Ali Ekber'in Ayriliği
--------------------------------------------------------------------------------
Hüseyin kerbelada zülcenah atın üzerinde döner
Kederli üzüntülü ve yorgun kalmıştır yanar
Der ey Felek! Ne zulmdur koydun rüzgara beni
Saldın ağıtlar feryatlar içersine beni
Memleketin sultanı Medine den hasret ayrılmıştır
Bela içine salmak için çektin bu rüzgara beni
Gözüme baka, baka doğrandı dost ve yardımcılarım
İkinci kez saldın çok dertlere gama girdaba beni
Abbasımı elimden aldılar büküldü belim
Dertli gülsüme karşı hacalet ettiler beni
Vefalı dostlarım ölmüştür kaldım kalbi kederli
Yakında hem doğrayacaklar parça parça beni
Bugünde kanıma boyanıp garip öleceğim
Kimsem yoktur dahi mezara koyan beni
İmam evladı Kasımın derdi canımı almıştır
Onun müsibeti ap açık öldürdü beni
İmam Hüseyinin bu sözlerinin sesi duyulunca
Çadırlardan bir ağıt sesi yükseldi inceden ince
Ali evlatları yüksek seslerler ile çıkardı göklere ah
Bu ağlayıp sızlamaları kıyamette gördüler ah vah
Çadırdan kahramanca boylanıp çıktı
Bir genç ayın ışığı parlayan gibi
Onun nuru tutu dünyayı
Parlayan güneşin ışıltıları gibi
Tutmuştur gök ve yer yüzünü direk,direk nur
Sanki Muhammed in yaradılışının nuru gibi
Kerbela tur çölünün benzeri olup nurladı
Yeryüzü gül bahçesinin gülleri gibi
Saçları hurilerin saçlarına benzer
Yerden göğe kadar uzanan nurlar gibi
Güzellikte benzer hazreti peygambere
Yakışıklıkta Ali ‘ yel Murtaza gibi
Ehl-i beytten yücelmiştir selava
Aktı göz yaşı çeşmelerden sel gibi
Gencecik Ali Ekber giyinmiştir
Güzel boyu razlık bahçesi gibi
Ağıtı toprağa çekip ezilir
Kalbi dertli gözleri yaşlı gibi
Küçük kızlar alır ellerine Kuran
Ağlaşırlar sızlayıp KUMRU gibi
İmam evladı Ekber dertli ,dertli gelince
İmama söyledi bu güzel sohbet nice
Ki ey varlık sultanı sana selam olsun
Kimsesiz garip ve yardımcısı olmayan sana selam olsun
Arkadaşları dostları sehid olan sana selam olsun
Bu çölde kimsesiz kalan sana selam olsun
Bu kadar üzülüp ah çekme ben ölmemişim
Göz yaşıma bu canım fedadır sana selam olsun
İMAM BUYURUDU;
Ki ey peygambere benzeyen oğul sana selam olsun
Güzelliği güneş misali olan oğul sana selam olsun
İki gözümün nuru canım cismim oğul
Medinenin Yusuf Ekber oğul sana selam olsun
ALİ EKBER CEVAP VERDİ;
Ey göklerin sultanı başın sağ olsun
Abbas kızıl kana boyanıp susuz can verdi başın sağ olsun
Ey kıyamet gününün sultanı bu kez sen sağ ol
Kasım damad kefensiz öldü burası çöl
Ya rabbim göreyim sağ olsun bela çeken Hüseyin
Fırat üzerinde susuz ölen yedi tane kardeşin Hüseyin
Kurban olayım o göz yaşına baba
Kardeş yasında kameti bükülmüş baba
Bir taraftan öz derim bir taraftan senin derdin
Vallahi koymamıştır bende daha can kalsın baba
İzin ver savaşa gideyim Abasın intikamını alayım
Bu ekber de daha sana oğul olmaz ey baba
İmam Hüseyin , oğlu Ali Ekber in sözlerini duyunca ,gözlerine yaş doldu, kurbanlık sırası sana mı geldi deyip ağladı.Sen gençsin,dünyada murad almamışsın ,gün görmemişsin, ben ihtiyarım sen gideceğine ben giderim,koy kafirler benim başımı kessinler,seni göndermem dedi.Ali Ekber babasını üzerine yemin ederdi, izin istedi
Hüseyin bu yemine dayanamadı, Ali Ekbere savaşmak için izin verdi.Ali Ekber annesi Leyla ‘nın çadırına gelip söyledi.
