasını eleştirmiş ve bir şiirinde : Allah Türkçe bilmiyor mu? İngilizce Fransızca size hitap kılmıyor mu?? Diye sorgulamaktadır. Alevilikte cem ve diğer tüm ibadetler halkın anadilinde yapılır.
Bu felsefede dürüstlük esastı. Bu ilkeye karşı gelenlere çeşitli yaptırımlar uygulanır ve toplumun dışına itilirlerdi. Sosyal adalet ve barış Hacı Bektaş felsefesinde bu şekilde korunuyordu.
Onun felsefesinin en önemli yanı, insan sevgisine dayalı olmasıdır. Şöyle ki dil, din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin bütün insanların eşit olarak sevilmesini esas alır. Bu konuda Hacı Bektaş Veli’nin şu sözü çok tanınmıştır: “Dili, dini, ırkı ne olursa olsun, iyiler iyidir.”
Hacı Bektaş Veli’nin felsefesi Kadın erkek eşitliğine dayanır. Kadınlara büyük saygı gösterilir. İbadete ve başka her törene (cem semah vs.) kadınla gidilir. Kadın sosyal hayattan dışlanmaz onun içindedir. Haklı bir sebep (aldatma, hırsızlıkla geçim sağlama, şiddet kullanma) olmadıkça boşanma yasaklanmıştır. Miras hakkından kadın da erkek gibi eşit olarak yararlanır.
Hacı Bektaş Veli’nin felsefesinde tasavvufi öğeler vardır. Tasavvufta amaç Tanrı’nın sırrına erişmek ve onunla bir olmaktır. Bu amaca erişmenin yolu ise Tanrısal aşktır. Aşık[106], her şeyde Tanrı’nın güzelliğini görür. İnsan bu güzelliğin bir parçasıdır. Tanrı, insanı yaratırken kendi nurunu ve güzelliğini (cemalini)[107] ona vermiştir. Hacı Bektaş Veli’nin felsefesi bilim ve sevgi, saygı üzerine kuruludur ve Alevi Bektaşiliğin temel etik kuralları, Hünkar Bektaş Velinin 40 kapı 40 makam öğretisinde toplanmıştır.
Bektaş isminin 5 taştan geldiğine veya ilgisi olduğuna inanılır. Çoban olarak baktığı hayvanları kendisinin yemediğini kadı karşısında ispat etmesi için şahit istenir. Hacı Bektaş Veli, gökte hava güneş, yerde su toprak tüm canlı mahlukat şahidim der. O an yer gök sallanır, mahkeme heyeti kaçmaya başlar bunun üzerine, Hünkar hava, ateş, su toprak ve canlıları temsilen 5 taş gelsin yeter der ve 5 taş yuvarlanıp keşif yapılan yere gelir. Bu 5 taş bugün Hacıbektaş kasabasında Alevi toplumunun önemli ziyaret yerlerinden biridir. Aleviler için Hünkar Bektaş Serçeşme[108] suyun başıdır, Anadolu’da bu yol ve inancın temeli Onun tarafından atılmış ve onun yolundan giden ulularca bir çok kültür bir kazanda kaynatılmıştır. HBV inatça soy geleneğini kaldırmış; Soyumdan değil yolumdan gelen bu yolun yolcusudur demiştir. İbadetinizi dizinizle değil özünüzle yapın. Kadınlara her alanda, cem yürütme dahil örnek Kadıncık Ana[109] eşitlik getirmiştir. Kadınları okutunuz demiştir. Kadınlar konusunda bir deyişinde şöyle buyurmuştur:
Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakkın yaratığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok
Eksiklik, noksanlık senin görüşlerinde
HBV kökten bir reform getirerek İslam şeriat kurallarını kaldırmış, bilim, insan sevgisi, akıl mantık, saygı, hak ve eşitli ilkelerini inanca esas olarak almıştır. İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Okunacak en büyük kitap insandır. İnanç ve ibadette anadili kullanmak esas almış, sosyal, adalet, ve inançsal olarak ‘Cem kurumunu’ oluşturulmuştur.
