Ana İçerik:

Sayfa: [1]

Ali Ekber'in Ayriliği

Ali Ekber'in Ayriliği
« : Ocak 29, 2010, 02:34:53 pm »

Ali Ekber'in Ayriliği

--------------------------------------------------------------------------------


Hüseyin kerbelada zülcenah atın üzerinde döner
Kederli üzüntülü ve yorgun kalmıştır yanar

Der ey Felek! Ne zulmdur koydun rüzgara beni
Saldın ağıtlar feryatlar içersine beni

Memleketin sultanı Medine den hasret ayrılmıştır
Bela içine salmak için çektin bu rüzgara beni

Gözüme baka, baka doğrandı dost ve yardımcılarım
İkinci kez saldın çok dertlere gama girdaba beni

Abbasımı elimden aldılar büküldü belim
Dertli gülsüme karşı hacalet ettiler beni

Vefalı dostlarım ölmüştür kaldım kalbi kederli
Yakında hem doğrayacaklar parça parça beni

Bugünde kanıma boyanıp garip öleceğim
Kimsem yoktur dahi mezara koyan beni

İmam evladı Kasımın derdi canımı almıştır
Onun müsibeti ap açık öldürdü beni


İmam Hüseyinin bu sözlerinin sesi duyulunca
Çadırlardan bir ağıt sesi yükseldi inceden ince

Ali evlatları yüksek seslerler ile çıkardı göklere ah
Bu ağlayıp sızlamaları kıyamette gördüler ah vah


Çadırdan kahramanca boylanıp çıktı
Bir genç ayın ışığı parlayan gibi

Onun nuru tutu dünyayı
Parlayan güneşin ışıltıları gibi

Tutmuştur gök ve yer yüzünü direk,direk nur
Sanki Muhammed in yaradılışının nuru gibi

Kerbela tur çölünün benzeri olup nurladı
Yeryüzü gül bahçesinin gülleri gibi

Saçları hurilerin saçlarına benzer
Yerden göğe kadar uzanan nurlar gibi

Güzellikte benzer hazreti peygambere
Yakışıklıkta Ali ‘ yel Murtaza gibi

Ehl-i beytten yücelmiştir selava
Aktı göz yaşı çeşmelerden sel gibi

Gencecik Ali Ekber giyinmiştir
Güzel boyu razlık bahçesi gibi

Ağıtı toprağa çekip ezilir
Kalbi dertli gözleri yaşlı gibi

Küçük kızlar alır ellerine Kuran
Ağlaşırlar sızlayıp KUMRU gibi

İmam evladı Ekber dertli ,dertli gelince
İmama söyledi bu güzel sohbet nice

Ki ey varlık sultanı sana selam olsun
Kimsesiz garip ve yardımcısı olmayan sana selam olsun

Arkadaşları dostları sehid olan sana selam olsun
Bu çölde kimsesiz kalan sana selam olsun

Bu kadar üzülüp ah çekme ben ölmemişim
Göz yaşıma bu canım fedadır sana selam olsun

İMAM BUYURUDU;
Ki ey peygambere benzeyen oğul sana selam olsun
Güzelliği güneş misali olan oğul sana selam olsun
İki gözümün nuru canım cismim oğul
Medinenin Yusuf Ekber oğul sana selam olsun




ALİ EKBER CEVAP VERDİ;

Ey göklerin sultanı başın sağ olsun
Abbas kızıl kana boyanıp susuz can verdi başın sağ olsun

Ey kıyamet gününün sultanı bu kez sen sağ ol
Kasım damad kefensiz öldü burası çöl

Ya rabbim göreyim sağ olsun bela çeken Hüseyin
Fırat üzerinde susuz ölen yedi tane kardeşin Hüseyin

Kurban olayım o göz yaşına baba
Kardeş yasında kameti bükülmüş baba

Bir taraftan öz derim bir taraftan senin derdin
Vallahi koymamıştır bende daha can kalsın baba

İzin ver savaşa gideyim Abasın intikamını alayım
Bu ekber de daha sana oğul olmaz ey baba