Kufeliler başına kül döken anne
Zamanın zulmyle kaddi bükülen anne
Çadırdan dışarı çıkıp kuçakla oğlunu
Ey can verip zahmetimi her zaman çeken anne
ANNESİ LEYLA CEVAP VERDİ;
Can ey bu dertli canıma dert katan oğul
Ey tatlı dilli bülbülüm kalbimin parçası oğul
Garip annen sana kurban olsun ey ekber oğlum
Aziz canım yeni gencecik ekber oğlum
Ali ekber ,yanık dillerin çok tatlı geliyor bana dedi;
Ali Ekberin annesi Leyla, göz yaşlarını akıtarak Ali Ekberin savaş elbiselerni silahlarını çıkardı , hazır etti.
Ali Ekber kılıcını bağlayıp, miğferini giydi.Ali Ekbere savaş elbisesi o kadar yakıştı ki görenler maşallah dediler.Masallah sesleri göklerde dahi söylendi.
Savaş giysilerini giyinince yüzü nur sanki Mustafa
Yeni doğmuş güneş gibi vardı imamın huzuruna
Kederli susuz imam gencecik oğluna bakınca
Gördü ki giyinmiş savaş giysilerini anında
Kalbi pek üzüntülü başı aşağı salmıştır
Sorun bakın ama kılıcı belinde yoktur ne olmuştur
Vefalı gül bahçesinin bülbülü edeb ile söyledi
Ey dert çölünde derdine ilaç bulunmayan neyledi
Ey baba ver sen bana o iki sultanın nişanesini
Yani Alini kılıcını peygamberin imamesini
Savaş meydanında beni o iki nişane ile
Kufeliler Şamlılar görüp imam evladı olduğumu bile
O dudakları susuz imam imameyi aldı
O kadar ağladı gözlerinin yaşı kızıl kan oldu
Almıştır eline imameyi sevinerek
Kendi oğlunun başına koydu güvenerek
Aynı zamanda insanların imamı ile Allahın rahmet eli
Düşman kanları döken Zülfikarı getirip aldı eli
O imam Zülfikara bakınca pek ağladı
Sanki Lisan-ı Hal ile bu sözleri söyledi
Ey Allahın aslanı babama dost olan zülfikar
Annem fatımaya dünyada kardeş olan zülfikar
On sekiz yıl zahmet çekip bir oğul sakladım
Güzellikte mısırın Yusuf una bin beraberdir Zülfikar
Yoktur çarem şimdi sana emanettir yardım et
Can senin Yusuf benzeri ekber oğluma yardım et zülfikar
İki dünyanında sultanı öz oğlunun beline bağladı
Tam bir kahramanlık ile tuttu zülfikarı
O ikinci Ali zamanın imamına bakınca
Ekber dedi baba bu canım kurbandır sana
Bu günde kızıl kan akmalıdır bileklerden
Kulağıma maşallah sesi gelmektedir göklerden
Beden ,beden üzerine dökmeliyim baş baş üzerine kesmeliyim
Bacım sakinenin maşallah kardeşi demesini işitmeliyim
Din sultanı Hüseyin buyurdu ey kahraman oğul
Başka sözün var ise söyle bana ey oğul
Dedi ey gök ve yerin sultanı baba
Sözüm var sana söylemem gerekir baba
Oğlun bu kerbela çölünün yolcusudur
Belinde kılıç Ali babanın nişanesidir
Savaşmak için atıma binmek isteğimdir
Ünlü kahraman amcamın nişanesidir
İmam emir etti atını hazırladılar
Ali Ekberi bindirmek için hazırladılar
Ali Ekber Ukab üzerine binince hareket etti
Ukabın gözlerinden öpüp küheylana yakardı emretti
Benim bu halime acı dostum ukab
Gel koyma ellerimi koynumda ey ukap
Allah rızası için beni selamet getir yine
Dillerim kesilmeden gözlerim kan olmadan ey ukab
Çevirdi atını meydana sürdü ekber
İmam gözü yaşlı bakıyor gördü ekber
İmam Hüseyin buyurdu oğlum sen acemisin
Savaş görmedin kavga etmek için yenisin
Ey oğlum rıkab üzerine dur kılıç vurunca
Ellerini havaya çok kaldır kuvvetli vur değil yavaşça
Düşmanına bak başka bir tarafa hiç bakma
Babam Ali ‘ yel Murtaza sana yardımcıdır hiç korkma
Güneş gibi parlayan Ali Ekber cevap verdi
Ey güzellik güneşi baba sana ben feda olam dedi
Her ne kadar askerlerin savaşını ben görmemişim
Ancak ben Allahın dostu Ali ‘ nin varisi değimliyim
Bugün gerek ben mertçe savaşayım
Düşmanın saflarının hepsini dağıtayım
Bela kılıcı elimde ben gireyim meydana
Seyretmek için çık çadır önünde meydana
Benim cesaretimi ey kerbela garibi, gör ki bir gaza
Seyreylesin Necef ‘ ten dedem Ali ‘ yel Murtaza
O an da Ali evlatlarında yüceldi va veyla
Ağıt sesleriyle dünyayı yaktı anası Leyla
Dedi aman ey sultanım elde sabrımı alma
Bir defa bile olsa helalaşmadan oğlumu yola salma
Bulut gibi ağlayıp Leyla yumdu iki gözünü
Ağlar gibi tek tek söyledi sözünü
Ey annenin aziz oğlu yolculuğun mübarek olsun
Sen gidersen düşün annen ne olsun
Elini kalbime koy tutuşup yanarım mum gibi
Gidersen acele gel aman yavrum yolculuğun mübarek olsun
Kendi kendimin derdini biliyorum zordur daha gülemem
Seni göremesem ölürüm yolculuğun mübarek olsun
Dilin dudağın kurumuştur beni öldürür ayrılığın
Seni nasıl arzu etmeyeyim yolculuğun mübarek olsun
Ayrılık derdi zordur böyle derde ilaç bulunmaz
Yuvamız yıkıldı yolculuğun mübarek olsun
Ali Ekberin süsü o anda tamamlandı
O peygamberin benzeri Allah ısmarladık deyip ayrıldı
Ukabı çevirdi gitti küçük kardeşine
Vardı çadırın önüne kardeşi Asgarı ziyaretine
O susuz dudağına bakınca çok ağladı
Ali Ekber kardeşi asgarı kucağına aldı
O imam oğlu kardeşini alınca kucağına
Gözlerinden kanlı yaş döküldü yanağına
Gözlerini bir an olsun ayırmazdı yanağından
Bir defa yüzünden öper bir kez de dudağından
Dedi ki ey dudağı gül gibi solan kardeş
Gencecik ömrü ateşte yanan kardeş
Helal et gidiyorum görüşmemiz kıyamete kaldı
Bu çölde üç gece gündüz susuz kalan kardeş
Kollarını boynuma at bir kucakla ekberini
Susuzluğu bu tatlı cana ateş salan kardeş
Asgar kolunu açtı döktü gözlerinden yaş
Dedi ey beni kara günlere koyan kardeş
Peygamberin ev halkı yanıyor senin ayrılığından
Aman yere koyma sen beni kucağından
Yorgunluğundan düşünce kerbela da yüz üste
Beni yanında götür can vereyim göysün üste
Hasrete batmıştır zavallı Ali Ekber
Ali evlatları ile vedalaştı birer birer
Susmuştur kalbi dertli kimsesiz kalan Leyla
Başına vurup her an ederdi va veyla
Ali Ekber el öpüp annesinden ayrıldı
Diline üç beş satırlık bir söz geldi
Yolumda on sekiz yıl zahmet çektin büyüttün beni
Sonunda getirdin bu kanı dünya ya beni
Anne olupda düğünümü göremedin
Kendi elinle mezara koyaydın ey anne beni mezara
Sen olmazsan hiç kimsem yoktur yardımcım olsun
Şimr esir edip götürür her memlekete seni
Ali ekber bu sözleri söyleyip ağladı
Ukabın dizginini hem koluna bağladı
Ardına bakmadan çadırdan ayrıldı
Gören sanır ki et tırnaktan kopup ayrıldı
Ali Ekber Ehl-i Beyt’in çadırlar arasından sıyrılıp savaş meydanına doğru ukabı sürdü
Ali ekberin arkasından genç ihtiyar ,çoluk çocuk sızlayıp ağlaştılar.Ali Ekber yayından fırlamış ok gibi kufe askerlerinin saflarını karşısına geçip kendisini tanıtmak amacıyla şu sözleri söyledi.
“ Ey imamlarına karşı çıkan zalim millet, biliniz ki ben peygamberlik gül bahçesinin bir gonca gülüyüm.Ben Allah ın rahmet denizinden inen nurun parçasıyım.
Evliya ve enbiya bu nurun ziyasından şeref bulmuştur,bu nurun bir parçası babam Ali ‘nin alnında parlamıştır.
Ali den başka kim vardır ki Kuran ‘ı kerim onun imamlığına “velayetine”şahittir.Ali den başka LA FETA sultanı var mı dır ?
Ali’den başka adı İncil de ve Tevrat ‘ta yazılmış kim vardır?Ali ‘ nin nuru Yusuf u mısıra sultan etmiştir.Ali Allah sırlarına gizlisine dahi sahip olmuştur.
Ali’ nin nurunun bir zerresi tur dağına değince ,dağı hallaç pamuğu gibi atmıştır.
Anteri öldüren ,Hayber kalesini fetheden Ali dir.Ali benim dedem dir,biliniz ki elimdeki kılıç onun kılıcıdır.Kim kendisine güveniyorsa kılıcın karşısına çıksın
Güneş gibi atın üzerinde durmuştur
O zalim millete şöyle söylemiştir
Niçin duruyorsunuz ey kufeli askerler
Bu meydan ,bu da benim , bu asker
İçinizde yok mudur bir pehlivan
Çıksın meydana dökelim kan
Bu sözler geldi mısrı ‘nın kulağına
Canı sıkıldı taş değdi ayağana
Meydana çıkmaya hazırlandı
Ali Ekberi yıkmaya hazırlandı
Arkasından vuruldu savaş için davul
Zelzele düştü kerbelaya iyi bil
Girince meydana o melun zalim pehlivan
Kafir askerleri hep birden yu deyip bağırdı bir an
Bu ses geldi çadırda Leyla nın kulağına
Ellerini şaşırdı dolaştı hem ayağına
İki elini başına vurup ah çektip ağladı
Ne dizinde güç ne cisminde can kaldı
Hüseyinin huzuruna gelip kapandı ayağına
Dedi ekberimin YA ALİ sesi gelir kulağıma
Bir yüksek yere çık ekberimi göresin
Kafirler ile savaşmak için ona gayret veresin
İmam atına binip çıktı bir yüksek yere
Eğilip baktı Ali Ekberin savaşını göre
Zalim mısrı gelmiş Ali Ekbere seslenir
Kılıç ile Ali Ekberi vurmak için heveslenir
Mısrı ‘yı bakınca gencecik Ali Ekber
Der idi melun ey düşmanlığın göster
Sondur ey şam ‘ın kibirlisi
İşi gören kılıçtır başka söz istemem
Kılıcını çekip havada dönderdi
Vurmak için Ali Ekbere salladı
Ali Ekber üzengiyi boşalttı
Kafirin hamlesi boşa çıktı
Bir ikinci darbeyi vurmak için denedi
Mısrı kılıcını kaldırıp sinir ile salladı
Ali Ekber kalkanını karşı verdi
Kafirin kılıcını cam gibi parçaladı
Vuruşunda parçalar etrafa saçıldı
Kılıcın parçaları yere döküldü
Sıra mazlum Ali Ekbere gelince
Aslanlar gibi feryat edip seslenince
Zülfikarı çekip bir parlattı
Kafir mısrı ‘ nın canını tir tir titretti
Dedi ey melun başına giy miğferini
Deme Ekber habersiz vurdu beni
Zalim miğferini başına giydi
Kalkanın altından baktı söyledi
Zülfikar başı üzerinde dolaşır durur
Altında kafirin canı burkulur
O melun ölmedi ama yarım can oldu
Gönlüne ecelin korkusu doldu
Tepeden Ali Ekber zülfikarı indirdi
Kalkan miğfer zırh kırdı bitirdi
Zülfikarı indi atın sırtına
Az kaldı ki yer ikiye ayrıla
Kafirin içine düştü velvele
Her bir bölük kaçar idi bir yere
Ali Ekber kılıcını çekti aslan gibi
Daldı yezidin içine can gibi
Gencecik ekber o deniz içine daldı
Sağ ve solunda hiç kimse kalmadı
Kılıcından kan akıyor oluk gibi
Kınalandı her tarafı keklik gibi
Atlıların hepsi piyade kaldı
Piyadeler kerbela da perişan oldu
Ali yavrusu zülfikarı vururdu
Başları dökerdi sanki yağmurdu
Kimin başına vursaydı zülfikarı
Bölünüp ikiye ayrılır başları
Ancak çok yaralandı Ali Ekber
Çaresizlik içinde kaldı Ali Ekber
Çölün sıcağı akan kanın acısı
İmam Hüseyin dir Ekberin duacısı
Atın başını çevirdi çadırın tarafına
Akan kan ile atını sürüp geldi huzura
Vardı imamın yanına ayaklarına kapandı
Kanlara boyanmış görünce imamın canı yandı
Dedi kafirleri öldürdüm ey dünyanın sultanı
Vücudum yaralanıp ağıtım fazlaştı
Melun mısrı yı kılı ile iki ye bölüdüm
Sonra düşman meydanında yalnız kimsesiz kaldım
Oğlum ekber de sağlam yer kalmamış yaralanmış
Topuğundan kanlar sızıp yerde kumlara varmış
Ali ekber dedi hiç birinden yılmadım
Ciğerim kavruldu bir katre su bulamadım
Susuzluktan halim perişandır baba
Dudaklarım susuzluktan parçaladı baba
Susuzluktan çiğerim kavruldu susuzum baba
Bu sözler imamın ciğerini kasıp kavurdu
Parmağından yüzüğü çıkarıp ekbere sundu
Dedi çöl ortasında kalmışım çaresizim
Günlerdir bende senin gibi susuzum
Bu yüzüğü benden al dilini altına koy kalsın
Cennet şerbetlerinden sana ferahlık gelsin
Babam senin yolunu bekler şimdi elinde Kevser
Haydi dön kafirleri yok et topraklara ser
Ali Ekber ayrılıp gideceği zaman hemen
Sakine elinde bir deste otla geldi hemen
Buyurdu bu otun suyunu sık ağzına dök kardeş
Susuzluğun bir zaman azalır ey kardeş
Ekber sordu ey bacı kim verdi bu ilacı
Bu otu sana veren ekber sana duacı
Sakine ağlayıp dedi ki senin için bizler ağlar
Bu otu bacın verdi bana, dedi ki tekrar
Kardeşim Ali Ekber susuz olduğu anda
Susuzluk yarası derdi çıksın aklından
Dert ateşiyle yanmıştır ateş çıksın dudağından
Bu otu ver benim için mübarek söyle senden
O anda ali evlatları etrafına toparlandı
Ali ekber eline bir kalem kağıt aldı
O kalemi vücudunda ki yaraya batırdı
Bu dertli mektubu Medine de ki bacısına kan ile yazdı
Selam olsun sana ey kimsesiz bacı ölüyorum
Bende can kalmamıştır daha ölüyorum
Bana küsme daha dönmeğe çare yoktur
Bu mektupta durumumu açıklayıp ölüyorum
Bana küsme daha dönmeğe çare yoktur
Bu mektupta durumumu açıklayıp ölüyorum
O ay gibi gül yüzüm göresin ay gibi yok oldu
Selvi gibi dik boynum kamburlaştı ölüyorum
Senin yerine sakine zahmetimi çekti ey bacı
O çaresiz giyindirdi yola saldı ölüyorum
Seni görmek için çok ah çektim yarasız
Bu kufeliler yolumu kesmişlerdir ölüyorum
Çok yaraladılar daha yoktur sağ yerim
Günahım yoktur dirilmeye bir daha ölüyorum
Bacılarım şimr elinde boynu bükük kalacaklar
Ali Ali diyerek ağlayıp ölüyorum
Mektubunu vermiştir bacısına Ali Ekber
Ali evlatlarından helalaştılar tekrar
Oğlunun son helalaştığını görünce Leyla
Arkasınca yere düşüp dedi yandım va veyla
Sabreyle gitme hasret kaldığım oğul
Ayrılık ateşine her zaman yandığım oğul
Gül yüzünü bir daha göreyim doyunca
Kara yaşlara batayım boyunca oğlu
Gözümün nurusun gözümden uzak gitme
Yoluna ben can verip ölüyorum oğul
Ekber annesini elini öpüp çıktı meydana
Düşman safları önünde durdu yine merdane
Teke tek çıkmaktan korktu o hayasızlar
Arkasından ok atmağa durdu o hayasızlar
Ali ekber ukab üzerinde şahin gibi dönerdi
Kime bir kılıç vursa onu ikiye bölerdi
Haydar gibi dönerek saflar içine dalardı
Kerbela çölü akan kanlar ile boyandı
Saflar daraldı bölük bölük bölündü
Kufe askerine kaçmanın yolu göründü
Tamamı dağıldı cümlesi birbirine karıştı
Zalim şimir o anda hemen ortaya çıktı
Askere bağırıp yezid ile korkuttu
Cümlesini ekberin üzerine sevketti
Dizlerini yere binlerce kafir oklarını aldılar
Ekberin yaralı sinesine bin bir ok vurdular
Gücü kalmadı çok kan aktı yarasından
Sıyrılıp çıkmak istedi düşmanın arasından
Sinesinden sel gibi kanlar sızar bir taraftan
Susuzluk ise sinesinde ateş yakar bir taraftan
Kılıcını eline alıp yeniden gayrete geldi
Kufe askerlerini koyun sürüsü gibi önüne aldı
Laf olaydı dillerim söylemiyeydim sunu
Bir kılıç vuruşu geldi ekberimin başına
Ali gibi başından yaralandı
Yer yüzü ağlayıp gökler parçalandı
Peygamberin evladı kılıcın kuvvetinden
Duramadı devrildi yere düştü atından
İki kolunu ukab ‘ın boynuna dolandırdı
Yüzünü babası Hüseyinin çadırına çevirdi
Vefalı hayvan anladı ekberin halinde
Çadırlar taraf dönünce aktı yaş gözlerinden
Bağrına bastı Ali Ekberin yaralı alnını
Birer,birer geçerdi düşmanın saflarından
Kafirin kimi kılıç vurdu kimi de kama
Hançerlerin yarası işledi şirin canına
Bu durumda bile yakub eskelani adlı biri
Ali Ekbere hücum etti çekip hançeri
Başı aşağı sarkmış yorulmuştu kolları
Kakülünden kumlara dökülüyor kanları
O zalim vardı vardı Ali Ekberin kakülünden tuttu
Hançerini kaldırıp yüreğine saplattı
Hançerin sivri ucu işledi ciğerine
Yakub çekti hançeri sapı geldi eline
Hançer kaldı Ali Ekberin yüreğinede
Takatı kesilmişti kuvvet yok bileğinde
Ekber kan dolan gözünü çadırlara dönderdi
Dertli dilleriyle babası Hüseyine haber gönderdi
Attan yıkılmışım baba sen durma acele gel
Kendin kenarda durma bu yas yerine tez gel
Kurban kesen kurbanının üzerinde dua okur
Öldürüldüm kurbanım üzerime dua gel
Sen gelmeyince can veremem ey kerbela sultanı
Oğlun bu çölde kefensiz ölür dua ya gel
Zamanın imamı Hüseyin duyunca bu sözleri
Zülcenah atına binip hamle etti aradı her yeri
Kerbela çölünü gezip ekberini aradı
Uçan kuşlara ekberden haber sorardı
Bakıp gördü ki bir taraftan ukap gelir
Bulut gibi seslenip koşarak gelir
İki gözleri ağlar sel gibi yaşlar akar
Garip, garip Hüseyin’in yüzüne bakar
Yüzü gözü tüyleri kızıl kana boyanmış
Kulağına kulağı kandan dolanmış
Ayrı kalmış sahibi düşmüş üzerinde yok
Hayvanın derdi , üzüntüsü çöldeki kumlardan çok
Her yanına binlerce oklar gelip saplanmış
Ok saplanan yerlerden çeşme gibi kan akmış
Yüzünü yerlere sürüp ekber için yaş döker
Bir ağlayıp bir meydana dönüp ekbere bakar
Ukap gelip varınca imamın huzuruna
Yüzünü sürdü imamın ayağını tozuna
İmam ukapbın gözlerinden öptü ağladı
Ekbein yeri nerdedir diyip yalvardı
Hayvan sanki anladı imamın lafını
Hüseyinin önüne düşüp gösterdi yavrusunu
İnsanların ve cinlerin imamı vardı bir yere
Depreşiyor Ali Ekber al yanağı düştü yere
Ekber çölün üstünde can veriyor garip,garip
Ağlar başı üzerinde üç tane maskeli garip
Biri başını almış dizinin üzerine almış yatmış
Biri elinde Kevser den şerbet tutmuş
Biri sol tarafında gözlerinden siliyor kan
Yaş döküp gözlerinden ağlayıp ekber can
Biri dertli hüseyini ceddi Mustafa dır
Elinde şerbeti sunan atası necef sultanıdır
Üçüncü kasımı kurban veren imam Hasan dır
Sanki hepsini canından olan candır
Ali Ekber gözünü açıp şerbeti içti
O anda babası Hüseyin’ne taraf gözü ilişti
İmam buyurdu sana tufan getirdim
Savaş meydanına ağıt,feryat getirdim
Göz yaşları ile karşılamaya geliniz
Belalı zalim mısrı ya ekberimi getirdim
Yüzü kan ile kınalanıp ağzı kan ile dolup
Baştan ayağa kan ile boyananı getirdim
Leyla ‘yı söyleyin gözü yolda kalmasın
İmam evladı oğlumu Leyla ya misafir getirdim
Sinesinde sağ yer yok yaraları çok
Gül yüzlümün yarasına ilaç getirdim
Ali ekber gözünü açınca hasret ile çekti ah
Ded ki Eşhedü enla ilahe illallah
Şehadete varıp cenneti alaya uçtu
Ali evlatları onun derdiyle kendinden geçti
Hüseyin kanlı başını alıp koydu dizine
Yağmur gibi yaş inip doldu iki gözüne
Hangi insan bu kanlı olayı duyup ağlamaz
Ekberin derdiyle kendi kalbini dağlamaz
KUMRU ağladı bu müsibete gece gündüz çekti ah
AH KEDERLİ ALİ EKBER DERTLİ ALİ EKBER VAH
ALINTI