16. Alevilikte İbadet ve Cem Geleneği
Cem sözcüğünün Türkçe karşılığı toplamak, bir araya gelmek (birlik) demektir. Alevilerde Cem tam anlamıyla bu anlama uygun olarak yüzyıllarca işlev görmüş denilebilir. Cem bu anlamda Alevileri yüzyıllardır bir arada tutan bir sosyal bir dayanışma kurumu işlevi de görmüştür. Cem, Alevilerce “HAK-MUHAMMED-ALİ DİVANI” olarak adlandırılır. Alevilerin ibadetlerinin temeli bu cem törenlerine dayanır. Ayrıca Cem, Alevilikte en önemli dinsel törenin (ibadetin) adı olmanın ötesinde işlevlere de sahiptir. Cem ibadetinin bir diğer adı da “halka namazı”dır. Cem’deki halkada esas olan Buyruk’taki ifadeyle niyazdır, Hakka dua etmektir. Cem’in değişik versiyonları, değişik bölgelerdeki Alevi-Bektaşi toplulukları arasında Aynül Cem, Ayin-i Cem, Cem âyini, Abdal Musa Kurbanı, Birlik Cemi, Dardan İndirme Erkanı, Koldan Kopan Erkanı, Ali Cemi, Görgü Cemi, İçeri Kurbanı, İkrar Cemi, gibi adlarla da anılmaktadır. Kırsal kesimde kış aylarında, özellikle Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan akşamları Cem tutulurdu, bugünün Şehir ve Avrupa koşullarında cemler hafta sonu ve tatil akşamları cem yapılmaktadır.
Cem Kurumu’nun içeriği sadece dinsel değildir daha kapsamlıdır. Geleneksel kırsal Alevilikte Cemler dinsel, eğitsel ve hukuksal işlevlere sahip olmuşlardır.
Geleneksel görüşe göre, Alevilikle ilgili temel toplumsal kurumların tümü olduğu gibi Cem ibadeti de Hz. Muhammed ile Hz. Ali zamanındaki “Kırklar Cemi”ne dayanmaktadır. Buna göre Cem ibadetinin temelleri Kırklar Cemi’nde atılmıştır. Büyük Alevi Ozanlarının Cem’in Kırklar Cemine dayandığına ilişkin de birçok deyişleri bulunmaktadır.
Cem kurumunun kökeni geleneksel bakış açısıyla Kırklar Cemi’ne dayanılarak açıklanmaya çalışılsa da, tarihsel ve sosyolojik veriler başka unsurların da dikkate alınmasını gerektirmektedir. Anadolu’da bugün yaygın olan saz[110] geleneği, kadınlı erkekli törenler ve bu törenlerde yapılan “semah” adı verilen dinsel danslar gibi “Cem kurumu” da İslamiyet öncesi geleneklerin İslam sonrası değerlerle yoğrulmasına dayanmaktadır.
Resmi otorite ve inanç Alevi-Bektaşiliği resmen kabul etmeyip yasakladığı için Alevilik zamanla içe dönük kapalı bir inanç olmuş, hakim çevreler Alevilik ve Cem ritüeline yönelik küçümseyici ve ahlak dışılık yüklü birçok kulaktan dolma söylentinin ki -bu Sünni halk arasında mum söndü sözü ile ifadelendirilir- varlığı da bilinmektedir. Alevi olmayan gruplarca Alevilerin farklı bir inancı olduğunun reddedilmesi, bu törenin Alevi olmayanlarca izlenememesi sonucunda Cemlerdeki işleyişin bir türlü anlaşılamaması asılsız önyargıların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Alevi cemlerinde yakılan mum (çerag) tanrı nuru, ışığı, bilim ve aydınlanmayı sembolize eder. Ve cem de mum yakıp söndürülmez. Çerağı uyandırmak, cem sonunda da çerağı dinlendirmek denir. Tanrı ışığı nuru daimdir ne yakılır ne söndürülür. Alevi kelimesi sembolik olarak bu nur/ışığı temsil eder. Bu nedenle uyarma dinlendirme denilir.