İmam Hüseyin , oğlu Ali Ekber in sözlerini duyunca ,gözlerine yaş doldu, kurbanlık sırası sana mı geldi deyip ağladı.Sen gençsin,dünyada murad almamışsın ,gün görmemişsin, ben ihtiyarım sen gideceğine ben giderim,koy kafirler benim başımı kessinler,seni göndermem dedi.Ali Ekber babasını üzerine yemin ederdi, izin istedi
Hüseyin bu yemine dayanamadı, Ali Ekbere savaşmak için izin verdi.Ali Ekber annesi Leyla ‘nın çadırına gelip söyledi.


Kufeliler başına kül döken anne
Zamanın zulmyle kaddi bükülen anne

Çadırdan dışarı çıkıp kuçakla oğlunu
Ey can verip zahmetimi her zaman çeken anne



ANNESİ LEYLA CEVAP VERDİ;


Can ey bu dertli canıma dert katan oğul
Ey tatlı dilli bülbülüm kalbimin parçası oğul

Garip annen sana kurban olsun ey ekber oğlum
Aziz canım yeni gencecik ekber oğlum


Ali ekber ,yanık dillerin çok tatlı geliyor bana dedi;

Ali Ekberin annesi Leyla, göz yaşlarını akıtarak Ali Ekberin savaş elbiselerni silahlarını çıkardı , hazır etti.
Ali Ekber kılıcını bağlayıp, miğferini giydi.Ali Ekbere savaş elbisesi o kadar yakıştı ki görenler maşallah dediler.Masallah sesleri göklerde dahi söylendi.

Savaş giysilerini giyinince yüzü nur sanki Mustafa
Yeni doğmuş güneş gibi vardı imamın huzuruna

Kederli susuz imam gencecik oğluna bakınca
Gördü ki giyinmiş savaş giysilerini anında

Kalbi pek üzüntülü başı aşağı salmıştır
Sorun bakın ama kılıcı belinde yoktur ne olmuştur

Vefalı gül bahçesinin bülbülü edeb ile söyledi
Ey dert çölünde derdine ilaç bulunmayan neyledi

Ey baba ver sen bana o iki sultanın nişanesini
Yani Alini kılıcını peygamberin imamesini

Savaş meydanında beni o iki nişane ile
Kufeliler Şamlılar görüp imam evladı olduğumu bile

O dudakları susuz imam imameyi aldı
O kadar ağladı gözlerinin yaşı kızıl kan oldu

Almıştır eline imameyi sevinerek
Kendi oğlunun başına koydu güvenerek

Aynı zamanda insanların imamı ile Allahın rahmet eli
Düşman kanları döken Zülfikarı getirip aldı eli

O imam Zülfikara bakınca pek ağladı
Sanki Lisan-ı Hal ile bu sözleri söyledi

Ey Allahın aslanı babama dost olan zülfikar
Annem fatımaya dünyada kardeş olan zülfikar

On sekiz yıl zahmet çekip bir oğul sakladım
Güzellikte mısırın Yusuf una bin beraberdir Zülfikar

Yoktur çarem şimdi sana emanettir yardım et
Can senin Yusuf benzeri ekber oğluma yardım et zülfikar


İki dünyanında sultanı öz oğlunun beline bağladı
Tam bir kahramanlık ile tuttu zülfikarı

O ikinci Ali zamanın imamına bakınca
Ekber dedi baba bu canım kurbandır sana

Bu günde kızıl kan akmalıdır bileklerden
Kulağıma maşallah sesi gelmektedir göklerden

Beden ,beden üzerine dökmeliyim baş baş üzerine kesmeliyim
Bacım sakinenin maşallah kardeşi demesini işitmeliyim

Din sultanı Hüseyin buyurdu ey kahraman oğul
Başka sözün var ise söyle bana ey oğul