Cem kurumunun dinsel işlevi ön plandadır. Aleviliğin temel ibadeti bu yolla icra edilir. Cem kutsal bir ritüeldir. Cem’deki işleyişin temeli Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin de katıldığı Kırklar Cemi ile atılmıştır. Cem, Alevinin inancını oluşturan düzenli bir ibadeti olmaktadır. Bu ibadet uygulaması Alevi inancının en önemli unsurudur. Cemlerdeki dualar, ceme katılanların anadilinde (Türkçe, Kürtçe, Zazaca vs.) yapılır, fakat inancın Anadolu’ya özgü olması ve dede ve Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet büyük ozanların Türk kökenli olması dolayısıyla bazı dua ve deyişlerin Türkçe okunduğu görülmektedir.
Cem kurumunun bir diğer yönü de sosyal ve eğitsel işlevleridir. Sosyal dayanışmayı sağlamasının yanısıra, orada gerçekleştirilen ritüel ve anlatılanlar inanca, tarihe gündelik yaşama ilişkin bilgiler de içermektedir. Dolayısıyla “Cem” toplumsal yapıları gereği başka eğitim kurumlarından yoksun bulunan Aleviler için sürekli bir eğitim kurumu işlevi görmüş bulunmaktadır. Geleneksel kır yapılanmasında bulundukları toplum içinde nispeten daha eğitimli ve bilgili olan Dedeler Cemlerdeki sundukları bilgilerle uzun süre bu eğitsel işlevi yerine getirebilmişlerdir. Cemde taliplerin sorup bilgi alışverişinde bulunduğu bu bölüme muhabbette denilmekte.
“Muhammed-Ali Meydanı” ve “ölmeden önce ölünen yer” olarak da nitelenen Cem Meydanı her yönüyle kutsal kılınmıştır. Özellikle Dedeler taliplerini[111] ziyarete çıktıkları zaman Cemler genellikle şu kişilerin evlerinde yapılabilirdi: 1. Oniki Hizmet sahiplerinden birinin veya varsa dikme Dedenin evinde, 2. Köyün ileri gelenlerinin birinin evinde 3. Belli yatırlar ve ocakların bulunduğu yerlerdeki mekânlarda.
Dede genellikle bu Cem yapılacak evde konuk olurdu. Ancak Dede’nin konuk olacağı ve Cem yapacağı bu evin Cem yapılabilmesine uygun bir odaya sahip olmasının yanısıra daha önce ifade ettiğimiz üzere ev sahibi aile de titizlikle seçilirdi. Bu aile bireylerinin düşkün olmaması, kapı komşularıyla sorunlu olmaması, lokmasının[112] yenebilmesi, o köyde sevilen bir aile olması gibi nitelikler aranırdı. Aksi taktirde Dede o evde kalamaz Cem yapamazdı. Çünkü Cem’in temel amacı ideal insanın özellikleri olan “eline, diline, beline ve aşına, işine, eşine sahip olmak” şeklinde özetlenebilecek doğruluk ilkelerinin toplulukta yaşatılması, benimsetilmesidir. Dede’nin bölgeye gelişinden Cem’in yapılması ve sonrasına kadar her aşamada bu ilkelerin gözetilmesi amaçlanır. Avrupa’da Cemler varsa cem evi dernek lokalleri veya uygun kiralık lokallerde yapılmaktadır.
Cem ibadeti biçimsel anlamda oniki hizmetin[113] yerine getirilmesinden oluşmaktadır. Cem’de Oniki hizmet ve bu hizmetlerin ayrı ayrı sahipleri vardır. Her hizmet sahibi Cem’deki işleyiş sırasında görevi ne ise onu yerine getirir. Her Alevi’nin yılda en az bir defa görgüden (görgü cemi)[114] geçmesi, hal ve gidişatının muhasebesini yapması, ikrarını tazelemesi ve gerektiğinde topluma hesap vermesi genel kuraldır. Dedeler (Pirler) bu amaçla her yıl düzenli bir şekilde kendilerine bağlı bölgelerdeki taliplerini ziyaret ederler veya talipler dedeyi çağırırlar. Dedelerin bu ziyaretleri genellikle, sonbahar, kış aylarında olur. Dede bir yere geldiğinde peyik[115] (davetçi) adı verilen bir kişi ev, ev dolaşarak cemaate/cemiyete[116]
Dedenin geldiğini ve cem yapılacağını taliplere haber verir. Cem evi cem töreni için hazırlanır. Önceleri Cem töreni genellikle cuma akşamı, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılırdı. Bugün daha çok cuma akşamı ve hafta sonları tatil günlerinde cem yapılmaktadır: Cem’deki oniki hizmet sahipleri ve görevleri şu şekildedir ve her hizmetin inansal, sosyal, pratik ve sembolik anlamları vardır: Dede, cem törenini yönetir. Rehber, cemde görgüsü yapılanlara yardımcı olur ve dedenin yardımcısıdır. Gözcü, cemde düzeni sağlar gelen gidenle ilgilenir. Çerağcı (Delilci), çerağı (mumu) uyandırır ve meydanın aydınlanmasını sağlar. Zakir, saz çalarak deyişler söyler. Süpürgeci, her hizmetin sonunda, süpürge çalma görevini yerine getirir. Sakka, su dağıtır, lokmalar yendikten sonra temizlik için ibrik, leğen, havlu getirir. Sofracı, kurban ve yemek işlerine bakar. Pervane, Semahla ilgilenir. Peyik, cemin yapılacağını herkese haber verir. İznikçi, cemevinin temizliğine bakar. Kapıcı, cem yapılan yerin kapısında bekler, cemin/ toplumun rahatsız edilmemesini sağlar. Yasal olarak Türkiye’de cem yapmak halen yasaktır. Bugün filen bu yasak kırılmış olsa da, yetkili güvenlik güçleri yasaya dayanarak cemi durdurabilmektedir. Hizmet sahipleri ve görevleri özetle bu şekildedir.
Peyik Cem ibadeti için bütün talipleri Mürşid, Pir, Rehber huzuruna davet edilir. Bu daveti duyan canlar, musahipleri ile görüşür. Herkes evinde hazırlanıp en güzel giysilerini giydikten sonra ev halkı varsa musahibinin ev halkı ile birlikte, Dede’nin belirttiği gün ve saatte Cem’e katılırlar. Cem töreni, Dede tarafından görevlendirilmiş yukarıda adları verilen 12 hizmet sahiplerince, Dedenin yönetiminde, bir çeşit divan başkanı gibi, belli bir düzen içerisinde yerine getirilir. Dede, cem yapılacak yerin en üst tarafında ve ocak yanında önceden hazırlanmış, ceme katılan herkes tarafından rahatça görülebilecek ve duyulabilecek bir yerde bazen serilen postun üzerinde oturarak yönetir. Dedenin oturduğu yer Dede postu[117] veya pir postu olarak adlandırılır. Yanında diğer Dedeler veya Zakir/Aşık oturur. Bazı bölgelerde zakirlik görevini de Dedeler yerine getirdiğinden ayrıca bir zakir bulunmaz. Toplulukla Dedenin oturduğu yer arasındaki meydan hizmetlerin bir bölümü için boş bırakılmıştır. Semahlar burada edilir. Hizmet sahipleri dedenin (karşısında) meydanda dara durarak, dededen dualarını burada alırlar. Musahipler, bu meydanda görülürler. Aleviler arasındaki söyleyişle geniş anlamda Cem, dar anlamda ise bu meydan “Muhammed Ali Meydanı” olarak adlandırılır. Cem törenine düşkün (suçlu) olanlar alınmazlar. Cem’e gelen talipler yüzleri Dedeye dönük olarak yüz yüze yani “cemal cemale” daire ibadet ederler. Burada oturma halka şeklinde belli bir düzen içerisinde minder/posta oturarak yapılır. Mazereti olanlar sandalyeye oturabilir. Ayrıca bugün Avrupa koşullarında sandalyeye oturarak ta cem yapıldığı ve reform girişimleri görülmekte. İfade ettiğimiz gibi oniki hizmet sırasıyla yerine getirilir. Her talip musahip görülmesinde Dede, cemaatten razılık alır. “Bu canlardan razı mısınız?” diye sorar. Cem’de kurban hizmeti de görülür. Semah ve dualar (gülbâng) okunur. Cem’de işleyiş, dedenin yönetiminde ve diğer hizmet sahiplerinin hizmetleriyle büyük bir disiplin içerisinde yürütülür. Her hizmet sahibi görevini bilir ve eskiden genellikle belli aileler belli hizmetleri yürütmekteydi, bugün kimin hangi hizmeti yapacağı cem öncesinden (derneklerde) belirlenmekte. Mürşid (Dede) her yıl bu şekilde geçmişteki Cem törenlerinde verdiği yola ilişkin kuralların, derslerin ve öğütlerin uygulanıp uygulanmadığını denetleme amaçlı hizmetlerde bulunmak için topluluğu toplar, Cem ibadetini yürütür.