Dedi ey gök ve yerin sultanı baba
Sözüm var sana söylemem gerekir baba

Oğlun bu kerbela çölünün yolcusudur
Belinde kılıç Ali babanın nişanesidir

Savaşmak için atıma binmek isteğimdir
Ünlü kahraman amcamın nişanesidir

İmam emir etti atını hazırladılar
Ali Ekberi bindirmek için hazırladılar

Ali Ekber Ukab üzerine binince hareket etti
Ukabın gözlerinden öpüp küheylana yakardı emretti

Benim bu halime acı dostum ukab
Gel koyma ellerimi koynumda ey ukap

Allah rızası için beni selamet getir yine
Dillerim kesilmeden gözlerim kan olmadan ey ukab

Çevirdi atını meydana sürdü ekber
İmam gözü yaşlı bakıyor gördü ekber

İmam Hüseyin buyurdu oğlum sen acemisin
Savaş görmedin kavga etmek için yenisin

Ey oğlum rıkab üzerine dur kılıç vurunca
Ellerini havaya çok kaldır kuvvetli vur değil yavaşça

Düşmanına bak başka bir tarafa hiç bakma
Babam Ali ‘ yel Murtaza sana yardımcıdır hiç korkma

Güneş gibi parlayan Ali Ekber cevap verdi
Ey güzellik güneşi baba sana ben feda olam dedi


Her ne kadar askerlerin savaşını ben görmemişim
Ancak ben Allahın dostu Ali ‘ nin varisi değimliyim

Bugün gerek ben mertçe savaşayım
Düşmanın saflarının hepsini dağıtayım

Bela kılıcı elimde ben gireyim meydana
Seyretmek için çık çadır önünde meydana

Benim cesaretimi ey kerbela garibi, gör ki bir gaza
Seyreylesin Necef ‘ ten dedem Ali ‘ yel Murtaza

O an da Ali evlatlarında yüceldi va veyla
Ağıt sesleriyle dünyayı yaktı anası Leyla

Dedi aman ey sultanım elde sabrımı alma
Bir defa bile olsa helalaşmadan oğlumu yola salma

Bulut gibi ağlayıp Leyla yumdu iki gözünü
Ağlar gibi tek tek söyledi sözünü

Ey annenin aziz oğlu yolculuğun mübarek olsun
Sen gidersen düşün annen ne olsun

Elini kalbime koy tutuşup yanarım mum gibi
Gidersen acele gel aman yavrum yolculuğun mübarek olsun

Kendi kendimin derdini biliyorum zordur daha gülemem
Seni göremesem ölürüm yolculuğun mübarek olsun


Dilin dudağın kurumuştur beni öldürür ayrılığın
Seni nasıl arzu etmeyeyim yolculuğun mübarek olsun


Ayrılık derdi zordur böyle derde ilaç bulunmaz
Yuvamız yıkıldı yolculuğun mübarek olsun

Ali Ekberin süsü o anda tamamlandı
O peygamberin benzeri Allah ısmarladık deyip ayrıldı

Ukabı çevirdi gitti küçük kardeşine
Vardı çadırın önüne kardeşi Asgarı ziyaretine

O susuz dudağına bakınca çok ağladı
Ali Ekber kardeşi asgarı kucağına aldı

O imam oğlu kardeşini alınca kucağına
Gözlerinden kanlı yaş döküldü yanağına

Gözlerini bir an olsun ayırmazdı yanağından
Bir defa yüzünden öper bir kez de dudağından

Dedi ki ey dudağı gül gibi solan kardeş
Gencecik ömrü ateşte yanan kardeş

Helal et gidiyorum görüşmemiz kıyamete kaldı
Bu çölde üç gece gündüz susuz kalan kardeş

Kollarını boynuma at bir kucakla ekberini
Susuzluğu bu tatlı cana ateş salan kardeş

Asgar kolunu açtı döktü gözlerinden yaş
Dedi ey beni kara günlere koyan kardeş

Peygamberin ev halkı yanıyor senin ayrılığından
Aman yere koyma sen beni kucağından


Yorgunluğundan düşünce kerbela da yüz üste
Beni yanında götür can vereyim göysün üste


Hasrete batmıştır zavallı Ali Ekber
Ali evlatları ile vedalaştı birer birer

Susmuştur kalbi dertli kimsesiz kalan Leyla
Başına vurup her an ederdi va veyla

Ali Ekber el öpüp annesinden ayrıldı
Diline üç beş satırlık bir söz geldi

Yolumda on sekiz yıl zahmet çektin büyüttün beni
Sonunda getirdin bu kanı dünya ya beni

Anne olupda düğünümü göremedin
Kendi elinle mezara koyaydın ey anne beni mezara

Sen olmazsan hiç kimsem yoktur yardımcım olsun
Şimr esir edip götürür her memlekete seni

Ali ekber bu sözleri söyleyip ağladı
Ukabın dizginini hem koluna bağladı

Ardına bakmadan çadırdan ayrıldı
Gören sanır ki et tırnaktan kopup ayrıldı




Ali Ekber Ehl-i Beyt’in çadırlar arasından sıyrılıp savaş meydanına doğru ukabı sürdü
Ali ekberin arkasından genç ihtiyar ,çoluk çocuk sızlayıp ağlaştılar.Ali Ekber yayından fırlamış ok gibi kufe askerlerinin saflarını karşısına geçip kendisini tanıtmak amacıyla şu sözleri söyledi.

“ Ey imamlarına karşı çıkan zalim millet, biliniz ki ben peygamberlik gül bahçesinin bir gonca gülüyüm.Ben Allah ın rahmet denizinden inen nurun parçasıyım.
Evliya ve enbiya bu nurun ziyasından şeref bulmuştur,bu nurun bir parçası babam Ali ‘nin alnında parlamıştır.
Ali den başka kim vardır ki Kuran ‘ı kerim onun imamlığına “velayetine”şahittir.Ali den başka LA FETA sultanı var mı dır ?
Ali’den başka adı İncil de ve Tevrat ‘ta yazılmış kim vardır?Ali ‘ nin nuru Yusuf u mısıra sultan etmiştir.Ali Allah sırlarına gizlisine dahi sahip olmuştur.
Ali’ nin nurunun bir zerresi tur dağına değince ,dağı hallaç pamuğu gibi atmıştır.
Anteri öldüren ,Hayber kalesini fetheden Ali dir.Ali benim dedem dir,biliniz ki elimdeki kılıç onun kılıcıdır.Kim kendisine güveniyorsa kılıcın karşısına çıksın



Güneş gibi atın üzerinde durmuştur
O zalim millete şöyle söylemiştir

Niçin duruyorsunuz ey kufeli askerler
Bu meydan ,bu da benim , bu asker

İçinizde yok mudur bir pehlivan
Çıksın meydana dökelim kan

Bu sözler geldi mısrı ‘nın kulağına
Canı sıkıldı taş değdi ayağana

Meydana çıkmaya hazırlandı
Ali Ekberi yıkmaya hazırlandı

Arkasından vuruldu savaş için davul
Zelzele düştü kerbelaya iyi bil

Girince meydana o melun zalim pehlivan
Kafir askerleri hep birden yu deyip bağırdı bir an

Bu ses geldi çadırda Leyla nın kulağına
Ellerini şaşırdı dolaştı hem ayağına

İki elini başına vurup ah çektip ağladı
Ne dizinde güç ne cisminde can kaldı

Hüseyinin huzuruna gelip kapandı ayağına
Dedi ekberimin YA ALİ sesi gelir kulağıma

Bir yüksek yere çık ekberimi göresin
Kafirler ile savaşmak için ona gayret veresin

İmam atına binip çıktı bir yüksek yere
Eğilip baktı Ali Ekberin savaşını göre

Zalim mısrı gelmiş Ali Ekbere seslenir
Kılıç ile Ali Ekberi vurmak için heveslenir