Cem içerisinde saz ve söz birliktedir. Alevilerin büyük saygı ve sevgi beslediği yol ulularının ve yola ilişkin kuralların işlendiği Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet gibi ozanların deyişleri Dede veya Zakir/Aşık tarafından saz eşliğinde söylenir. Saz, Alevilerce “telli Kuran” olarak adlandırılır. Sözlü geleneğin hakim olduğu bu topluluklar, yola ilişkin bilgi gereksinmelerini, kitaplardan veya belli eğitim kurumlarından değil, saz ve söz birlikteliğinin ön planda olduğu bilgili büyükler ve Dedelerden sağlamaktadırlar. Bu şekilde cem ibadeti adeta çok yönlü bir toplu eğitimin mekanizması görevi görmektedir. Yıllık görgüden geçen talipler, aynı zamanda daha önce yaptığı hatayı bir daha tekrarlamamak üzere yemin ederler. Görgüden geçtikten sonra manen temizlenmiş olurlar. Ancak bundan sonra Cem’e katılanlar, görgü-sorgudan geçerek temizlenmiş olanların kurban lokmasını yiyebilirler.
Öz olarak CEM ibadetlerimiz aşağıda verdiğimiz sıraya göre yapılmaktadır:
1. Oniki Hizmet sahipleri Cem’de gerekli araç ve gereçleri tamamlarlar. Peyik Canları belirlenen gün ve yerde Ceme çağırır.
2. Cemaat, Cemevi’nde toplanır. Beraberinde getirdikleri lokmaları ile dara durup Rehber den dua alırlar.
3. Dede, usulünce Cemevi’ne girip, cemaatten cemi yönetmek için isin/destur alıp, postuna oturur.
4. Dede, canlara eğitici bir konuşmalar yapar.
5. Zâkirler, sazla deyiş çalıp söyler.
6. Süpürge(car)[118] çalınır, hizmet duası verilir.
7. Post(seccade) serilir, hizmet sahibi 4 köşesi ve ortasına (5’ler) niyaz eder, hizmet duası verilir.
8. Dargınlar barıştırılır, sorunlar çözümlenir, görgü yapılıp, canlardan rızalık alınır, ortak cem duası verilir.
9. Oniki Hizmet sahipleri deyişle meydana çağrılır, halktan onay alınır, duaları verilir.
10. Çerağ(delil) duasını okuyup Çerağı (mum) uyandırılır. hizmet duasını alır.
11. Tezekâr(ibriktar) tarîkat abdesti aldırır. Bir bayan ve baydan oluşan hizmet sahipleri, önce bay bayanın eline su döker ve siler, ardından bayan baya ve ikisi sembolik olarak sırada oturan 12 kişinin eline birkaç damla su döküp havlu ile silerler. Dara durup pirden, hizmet dualarını alırlar.
12. Kurban ve lokmaların duaları verilir. Varsa kesilen kurban veya gelen lokmalardan tadımlık bir tepsiye konur, lokma ve kurban verenler meydana gelip, hizmet sahibi ile birlikte duasını alırlar. Hazırsa bu tadımlıklar dağıtılır destursuz yiyene burada ‘sembolik’ ceza kesilir.
13. Dede, yol-erkân konusunda canlara bilgi verir, varsa soruları cevaplar.
14. Gerekirse kısa bir dinlenme arası verilir.(Mola)
15. Cem mühürlenir. Kimse içeri girip dışarı çıkmaz. Canlar birbirine (yanlarındakine) ardından Hak için meydana niyaz (secde) [119] eder.
16. Üç Düvazimam okunur. (niyaz edilir)
17. Üç Tevhîd çekilir (hakkın birliğini içeren deyişler okunup söylenir. (niyaz edilir)
18. Miraclama okunur, Kırklar Semahı yapılır. Cemdekiler miraçlama deyişte geçe olaylara konulara göre kalkıp oturma, selamlama vs. hareketleri yaparlar. Semaha kalkanlara (Pervane) hizmet duası verilir.
19. İstek semahları yapılır. (Bu bilimde isteyen canlar semah döner)
20. Sakka suyu şerbet vs. içecek dağıtılır. Hizmet duası verilir.
21. Mersiyeler okunur. (Kerbala ve İmam Hüseyin’i konu alan deyiler okunur.
22. Lokma ve Kurban(Sofra) hizmeti sunulur. Lokmacılar lokmaları (yemekleri) dağıtır, (elimde yoktur terazi herkes odlumu hakkına razı diye 3 defa seslenir. Dede hizmet ve destur (yemek yiyebilirsini) duası okur.
23. Lokmalar yenilip sofra duası edildikten sonra Dede “Duran oturan…” duası verir. (Bu duadan sonra isteyen gidebilir, veya kalıp cem sonrasında muhabbet edebilir. Bundan sonra da şu hizmetler yerine getirilir: Süpürge çalınır, post kaldırılır, Oniki hizmet sahiplerinin duası verilir, çerağ dinlendirilir ve cem ibadeti sona erer. Yöresel bazı değişiklikler olmakla birlikte genelde cem bu şekilde yürütülür.
Cem törenleri bugün, eskiden sahip olduğu işlevlere oranla daha dar işlevselliğe sahiptir. Yeni sosyo-ekonomik yapı içerisinde cemler özellikle inanç ahlak, işlevini sürdürmektedir. Özellikle halk mahkemesi denilen hukuksal boyutu artık sadece arabuluculuk barıştırma düzeyinde yürütülmekte, gerisi resmi adalet sistemine bırakılmıştır. Günümüzde Cemler kentlerde, ya müsait bir evde, ya bir salonda ya da Cemevlerinde yapılmaktadır.
Alevi-Bektaşilerde sosyal disipline aykırı davranışlar topluluk hukuku çerçevesinde çözümlenmekte ve bu da cem sırasında bütün cemaatin huzurunda onların da kararın oluşumuna katkıları ile olmaktadır. Kendilerinden şikayetçi olanları cem’de bulunan canlar haklı görürlerse, şikayet edilenler onları razı etmek zorundadırlar. Kimseyle küsülü, dargın ve kavgalı kalamazlar. Birine hakları geçtiyse, yada başkasının hakkı kendisinde kaldıysa hesaplaşır ve helallik alır. Barışmadıkça görgüleri yapılmaz. Eğer borçları varsa görgüden önce ödenir veya bir çözüme kavuşturulur. Düşkünler yani “haksız yere keyfi olarak eşini boşayan, haram kazanç sağlayan, yalancı şahitlik yapan, nefsine hakim olmayan, hırsızlık yapan, adam öldüren, insanlara zarar veren, komşusunu inciten, işçi ve yetim hakkı yiyenler vs.” Cem’e alınmazlar. Böylece Cem’e katılanlar zararlı insanlardan, yaramazlardan arınmış olur. Bir Alevi için en büyük ceza Cem’e alınmamaktır, toplumdan tamamen dışlamaktır. Bu ceza (ömür boyu düşkünlük) insan tanrısal sayıldığı için, kasten insan öldürene verilir. Yukarıda sayılan diğer suçları işleyenlerin Cem’e alınabilmeleri ve yeniden toplum tarafından kabulü ancak bu suçlardan toplum huzurunda beraatları ile olanaklıdır. Zamanla düşkünlük kurumu eski etkisini yitirse de sembolikte olsa sosyal ve etik, kişisel /selv-kontrol olarak etkisini sürdürmektedir.