Mısrı ‘yı bakınca gencecik Ali Ekber
Der idi melun ey düşmanlığın göster

Sondur ey şam ‘ın kibirlisi
İşi gören kılıçtır başka söz istemem

Kılıcını çekip havada dönderdi
Vurmak için Ali Ekbere salladı

Ali Ekber üzengiyi boşalttı
Kafirin hamlesi boşa çıktı


Bir ikinci darbeyi vurmak için denedi
Mısrı kılıcını kaldırıp sinir ile salladı

Ali Ekber kalkanını karşı verdi
Kafirin kılıcını cam gibi parçaladı

Vuruşunda parçalar etrafa saçıldı
Kılıcın parçaları yere döküldü

Sıra mazlum Ali Ekbere gelince
Aslanlar gibi feryat edip seslenince

Zülfikarı çekip bir parlattı
Kafir mısrı ‘ nın canını tir tir titretti

Dedi ey melun başına giy miğferini
Deme Ekber habersiz vurdu beni

Zalim miğferini başına giydi
Kalkanın altından baktı söyledi

Zülfikar başı üzerinde dolaşır durur
Altında kafirin canı burkulur

O melun ölmedi ama yarım can oldu
Gönlüne ecelin korkusu doldu

Tepeden Ali Ekber zülfikarı indirdi
Kalkan miğfer zırh kırdı bitirdi

Zülfikarı indi atın sırtına
Az kaldı ki yer ikiye ayrıla

Kafirin içine düştü velvele
Her bir bölük kaçar idi bir yere

Ali Ekber kılıcını çekti aslan gibi
Daldı yezidin içine can gibi

Gencecik ekber o deniz içine daldı
Sağ ve solunda hiç kimse kalmadı

Kılıcından kan akıyor oluk gibi
Kınalandı her tarafı keklik gibi

Atlıların hepsi piyade kaldı
Piyadeler kerbela da perişan oldu

Ali yavrusu zülfikarı vururdu
Başları dökerdi sanki yağmurdu

Kimin başına vursaydı zülfikarı
Bölünüp ikiye ayrılır başları

Ancak çok yaralandı Ali Ekber
Çaresizlik içinde kaldı Ali Ekber

Çölün sıcağı akan kanın acısı
İmam Hüseyin dir Ekberin duacısı

Atın başını çevirdi çadırın tarafına
Akan kan ile atını sürüp geldi huzura

Vardı imamın yanına ayaklarına kapandı
Kanlara boyanmış görünce imamın canı yandı

Dedi kafirleri öldürdüm ey dünyanın sultanı
Vücudum yaralanıp ağıtım fazlaştı

Melun mısrı yı kılı ile iki ye bölüdüm
Sonra düşman meydanında yalnız kimsesiz kaldım

Oğlum ekber de sağlam yer kalmamış yaralanmış
Topuğundan kanlar sızıp yerde kumlara varmış

Ali ekber dedi hiç birinden yılmadım
Ciğerim kavruldu bir katre su bulamadım

Susuzluktan halim perişandır baba
Dudaklarım susuzluktan parçaladı baba
Susuzluktan çiğerim kavruldu susuzum baba


Bu sözler imamın ciğerini kasıp kavurdu
Parmağından yüzüğü çıkarıp ekbere sundu

Dedi çöl ortasında kalmışım çaresizim
Günlerdir bende senin gibi susuzum

Bu yüzüğü benden al dilini altına koy kalsın
Cennet şerbetlerinden sana ferahlık gelsin

Babam senin yolunu bekler şimdi elinde Kevser
Haydi dön kafirleri yok et topraklara ser

Ali Ekber ayrılıp gideceği zaman hemen
Sakine elinde bir deste otla geldi hemen


Buyurdu bu otun suyunu sık ağzına dök kardeş
Susuzluğun bir zaman azalır ey kardeş

Ekber sordu ey bacı kim verdi bu ilacı
Bu otu sana veren ekber sana duacı

Sakine ağlayıp dedi ki senin için bizler ağlar
Bu otu bacın verdi bana, dedi ki tekrar

Kardeşim Ali Ekber susuz olduğu anda
Susuzluk yarası derdi çıksın aklından

Dert ateşiyle yanmıştır ateş çıksın dudağından
Bu otu ver benim için mübarek söyle senden

O anda ali evlatları etrafına toparlandı
Ali ekber eline bir kalem kağıt aldı


O kalemi vücudunda ki yaraya batırdı
Bu dertli mektubu Medine de ki bacısına kan ile yazdı

Selam olsun sana ey kimsesiz bacı ölüyorum
Bende can kalmamıştır daha ölüyorum

Bana küsme daha dönmeğe çare yoktur
Bu mektupta durumumu açıklayıp ölüyorum

Bana küsme daha dönmeğe çare yoktur
Bu mektupta durumumu açıklayıp ölüyorum

O ay gibi gül yüzüm göresin ay gibi yok oldu
Selvi gibi dik boynum kamburlaştı ölüyorum

Senin yerine sakine zahmetimi çekti ey bacı
O çaresiz giyindirdi yola saldı ölüyorum

Seni görmek için çok ah çektim yarasız
Bu kufeliler yolumu kesmişlerdir ölüyorum

Çok yaraladılar daha yoktur sağ yerim
Günahım yoktur dirilmeye bir daha ölüyorum

Bacılarım şimr elinde boynu bükük kalacaklar
Ali Ali diyerek ağlayıp ölüyorum

Mektubunu vermiştir bacısına Ali Ekber
Ali evlatlarından helalaştılar tekrar

Oğlunun son helalaştığını görünce Leyla
Arkasınca yere düşüp dedi yandım va veyla

Sabreyle gitme hasret kaldığım oğul
Ayrılık ateşine her zaman yandığım oğul

Gül yüzünü bir daha göreyim doyunca
Kara yaşlara batayım boyunca oğlu

Gözümün nurusun gözümden uzak gitme
Yoluna ben can verip ölüyorum oğul

Ekber annesini elini öpüp çıktı meydana
Düşman safları önünde durdu yine merdane

Teke tek çıkmaktan korktu o hayasızlar
Arkasından ok atmağa durdu o hayasızlar

Ali ekber ukab üzerinde şahin gibi dönerdi
Kime bir kılıç vursa onu ikiye bölerdi

Haydar gibi dönerek saflar içine dalardı
Kerbela çölü akan kanlar ile boyandı

Saflar daraldı bölük bölük bölündü
Kufe askerine kaçmanın yolu göründü

Tamamı dağıldı cümlesi birbirine karıştı
Zalim şimir o anda hemen ortaya çıktı

Askere bağırıp yezid ile korkuttu
Cümlesini ekberin üzerine sevketti

Dizlerini yere binlerce kafir oklarını aldılar
Ekberin yaralı sinesine bin bir ok vurdular

Gücü kalmadı çok kan aktı yarasından
Sıyrılıp çıkmak istedi düşmanın arasından

Sinesinden sel gibi kanlar sızar bir taraftan
Susuzluk ise sinesinde ateş yakar bir taraftan

Kılıcını eline alıp yeniden gayrete geldi
Kufe askerlerini koyun sürüsü gibi önüne aldı

Laf olaydı dillerim söylemiyeydim sunu
Bir kılıç vuruşu geldi ekberimin başına

Ali gibi başından yaralandı
Yer yüzü ağlayıp gökler parçalandı

Peygamberin evladı kılıcın kuvvetinden
Duramadı devrildi yere düştü atından

İki kolunu ukab ‘ın boynuna dolandırdı
Yüzünü babası Hüseyinin çadırına çevirdi

Vefalı hayvan anladı ekberin halinde
Çadırlar taraf dönünce aktı yaş gözlerinden

Bağrına bastı Ali Ekberin yaralı alnını
Birer,birer geçerdi düşmanın saflarından

Kafirin kimi kılıç vurdu kimi de kama
Hançerlerin yarası işledi şirin canına

Bu durumda bile yakub eskelani adlı biri
Ali Ekbere hücum etti çekip hançeri

Başı aşağı sarkmış yorulmuştu kolları
Kakülünden kumlara dökülüyor kanları

O zalim vardı vardı Ali Ekberin kakülünden tuttu
Hançerini kaldırıp yüreğine saplattı

Hançerin sivri ucu işledi ciğerine
Yakub çekti hançeri sapı geldi eline

Hançer kaldı Ali Ekberin yüreğinede
Takatı kesilmişti kuvvet yok bileğinde

Ekber kan dolan gözünü çadırlara dönderdi
Dertli dilleriyle babası Hüseyine haber gönderdi

Attan yıkılmışım baba sen durma acele gel
Kendin kenarda durma bu yas yerine tez gel

Kurban kesen kurbanının üzerinde dua okur
Öldürüldüm kurbanım üzerime dua gel

Sen gelmeyince can veremem ey kerbela sultanı
Oğlun bu çölde kefensiz ölür dua ya gel

Zamanın imamı Hüseyin duyunca bu sözleri
Zülcenah atına binip hamle etti aradı her yeri

Kerbela çölünü gezip ekberini aradı
Uçan kuşlara ekberden haber sorardı

Bakıp gördü ki bir taraftan ukap gelir
Bulut gibi seslenip koşarak gelir

İki gözleri ağlar sel gibi yaşlar akar
Garip, garip Hüseyin’in yüzüne bakar

Yüzü gözü tüyleri kızıl kana boyanmış
Kulağına kulağı kandan dolanmış

Ayrı kalmış sahibi düşmüş üzerinde yok
Hayvanın derdi , üzüntüsü çöldeki kumlardan çok

Her yanına binlerce oklar gelip saplanmış
Ok saplanan yerlerden çeşme gibi kan akmış

Yüzünü yerlere sürüp ekber için yaş döker
Bir ağlayıp bir meydana dönüp ekbere bakar

Ukap gelip varınca imamın huzuruna
Yüzünü sürdü imamın ayağını tozuna

İmam ukapbın gözlerinden öptü ağladı
Ekbein yeri nerdedir diyip yalvardı

Hayvan sanki anladı imamın lafını
Hüseyinin önüne düşüp gösterdi yavrusunu

İnsanların ve cinlerin imamı vardı bir yere
Depreşiyor Ali Ekber al yanağı düştü yere

Ekber çölün üstünde can veriyor garip,garip
Ağlar başı üzerinde üç tane maskeli garip

Biri başını almış dizinin üzerine almış yatmış
Biri elinde Kevser den şerbet tutmuş

Biri sol tarafında gözlerinden siliyor kan
Yaş döküp gözlerinden ağlayıp ekber can

Biri dertli hüseyini ceddi Mustafa dır
Elinde şerbeti sunan atası necef sultanıdır

Üçüncü kasımı kurban veren imam Hasan dır
Sanki hepsini canından olan candır

Ali Ekber gözünü açıp şerbeti içti
O anda babası Hüseyin’ne taraf gözü ilişti

İmam buyurdu sana tufan getirdim
Savaş meydanına ağıt,feryat getirdim

Göz yaşları ile karşılamaya geliniz
Belalı zalim mısrı ya ekberimi getirdim

Yüzü kan ile kınalanıp ağzı kan ile dolup
Baştan ayağa kan ile boyananı getirdim

Leyla ‘yı söyleyin gözü yolda kalmasın
İmam evladı oğlumu Leyla ya misafir getirdim

Sinesinde sağ yer yok yaraları çok
Gül yüzlümün yarasına ilaç getirdim

Ali ekber gözünü açınca hasret ile çekti ah
Ded ki Eşhedü enla ilahe illallah

Şehadete varıp cenneti alaya uçtu
Ali evlatları onun derdiyle kendinden geçti

Hüseyin kanlı başını alıp koydu dizine
Yağmur gibi yaş inip doldu iki gözüne

Hangi insan bu kanlı olayı duyup ağlamaz
Ekberin derdiyle kendi kalbini dağlamaz

KUMRU ağladı bu müsibete gece gündüz çekti ah
AH KEDERLİ ALİ EKBER DERTLİ ALİ EKBER VAH



ALINTI
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]
Gitmek istediğiniz yer: