MEYDAN TAŞI MAKAMI: Meydan taşı makamı simgeseldir. Ayin cem meydanının ortasında bulunur ve iki şeyin simgesidir.
1-Birincisi: Cemevi Allah adının anıldığı yerdir. Diğer bir deyimle ibadet evidir, Allah evidir. Arapçada Beytullah denilir. Her Alevi-Bektaşi ayin cem yaptığı evi Beytullah olarak kabul eder. Kabe'de bulunan Beytullah'ı kutsallaştıran Hacer-ül esved, Hac zamanında mutlaka ziyaret edilmesi gereken kutsal makamlardan birisidir.
Bektaşilik; görerek inanma esprisinden yola çıktığı için Beytullah olarak kabul ettiği Cemevi'nde bulunan, yaklaşık Hacer-ül esved taşı büyüklüğünde ve siyah renkli olan bu sembole meydan taşı denilir. Meydanın tam ortasında bulundurulur.
2-İkincisi: Meydan taşının sembolize ettiği ikinci anlam ise Velayetname'de geçer.
Hz.Pir, Anadolu'yu işgal etmek için gelmekte olan Moğol ordularına karşı halifelerinden Karadonlu Canbaba'yı gönderir. Moğol orduları henüz Müslüman olmuş değildir, çoğu Hristiyan dinine bağlı ve Müslümanlığı kendilerince kafir saymaktadır. Karadonlu Canbaba ise Tanrı'nın gizliliğine ulaşmış, olağanüstü Tanrısal güç sahibi bir erendir.
Moğol ordusuna varan Canbaba, ordu komutanına vararak "Müslüman olmadan Anadolu'ya giremeyeceklerini, eğer girecek olurlarsa başlarına pek çok belanın geleceğini söyler."
Dervişin gerçekten manevi gücünün olup olmadığını öğrenmek isteyen Moğol ordu komutanı önce Canbaba'ya güçlü bir zehir verir. Canbaba Allah'ın ve Mürşid'i Hacı Bektaşi Veli'nin himmetleri ve kendi kerametiyle zehiri işaret parmağından bir kaba bal olarak akıtır, balı komutanın eşine içirir.
Komutan bu keramete inanmaz, bu kez Canbaba'yı büyük bir kazanın içine elleri ve ayakları bağlı olarak oturtur.Başını su içinde bırakacak şekilde kazanı su ile doldurur ve kazanın altına da üç gün ateş yakar. Üç gün kaynayan kazan suyu, soğuduktan sonra Canbaba yine Allah'ın ve Pir'inin himmeti ve kendi kerametiyle canlı olarak kazandan çıkar.
Bunu da sihir sayan Moğol ordu komutanı bu kez odunlardan bir dağ meydana getirir. Odunları tutuşturur. Canbaba'ya ateşe girmesini, eğer ateşten de sağ olarak çıkarsa kendisine teslim olacağını (Mürid olacağını) söyler. Moğol ordu komutanının koşulunu Canbaba bir şartla kabul eder. Canbaba'nın koşulu; bu ateşe Moğolların orduda bulunan din büyüğüde girecek, böylece kimin dininin Hak olduğu, gerçek olduğu anlaşılmış olacak.
Moğol ordu komutanı Canbaba'nın şartını kabul eder. Canbaba Moğolların din büyüğünün elinden tutarak ateşe girer. Bir kaç gün yanmakta olan odundan dağ, nihayet üçüncü gün bir küle dönüşür. Duman tüten küllerin arasından canbaba çıka gelir ve kolunu Moğol ordu komutanına doğru uzatır. Açtığı avucunun içinde Moğolların din liderinin yanmamış parmaklarını gösterir ve der ki:
-Bize elini verdi eli kurtuldu. Eğer gönlünü verse idi tümden kurtulurdu.
Bu ilahi olağanüstülük karşısında Moğol komutanı müslümanlığın gerçek ve uyulması gereken din olduğunu anlamış olur. Ordusu ile birlikte Canbaba'nın önünde Kelime-i Şahadet ve Kelime-i Tevhidi okuyarak Müslüman olur. Moğolistanın Şii yani Alevi olmasını bu olaya bağlayanlar vardır.
Canbaba bu son kerameti de Pir'inin himmeti ve Allah'in izni ile gösterir. Canbaba ateşe girdiğinde Hacı Bektaş Veli Hazretleri büyükçe bir karataşı, meydan ortasına getirir. Halifelerinden birisine üç gün boyunca gece ve gündüz üzerlerine su dökmelerini emreder. Halifeler üç gün boyunca meydan ortasındaki karataşa su dökerler ve her dökülen su buhar olup havaya çıkarmış. Bunun nedenini Hz. Pir'den sorduklarında:
-"Karadonlu Canbabam şimdi ateşin içindedir. döktüğümüz su biizniteala Canbaba'ya ulaşmakta ve onun söndürmekte. Çıkan buhar Canbaba'dan çıkan buhardır," diyerek yanıt verir.
Hz. Pir'in meydan ortasına koymuş olduğu karataş (meydan taşı) adı ile anılmıştır. Bu gün ayin cemlerde meydan ortasında bulunan (meydan taşı) Hacer-ül esved'den sonra ikinci olarak bu olayı da sembolize eder.
MİM DUASI: Bu terim Kul Himmet tarafından ifade edilen fikre yapılan yollamayı anlatmak için kullanılır. Mutlak birlikten kaynaklanan ilk aşamada Ali ile Muhammet'in ilk harflerinin yazılı olduğu görülür. Bu nedenle mim duası Nur u Muhammed'in bir tezahürü sayılır. "Kirpiklerinde mim duası yazılmış" dizesinde geçer......
MİRAC: Arapça, uruç, yukarıya çıkma, yükselme, merdiven anlamına gelir. İslamiyette Hz. Muhammed'in Kudüs'ten göklere yükselerek Tanrı katına çıkma olayını anlatmak için kullanılır. İkrar verip, nasip alma da Hak yüzünü görme anlamında algılanır. 'İkrarın kutlu olsun' şeklindeki kutlama ifade edilen bir söz söylenir. İslam inanç ve kaynaklarına göre Hz. Muhammed Peygamberliğinin onuncu yılında Recep ayının 27. gecesi Tanrı'nın bir tansığı olarak evinden alınıp önce Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürüldü, orada göklere Tanrı katına yükseltildi. Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayetinde bu olaya değinilir. Miraç tansığının Kudüs'e değin uzanan ilk aşaması İsra suresinde açıklanır. Diğer açıklaması ise tamamen hadislere dayanır. Bu nedenle Sünni ve Şia inançlarında miraç mucizesi bir birinden farklı içerik, anlam ve kimlikler kazanmıştır.
Sünni inancına göre; Hz. Muhammed evinde ya da Kabe'nin avlusunda uyurken Cebrail (A.S) yanına gelir, göğsünü yararak kalbini çıkarır, yıkar, O'nu Burak'a bindirerek bir anda Kudüs'e götürür. Hz. Muhammed burada, öteki bir çok peygamberlerin ruhlarıyla karşılaşır ve onlara İmamlık yaparak iki rekat namaz kıldırır. Sonra Cebrail ile birlikte 'MİRAÇ' denilen olağanüstü varlığa binerek birinci göğe yükselir; ardından meleklerin yardımıyla yedinci göğe değin çıkar. Buradan 'Sidret-ül münteha'ya kadar Cebrail'in yardımıyla yolculuğuna devam eder. Daha öteye Refref adlı olağanüstü varlığı kullanarak gider; en sonunda Reften'tende ayrılarak Tanrı huzuruna ulaşır. Söylenceye göre Hz.Muhammed tarafından ümmetine bu gecede üç armağan ulaşır.
1-) İslam itikatı ilkelerinin özetlendiği Bakara suresinin son iki ayeti.
2-)Allah'a ortak koşan ya da onun varlığını tanımayanların dışında kalan tüm ümmetinin cennete gireceğinin müjdesi.
3-)İslam dininin en başta gelen ibadeti olan beş vakit namazın farz kılınması.
Alevilik-Bektaşilik inancında ise mirac tansığı çok farklıdır.
Onlara göre, Cebrail (A.S) Hz. Muhammed'e Hakk'ın davetini bildirir ve O'na rehberlik eder. Semada önlerine bir aslan çıkar ve bir ses 'aslan senden bir nişan ister, yüzüğünü ver' der; Hz. Muhammed yüzüğünü aslanın ağzına atar, yola devam eder, bu arada içinden ''Amcan oğlu Ali burda olsaydı bu aslanın hakkından gelirdi' diye düşünür; sonunda Hz.Muhammed'e Hak tecelli eder ve Hakk'ın yüzünü görür; sessiz ve sözsüz olarak doksan bin sır söyleşirler.
Hz.Muhammed miraç dönüşünde, Kırklar'ın sohbette cemde oldukları eve uğrar, içeri girmesine izin vermezler; bir kaç gaybten uyarılar sonucu ancak 'Yoksulların hizmetçisiyim' dediğinde buyur eder, içeri alırlar. Selmani Farisi dışarıda görevli olduğu için içeride 39 kişi vardır. Hz. Ali'nin yanında oturan Hz. Muhammed 'sizler kimlersiniz' diye sorar, onlarda ''Biz kırklarız, hepimiz bir gönül, bir cihetiz, birimiz ne ise varımız odur' derler. Hz.Muhammed kanıt (delil) isteyince Hz. Ali kolunu neşterle yaralar, hepsinin kolundan aynı anda kan akar, Bir damla kanda çatıdan düşer, bu Selman'ın kanıdır. Daha sonra Selman elinde bir üzüm tanesiyle içeri girer. Hz. Muhammed'e 'Ey yoksulların hizmetçisi bu üzüm tanesini bize pay et'der. Hz. Muhammed, o sırada Cebrail (A.S)'ın getirdiği nur tabakta üzüm tanesini ezerek şerbet yapar, hepsi bu şerbetle sarhoş olur ve ayağa kalkıp 'Ya Allah' diyerek semah dönmeye başlarlar.
Tasavvufi açıdan Alevi-Bektaşilere göre burada Cebrail, Hz.Muhammed'in sezgisel aklıdır. Hz. Muhammed kendi sezgisel aklı ile (Cebrail) ulaşıp yorumladığı şeylerin nereden geldiğini anlamak, bilmek ister. Söylencede geçen Kırklar Meclisi Batın alemin, Gayb aleminin,Tanrısal alemin, Bezm-i elest'in karşılığıdır.Muhammed'in ruhuda gayb aleminden olduğundan, her şeyin kırklar meclisinden geldiğini sezer ve onların bulunduğu kapıyı çalar,bu anlamda ve kapsamda miraç Hz. Muhammed'in Kırklar Meclisine katılması, Ali'nin yolunu bulmasıdır. Hz.Muhammed'in bu meclise katılmasını ve Ali'nin yolunu tanıması Alevi-Bektaşilerde ikrar verme, nasip almak şeklinde yorumlanarak bu işlemlere hep 'MİRAÇ' adı verilir. Miraç temizlenme, arınma ve nefsin ölümüdür. Tarikat yoluyla yeniden doğuştur. Anasız-babasız olarak dünyaya yeniden geliştir. Bu yeni yaşamda mürşid baba; rehber ana olarak algılanır. Miraç olayını anlatan şiirlere ve semaha 'Miraçlama' denir.
Simgesel düzeyde miracın işlendiği miraçlama, kısa bir semahtır. Bunda bir sıra izlenir, söz öpülerek alınır, çalınmaya başlanarak nefes ve deyiş denen parçalar okunur. Mürşid görevindeki dedenin işaretiyle sema başlatılır, ilk sema miraçlamadır. Bu sema kısa olup yeldirme bölümü ve duası yoktur. Temel iki ana figüre dayanır; uçma olayının işlendiği el kol hareketiyle, yürüyüş ve ayak hareketleri..
MİRAÇNAME: Çıkılacak yer, merdiven ve farsça name; mektup anlamına gelir. Hz.Muhammed'in miraç yolculuğu ve kırklar meclisine katılışını anlatan dinsel yapıtlara verilen ad.
MÜRÜVVET: Adamlık, insanlık, yiğitlik; büyüklük, ululuk, bağışlama anlamlarına gelen Arapça bir sözcük. Tarikatta suç işlemiş birinin meydanda dara durup kendisi için mürüvvet meydanı açılması istemesine (mürüv-vet dilemek) denir. Yine tarikatta suçlunun, düşkünün geri topluma dönebilmesi için; küçük suçlarda kırk gün sonra, büyük suçlarda verilenin bitimini izleyen günlerde yapılan törene (mürüvvet meydanı) denir. Meydan taşına, mürüvvet taşı da denilir.
MÜSAMERE: Tarikatta gece sohbeti anlamına gelen bu Arapça sözcük, daha çok bir tiyatro deyimidir, oyun, piyes, sözlü tiyatro oyunu anlamlarına da gelir. Tarikatta, tasavvufta Tanrı ile insan ruhu arasında yapıldığına inanılan gizli görüşme, Tanrı'nın gayb aleminde ariflere hitabı olarak değerlendirilen bir deyimdir.
NAAD-İ ALİ: Arapça "Ali'ye seslenme, Ali'yi yardıma çağırma" anlamlarına gelir. Alevi-Bektaşiler sabah ve akşam vakitlerinde ya da törenlerde bu duayı okurlar. Bu duanın Türkçe çevirisi şöyledir: Hz. Ali'de olağanüstü haller göründü, sen varisler (vehiller) arasında onun yardımını bulursun. Her üzüntülü ve sevinçli anlarında Ali'nin dostluğu sana yetişir ve kolaylıkla açılır" Bu anlama gelen Nadi Ali duasıyla ilgili bazı söylenceler vardır. Uhud savaşı sırasında bir ara güç duruma düşen Hz. Muhammed, Cebrail'den öğrendiği Nadi Ali duasını okur. Bunun üzerine savaş yerinde bulunmayan Medine'de olan Hz. Ali "Lebbeyk, buyurun" diyerek Hz. Muhammed'in yardımına (carına) yetişir. Savaşçıları yüreklendirerek onu güç durumdan kurtarır. Bazı kaynaklar Nadi Ali'nin kızılbaş şairlerinden Zugay lı Huzai'nin bir dörtlüğünden alındığını yazarlar.
NAKİB'LİK (HİZMETLİLİK): Bu makam ilk kez Hz Muhammed tarafından oluşturulmuştur. Miladi 622 yılında Hac zamanında, Medineli kırksekiz mü'min Peygambere biat etmek için gece yarısı Mekke ile Medine arasında bulunan Akabe mevkiine gelirler. Peygamber bunların biatını aldıktan sonra, hizmetinde bulundurmak üzere oniki mü'mini Nakib olarak seçer. Tanrı, Peygambere biat eden kadın ve erkek bu kırksekiz mü'min hakkında Fetih suresi 10.ayetini indirir.
Hazreti Muhammet tarafından yapılan bu uygulama, Alevi-Bektaşiler tarafından aynen sürdürülmektedir. Seçilen oniki hizmetli yalnız ayin cem zamanında hizmet verirler. Bunun dışında tarikatla ilgili konular olduğu zaman görevlerini sürdürebilirler. Görevleri tarikat ve erkanla sınırlıdır.
NİYAZ: Mürşid'e sunulan lokma'ya denildiği gibi, ayin cemde canların secdeye gelerek üç kere Allah, Muhammed, Ali aşkına, deyip yeri veya Mürşid'in elini öpmeye de denilir. Yer öpülürken sağ el sol elin üstüne konulur, sağ elin üstü öpülür. Böylece tüm ayin cem adına kendi elini öpmüş olur. Genel anlamda, tüm ibadet biçimlerini tarikatta bir makamı temsil eden şeye, yere ve bunlar aracılığıyla Tanrı'ya yalvarma, yakarma biçiminde uygulanan bir ibadet. Tanrı gizli bir hazineydi; bilinmek istedi evreni ve insanları yarattı, insan aşk ile aşk içinde yaratıldı. Alevi-Bektaşilikteki niyazın kökeni bu inanca dayanır. İnsana dönülerek, insan kıble sayılarak, büyük yaratıcıya, Allah'a yalvarılır, yakarılır. Diğer yandan ise, insan şereflendirilerek, onurlandırılarak Tanrı'nın kendisini tanımasına, bilmesine katkıda bulunur, böylece Tanrı'nın da insana gereksinmesi olduğu vurgulanmış olur..........
OCAĞIN KUTSALLIĞI: Ocak eski Türk inanışında da kutsaldır. Ailenin, soyun, sopun sürdürülmesine simge sayılır. Sürekli yanan ocak zaman denilen düşmana, ömür törpüsüne karşı bir uyarı işaretidir. Peygamber soyundan gelen kimselere (ocakzade) denilmesidir. Ocağın çiğleri pişirmesinden esinlenerek, cahil insanları olgunlaştıran, onları hidayete erdiren Mürşidlere (Peygamber soyundan gelenlerine) ocakzade denilmiştir.
Bazen de bu görüş şöyle açıklanır: Hazreti Muhammed hidayet nurunun ocağıdır. O'nun temiz soyuda (Ocakzade) Peygamber zade'dir.
Bektaşilikteki bu inancı, uygarlığın başlangıcı sayılan ateşin bulunması ile bağdaştıran yazarlarda vardır. İnsanoğlu uygarlığa ilk adımını ateşi bulmakla, yani ocağı meydana getirmekle, atmıştır.
İnsana, insanlığa ve çağdaşlaşmaya önem veren Bektaşilerin, uygarlığın başlangıcı olan ocağı kutsal kabul etmeleri elbette yadırganamaz.
OĞULLUK: Bel oğlu, Çocuk, Eloğlu; Evli,Yoloğlu; Tarikata giren, il oğlu, Kemal oğlu
RAFİZİ: Ayrılıkçı. Bölünme taraftarı anlamına gelir. Alevi-Bektaşilere hakaret olsun diye verilen adlardan biridir. İftiraları kanıtlayamayan softalar ve mutaassıplar tarafından ortaya atılmış, menfi propaganda unsuru olarak kullanılmıştır. Hz. Muhammed-Ali ve Onların Ehl-i Beyt'ini sonsuz ve içtenlikle sevmekten, saymaktan başka günahları olmayan bu tertemiz insanlara haksız saldırıların hiç kimseye yararı dokunmaz. Bakınız İmam Şafii, Rafizi denilen Alevi-Bektaşileri nasıl tanımlıyor: 'Ben Ali'yi severim, halk bana Rafizi diyor. Öyleyse Tanrı, Muhammed, Cebrail'de Rafizi'dir.' (A. Celalettin Ulusoy,Hünkar Hacı Bektaş Veli-Alevi-Bektaşi yolu,s.198)
Osmanlı yönetimi ve başında bulunan devrişme Sadrazamlar, Vezirler, Beylerbeyi'ler adalet isteyen Alevi halkını 'dinsiz, kızılbaş, rafizi, kafir, mülhid, öldürülmeleri vaciptir' gibi fetvalarla ezmeye, yok etmeye çalışmışlardır. Yavuz Selim döneminde 7'den 70'e tüm kızılbaşların tesbiti, yazılımı yapılmış, sonrada sadece Denizli yörelerinde 40.000 Alevi-Kızılbaş öldürülmüştür. Böylece halkımız hiç gereği yokken Alevi-Sünni diye ikiye bölünmüş, birbirine düşman edilmiştir.
Sağ görüşlü tarihçilerden İsmail Hami Danişmend 'Fatih döneminden beri devşirmelerin elinde bulunan kozmopolit İstanbul Hükümeti, vaktiyle Karamanoğulları'nın, sonra Şiilerin ve ondan sonra Dulgadır Beylerinin tenkil ve tedibi gibi bir takım vesilelerle Türklerin başına çeşitli milletlerden devşirilmiş ve birer müslüman ismi takılmış bir takım vatansız serserileri serdar olarak musallat edip, binlerce aileleri matem içinde bırakmıştır, servetler, müsadere edilmiş, ocaklar yıkılmış, şehirler ve köyler yakılıp yıkılmış, tımarlar zaptedilmiş ve hatta techirler bile yapılarak anavatan feci bir müstemleke muamelesi görmüştür. Azametin devrinin en parlak zamanlarında bile Osmanlı yönetiminin gelecekte çöküş asırlarını hazırlayan en zayıf tarafı işte budur'der (İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi,c.II.,s.12)
PİR-İ SANI: Tarikatın ilk kurucusu, Pir-i Sani tarikatın ikinci kurucusu, Balım Sultan'ın ünvanıdır.
POST: Tarikatta eğitici olan bir makamdır. Çeşitli görevlerin hizmetlerin temsil edildiği makamlara ait postlar vardır. Bu postların tamamı Hacı Bektaş Veli'ye ait olan Horasan (veya Baba) postuna bağlıdır.
Hiyerarşik olarak baba postunun üstünde iki post vardır. Hazreti Ali'ye ait olan (Aliyy’ül Mürteza postu) ve Hazreti Muhammed'e ait olan (Ahmed-i Muhtar postu).
Bazı erkanlarda Oniki post yerine sadece dört post serilir. Ahmet-i Muhtar postu, Aliyy’ül Murtaza postu, Horasan postu ve Halife (mürşid) postu.Horasan postunu, Hacı Bekteş Veli Horasandan ayrılırken kendi beraberinde getirdiği için bu ismi almaktadır.
Postlar beyaz keçe veya dabaklanmış bol tüylü beyaz renkli koyun derisinden imal edilir. Bir kişinin rahatça oturabileceği büyüklükte ve dört köşe olarak yapılır. Makamları sembolik olarak temsil eder.
Böylece postlar görünüş olarak Nübüvvet, İmamet, Velayet ve Hizmet makamlarını temsil etmiş olurlar. Bir tür rütbe ve makam gibi... Bu nedenle kutsaldırlar. Kutsallıkları temsil ettiği makamlardan gelmektedir.
Postun yani makamın tanımı şöyledir:
Post, İbrahim peygamber tarafından icat edilmiş, İshak Peygambere kesilen kurbanın derisinden yapılmıştır.
POSTUN BAŞI: Teslim olmaktır. (ikrar verip bağlanmaktır.) Ayağı: Hizmettir.Sağı: El tutmaktır. (Mürşid'in emrini uygulamaktır.) Solu: Nefsini ıslah etmektir. Dışarısı: Sabırdır. İçerisi: Sükunettir. Ortası: Muhabbettir ve Mürşid cemalini mihrap edinmektir. Doğusu: Sevinçtir. Batısı: İlimdir. Şartı: Erenler önünde baş eğmektir. Canı: Tekbirdir, tehlildir, tebihtir (evrad ve zikirdir). Şeriatı: Tövbedir. Tarikatı: Takvadır.( Tanrı korkusudur), tevazudur Marifeti: Rızadır (Tanrı rızasını dilemektir) Hakikatı: Fenafillahtır (Tanrıda yok oluştur), tevekkeldür. (Her an tanrıyı düşünmektir), Tanrıya varıştır. Sağında: (Azamet aleyke ya Ali) Yücelik sana olsun ya Ali. Solunda: (Ekremet aleyke ya Ali) Cömertlik sana olsun ya Ali. Arkasında: (Eslemet aleyke ya Ali) Selamat sana olsun ya Ali. Önünde: (Emanet aleyke ya Ali) Nimetler sana olsun ya Ali. Ortasında: (la ilahe illallah, Muhammed'ün Resullullah) Allah'tan gayrı yaratıcı yoktur, Muhammet o Allah'ın emirlerini bildirmekle görevlendirilmiş elçisidir. İfadeleri anlam olarak vardır. Postun tamamı Tevhid (birlik) makamı kabul edildiğinden kutsallık ifade eder.
Ahmed-i Muhtar ve Aliyyül Mürteza postlarından sonra gelen oniki post şunlardır:
1-Horosan (Baba) Postu: Seyyid Muhammed Hacı Bektaş Veli Hazretlerine aittir.
2- Aşçı Postu: Hacı Bektaş Veli'nin amcası Haydar Ata'nın torunu, Hasan Gazi'nin oğlu olan Seyyid Ali (Kızıl Deli) Sultan'a aittir. Bir başka görüşe göre Seyyid Ali Sultan, Timurtaş Kızıl Deli, Hacı Bektaş Veli'nin Kadıncık anadan olan oğludur.
3- Ekmekçi Postu: Hacı Bektaş Veli'nin torununun oğlu, İkinci Pir Balım Sultan'a aittir.
4-Nakip (Hizmetli) Postu: Abdal Musa Sultan'ın halifesi Kaygusuz Abdal Sultan'a aittir.
5- Atacı (Cömertlik) Postu:Hacı Bektaş Veli'nin Halifelerinden Kanber Ali Sultan'a aittir.
6- Meydancı Postu: Hacı Bektaş Veli'nin Halifelerinden Sarı İsmail Sultan' a aittir.
7-Türbedar Postu: Hacı Bektaş Veli'nin Halifelerinden Karadonlu Canbaba Sultan'a aittir.
8-Kilerci Postu: Hacı Bektaş Veli'nin Halifelerinden Hacim Sultan'a aittir.
9- Kahveci Postu: Şezaliye tarikatı kurucusu Şeyh Hasan Ali Şazeli (1197-1258) ye aittir.
10- Kurbancı Postu: Hz. Halil İbrahim Peygamber'e aittir.
11-Ayakçı Postu: Hacı Bektaş Veli'nin amcası Haydar Ata'nın oğlu Seyyid Ali Sultan'ın ağabeyisi Abdal Musa Sultan'a aittir.
12- Mihmandar ( Misafir) Postu: Hızır Aleyhisselama aittir. Hazreti Pir ile görüştüklerinde, üzerinde oturduğu postudur.
Postlar ayin cem içinde sembolik olarak serilir. Üzerlerine kimse oturamaz. Ayin cemi yürüten Baba, Horosan Postunu temsil eden (Halife) postunda oturur.
REHBER: Tarikata girenlere (adaylara) önderlik, yol göstericilik görevini yapan kimselere denilir.
Tarikat görevlerine göre yeterli olgunluğa ulaşan Derviş,"Rehberlik erkanı" ile Rehber yapılır. Dervişlik erkanını çok benzeyen bu uygulamada farklı olarak; Rehber olmaya uygun görülen derviş sözlü olarak imtihan edilir. Yol göstericilik, denetleyicilik görevlerini yapıp yapmayacağı öğrenilir. Ahlakının yanında ilmi olarak da yeterlilik gösteren derviş yapılır.
Rehberlik, Bektaşilik sorumluluğunun başladığı kademedir. Talip ve Derviş, yalnız kendi nefislerinden sorumlu iken, rehber; kendisine ısmarlanan talip ve dervişlerden sorumludur. Tarikat kurallarına göre nasıl davranmaları gerektiğini öğretir. Karşılaştığı sorunlarda, çözüm için yardımcı olur.
Taliplik ve dervişlik erkenlarında yol göstericilik görevini yerine getirir.
Rehberlik tarikat içinde marifet kapısıdır. İbadet eylemseldir. Aynel yakin mertebesidir. Tanrı'yı görerek ibadet eder..
RİYAZET: Hayvansal ve ağır koku salan gıdalar yememe.
SAFA NAZAR: Erenlerin yardım eden manevi bakışları.
SAYILAR: Alevi-Bektaşi yolağı tarihsel süreci boyunca bir çok görüş ve felsefenin etkisi altında kalmış, onlardan bazı öğeler alarak, kendi yapısına uydurmuş, bunların hepsini özümsemiştir. Hatta sayılar hakkındaki görüşlerini başta eski Anadolu uygarlıkları olmak üzere İslam dini ile Hurufilik yolağından aldığı sanılıyor. Bunlar üzerinde ki çeşitli görüş ve düşünceleri açıklamaya çalışacağız;
İki-İkilik: Bütün varlığı Hakk'tan ayrı bir şey olarak görme, insanın kendisi Tanrı'dan ayrı hissetmesi. İkilik, birliğe kavuşmak için aşılması gereken bir olgudur. Tanrı'ya ortak koşma olayına da bu ad verilir. Tanrı'dan başkasına tapma anlamına gelir. Tasavvuf inancına göre mevcut fiziksel dünya, geçmişiyle ve geleceğiyle Hakikat'ın yani Tanrı özünün yokluktaki bir yansımasıdır. İkilik, Tanrı varlığının bu yansıması gerçeğini saklamayı amaçlayan bir örtü sayılmalıdır. Bu örtü yanılgısına sapan insan, kendini Tanrı'dan ayrı hisseder, çevresinde böyle bakar. Ancak bu sadece görünen bir ayrılıktır. Aslında insan ve evren öz olarak Tanrı'nın birer görünümüdür (tezahürüdür.) Bunun için insan kendi içinde, özünde, gönlünde, ruhunda çıktığı kaynakla yeniden birleşmeye çalışan bir gerçek varoluş kıvılcımı taşır. Bu,yani gerçek varlıkta, Tanrı'da birlik'e (tevhide, vahdete) ulaşma eğilimi, insanın kendisini kendi (ego'suyla-ben'liğiyle) mücadele içinde, savaşa sokar. Ego, ben 'birlik'in olanaklı kılınabilmesi için fethedilir. Ben ve ikilik duygusunu aşmak gerekir. Bu savaş, bu sonsuz mücadele ise ancak aşk gücüyle, sevgi ile kazanılabilir, tek çıkış yolu budur.
3 - üç sünnet: İmam Caferi Sadık Tarık-i Naciye de sünnet olarak üç sünnetin bulunduğunu buyurur: İlk sünnet şudur; Gönülden ve aklından Yezdani Hak düşüncesini asla çıkarma ve onu her zaman hatırla. İkinci sünnet şudur: Bir kardeşine karşı olabilecek her hangi bir nefret duygusunu yok et. Üçüncü sünnet mürid içindir. ‘Kahrına ve her haline teslim ve razı ol' der. Alevi-Bektaşilerde kendi yolaklarını İmam Cafer'e bağlarlar.Beşinci mezhep olarak Caferi Sadık mezhebini -Aleviliği görürler.
ÜÇLEME: Alevi-Bektaşi inancının temelini oluşturan ve Tanrı anlamında üçü bir, biri üç olarak algılanan (Allah-Muhammed-Ali) olgusu bu kavramla ifade edilir. Burada Tarikat adap ve erkanındaki Allah-Muhammed-Ali anısına bir şeyin üç kez yapılması eylemi de bu terimle anılır. Ayrıca Hrıstıyanlıktaki taslis (üçleme)de bu deyimle anlatılır. Buna göre 'Baba-Oğul-Ruhu-l Kudüs-Allah-İsa- Meryem ya da Baba-Ana-Çocuk üçlemesi vardır. Müslümanlıktan önceki Şamanist-Türk inancında yer alan 'Gök-Güneş(Ateş Tanrısı)- Yer Tanrıları inanışı vardır. Alevi-Bektaşilerdeki üçleme inancının kökünün hangisine dayandığı belli değil. Hepsi de olabilir. Alevi-Bekteşilerde üçler:
a ) Allah-Muhammed-Ali
b ) Ali-Hasan-Hüseyin
c ) Gayb erenlerinden bir kutup ve iki imamdan oluşan üç ulu ermiş.
ÜÇLER: Tevhid, Nübüvvet ve İmameti i temsil eden Allah Muhammed ve Ali demektir. Kaynağı Maide suresinin 55.ayetidir. 'Sizin gönlünüz dosttunuz Allah'dır. Onun resulüdür birde rüku eder bir halde namazı kılıp rekatı vererek iman edenlerdir.' Buradaki üç Allah-Muhammed ve müminlerin emiri ve gerçek temsilcisi olan Ali'nin kasdedildiği tüm Alevi-Bektaşilerce kabul olunur.
Alevi-Bektaşiliği bilmeyen bazı bilgisiz yazarlar, Bektaşilikte bu üçlemeyi, Hırıstıyanlık inancı ile Orta Asya türklüğünün Şamanizm inanci ile eşleştirme yönüne giderler. Hatta içlerinden Alevi ve Bektaşileri sevmiyenler de cehaletlerini göstermek için işi dinsizliğe kadar vardırırlar. Görüldüğü gibi bunun gerçek kaynağı yazarlar tarafından tartışmalıdır.
Beş olan dinin temel inançlarından üçü Tevhid,Nübüvvet ve İmamettir. Diğer ikisi ise Adalet ve Mead'dır. El-dil-bel üçlüsü de mevcuttur.
ADALET: Tevhid, Nübüvvet ve İmamet makamlarından gelen emirlere itaat derecesini belirten tanrısal karardır.
MEAD: Bu kararın uygulanmaya konulmasıdır.
ÜÇ TERK: Terk, tasavvufta Tanrı'ya ulaşmak için başvurulması öngörülen bir yöntemdir. Tanrı'nın yüzü insanın kendi yüzüdür. İnsanın kendi yüzünden başka ayrı bir Tanrı yüzü yoktur. Çünkü, en yetki olarak en geniş anlamda, doruk noktada insanda tecelli eden Tanrı'dır. Hakk'ın yüzüne ulaşma insanın kendi yüzünü bulması, tanıması anlamına gelir. Bunun için insanın aşağıdan yukarıya doğru üç terk koşulunu meydana getirmesi zorunludur.
1-) Terk-i dünya
2-) Terk-i ukba
3-) Ter-i terk.
DÖRTLER: Dört ilke (toprak, su, od, yel), dört tabiat (sıcaklık, soğukluk, kuruluk, yaşlılık), dört yan (doğu, batı, kuzey, güney), dört kapı (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) gibi dört sayısıyla getirilen dört kavram çok değişik anlamda, değişik düşünceleri açıklamak için kullanılır. Bundan özellikle ozanlar yararlanır. Katip ( XVIII. yy,)
Ben aşığım deyü dava kılar mı
Dört harfin birini tamam ettin mi
der. Çar erkan, çar unsur gibi Arapça, Farsça bir çok deyimler kullanılır.
BEŞLER: Şura suresinin 23. ayetinden kaynaklanır. Bu ayete meveddet ayeti de denilir. Bu ayette'... De ki:Ben bu tebliğime karşılık sizden, akrabamı sevmeniz dışında bir şey istemiyorum' buyurulmaktadır. Bu ayet indiği zaman; Hazreti Muhammed; en yakınları olan Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin Hazretlerini abası altına alarak :'Allahım! (Hakkında Meveddet buyurduğun) Ehl-i Beyt'im bunlardır. Ben bunları seviyorum, sen de sev. Bunları sevmeyene düşmanım, sen de düşman ol.' diyerek Ehl-i Beyt'kurbası olarak ilan etmiştir.
Peygamberin abasından ötürü Al-i Aba (Aba Halkı) diye de adlandırılan bu zatlara ayrıca beşlerde denilir.
YEDİLER: Yedi sayısı eski Anadolu uygarlıklarında, eski Yunan'da, Yahudi'ler de, Mezapotamya uygarlıklarında da kutsal bir sayıdır. Eski Anadolu'da, Yunanistan'da yedi bilge (Thales, Solon; Bins,Kleobulas,Pittokas, Periandros,Kılon): Yedi taş, eski Mısır'da yedi topluluk, Gılgamış destanında yedi gün-yedi gece, yedi ekmek; Yahudilerde yedi çoban -yedi oğul; Galatlarda yedi kurban; İbranilerde yedi melek; Nuh'ta yedi bölme, Roma'da yedi uyurlar (Yemliha, Mislina, Mürselina, Mernuş, Tebernuş, Sazenuş, Kefeştatayuş), İskandinav söylencelerinde yedi kamışın kutsallığı, Eski Türklerde Tanrı Ülgen'in yedi kişi yarattığı, Tanrı Ülgen'in huzuruna varmak için yedi engelin bulunduğu, Şaman inançlarında gök tekenin dünya çevresini yedi kez dolaştığı, yine Sapoy Türklerin yedi pınar ve yedi sarıkız öykülerinin bulunduğu, böylece bir çok ulus ve toplumda yedi sayısının kutsal sayıldığı anlaşılır. Bektaşilerde yedi ulular (Nesimi, Hatayi, Kul Himmet, Pir Sultan Abdal, Yemeni, Fuzuli, Virani) Yeniçerilerde yedi kapı, İslamiyette yedi tamu, Alevilikte yedi nitelik, yedi erkan (Pir, Rehber, Mürşid, iki musahib ve onların iki eşi)
Meveddet ayeti geldiğinde Resul-u Ekrem meveddetin (saygı ve bağlılığın ) kimlere gösterilmesi gerektiğini bildirmek için abasının altına yukarıdaki kutlu insanları alır.
Ayeti getiren Cebrail bu kutsal yücelikten duygulanarak:
- Ya Resulullah bende sizden olmak istiyorum. Diyerek dilekte bulunur. Cebrail'in bu güzel dileğine Hazreti Muhammed:
-'Evet! Cebrail sende bizdensin' demek suretiyle yerine getirir.
Yine Hz. Muhammed, Ehl-i Beyt'e bihakkın ve kusursuz bağlılığından ötürü Selman-ı Farisi Hazretleri hakkında da 'Selman 'Ehl-i Beyit'tendir.' kutlu sözünü söyler.
Böylece aba dışında kalanlarla birlikte Ehl-i Beytin sayısı yediye çıkar.
Hz. Muhammed, Hazreti Ali, Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin, Cebrail Aleyhisselam ve Selman-ı Farisi Hazretleri.
YEDİ FARZ: Caferi Sadık buyurur ki: 'Tarık-i Naciye'de farz olarak yedi görev vardır. Yedi farz şunlardır:
Birincisi: Mürid olan kişi, olarak kabul etmeli ve edinmiş olduğu sırları kimseye anlatmamalıdır. Tariki naciye sırrını,yabancıdan;imanını, şeytandan koruduğu gibi korumalıdır.
İkincisi: O bir siperdar olmalıdır.yani sır tutmalıdır. gördüğüne kör, görmediğini anlatmamalıdır; hiçbir yolla sırları ifşa etmemelidir.
Üçüncüsü: O, Yezdani Hak üzerine düşünceye dalmamalıdır; çünkü her kötülük Yezdani Hakk'ın unutulmasının bir sonucu olarak meydana gelir. Yezdani Hakk'ı unutmayan bir bende, ulaşanlardan biri olur, böyle bir kişi Sultan olmuştur.
Dördüncüsü: Derece derece oğrun dirlik etmektir. O, mürşid, mürebbi hakkını hak bilmiş olmalı ve onun dilediğini yapmalıdır. En başta mürşidini bulduğunda, mürşid olana hicapsız cemalullahı gösterecektir.
Beşincisi: Musahip Hakkını ceme götürecek, erenler meydanına götüre, mürşide boş eliyle gelmiye, talibin abdesti oldur.
Altıncısı: Pir yerinde olan mürşid halifeden el alınca erenler meydanında ikrar edip, nedamet getirmelidir.
Yedincisi: Kendisini mürşidine bağladıktan sonra bildiklerinden vazgeçmeli ve üyeleri önünde alçak gönüllü olmalıdır.' (İmam Cafer Buyruğu,Aktaran, J.K.Birge,Bektaşilik Tarihi s.155)
SEKİZ: Sekiz cenneti anlatır. Yunus Emre bir şiirinde 'Kasdeder sekiz uçmağı nur idüp nura katmağa'der. Cennet ,uçmak,bahçe anlamına gelen 8 cennet vardır.
Bunlar: 1-) Dar-ül celal, 2-) Dar-üs selam, 3-) Cennet-ül meva, 4-) Cennet-ül huld, 5-)Cennet-ün naim, 6-) Cennet-ül firdevs, 7-) Cennet-ül karar, 8-) Cennet-ül adn.Bunlar müminlere vaad edilen öbür dünya güzellikleridir.
DOKUZ SAYISI:Bektaşilikte önemli olan sayılardan biridir. Yedi kat gök sayısına gökten sonra gelen Arş ve Kürsi de birer kuşatıcı kat sayılarak göklerin sayısı dokuz kat olur. Bu dokuz kat göğün dört unsurla (su,od,toprak,yel) birleşmesiyle insan doğmuştur. Dokuz kat göğe, dokuz orta derler. Yunus Emre bunu şu şekilde ifade eder:
Dörttür anam dokuzdur babam.
Bu görüşün kaynağı,Batlamyus (Ptolemalıs)'un geliştirdiği ilkçağ gök bilimidir. Ancak tasavvuf dokuz kat, yedi kat gök terimlerinden değişik anlamlar çıkarır...
ONİKİLER: On iki imamdır. On iki aydır. Bektaşiler oniki koyun da derler. İsa'nın 12 havarisi vardır. Roma'da 12 levha yasası mevcuttur. (İ.Ö.450).
ON İKİ İMAM: Alevilik ve Bektaşilikte imam bir inanç kaynağı durumundadır. Tanrı'ya en yakın bir yönüyle kutsal bir kişidir. Tanrı ile insanlar arasında bağlantı kurar, Onun her davranışı ve bütün yaptıkları Tanrı adınadır. Bu nedenle o masumdur, suçsuzdur, uludur, ölümsüzdür, eylemlerinin hiç birinden sorumlu değildir. İmamların sözleri tartışılmaz, onlara karşı görüş, düşünce ileri sürülemez. Çünkü imamlar yanılmaz, yanlış iş yapmaz. Alevi- Bektaşi yolağının temel kurumlarından biri olan "On iki imam" kavramını, Hristiyanlık'taki İsa'nın oniki havarisine benzetenler, bundan esinlenildiğini söyleyenler olduğu gibi, köklerini eski Anadolu, Yunan Mezopotamya, Mısır, Hind, Orta Asya uygarlıklarında arayanlarda vardır.
Aslında Alevi-Bektaşilikte tüm inançlar imamlıkla başlar. On iki imamlar olmadan Alevi- Bektaşi yolu olmaz, böyle birşey düşünülemez. Tarikattaki herşeyin özünde ve üzerinde oniki imamların manevi varlığı mevcuttur. Onların görüş, düşünce, davranış ve uygulamaları esastır. Onlar anılmadan olmaz, tıpkı "Bismillah" sözcüğü gibidir. Onlar bir nurdur, bir sevgi yumağıdır. Evren onların yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır. Öbür dünyada, kıyamette İslamın şefaatçileri onlar olacaktır. On İki imam Muhammed-Ali nurlarının bir parçasıdır, tecelligahları )dır. On İki İmam şu şekilde sıralanır:
1-) Ali (598-661): İlk imam. Hz. Muhammed'in damadı, amcası oğlu, musahibi, ilk müslüman, Allahın aslanı, veliler şahı, şehid edildi.
2-) Hasan (624-670): İkinci imam. Hz.Ali'nin büyük oğlu. Müçteba,zehirlendi.
3-) Hüseyin (625-680): Üçüncü imam.Hz.Ali'nin ikinci oğlu, şehidler serveri, Kerbela şahı, şehid edildi.
4-) Zeynel Abidin (659-719): Dördüncü imam .Hz.Ali'nin torunu. Hüseyin'in oğlu. Şehid edildi.
5-) Muhammed Bakır (677-733): Beşinci İmam. Zeynel Abidin'in oğlu.Zehirlendi .
6-) Cafer-i Sadık (699-765): Altıncı imam.Yolun müçtehildi. Muhammed Bakır'ın oğlu. Şehid edildi.
7-) Musa Kazım (645-799): Yedinci imam. Caferi Sadık'ın oğlu. Zehirlendi.
8-) Ali Rıza (765-818): Sekizinci imam. Musa Kazım'ın oğlu. Zehirlendi.
9-) Muhammed Taki (811-835): Dokuzuncu imam. Ali Rıza'nın oğlu. Zehirlendi.
10-) Ali Naki (829-868): Onuncu imam.Muhammed Taki'nin oğlu. Zehirlendi.
11-) Hasan Askeri (846-874):Onbirinci imam.Ali Naki'nin oğlu.Şehid edildi.
12-) Muhammed Mehdi (870-878):Onikinci imam.Hasan Askeri'nin oğlu.Tanrı emri ile mağaraya çekildi, kimilerine göre kırk yıl emirlerini bu mağaradan görevliler aracılığıyla insanlığa, müslümanlara duyurdu. Mağara da sır oldu. Kıyametten önce dönüleceğine inanılır.
ON İKİ HİZMET: Hazreti Muhammed tarafından oluşturulan ve Alevi Bektaşilerce uygulanan on iki hizmet şunlardır: (Bkz.-Nakiplik)
1-Mürşid: Görev itibariyle Hazreti Muhammed'i, Hazreti Ali'yi ve Hacı Bektaşi Veli Hazretlerini temsil eder. Onların adına (Biat) ikrar alır nasip verir. Ayin-i cemi yürüten mutlak otoritedir. Rehberi, dervişi, Talibi eğitir, gözetler ve olgunlaşmaları için gerekli olan ruhi ve pratik bilgileri verir. Tarikata girenlerin topluma yararlı ve erdemli insanlar olmalarını sağlar. Sorumluluğu en ağır olan bir kimsedir. Mürşidin, olgunluğun, efendiliğin, alimliğin, yüce ahlakın, dinin, yolun, yolağın bütün simgelerini doruk noktada özün taşıması gerekir. Hakk-el yakin mertebesinde kabul edilir.
Ayin-i cem yapılacağı zaman Mürşid makamına Baba veye Halifebaba oturur. Alevilikte bu makama oturan kişiye Dede denilir.
2-Rehber: Tarikata girmek isteyen isteklilere kuralları ve koşulları öğretir. İsteklileri bu konuda eğitir ve olgunlaştırır. İkrar verip nasip alırken önderlik yapar. Biattan sonra Mürşid'in eğitim ve öğretilerini Talip'de gözetler. Sorunlarında yardımına koşar. Tarikat ilmini Talip'e en iyi şekilde öğretmeye çalışır. Tarikata ters düşecek genel ahlak kurallarını ve davranışlarını engeller, Mürşid tarafından talibin eğitim ve öğretiminden -tarikat bilgisi yönünden- sorumludur.
3-Gözcü: Rehberin yardımcısıdır. Tarikata yeni girmiş talibleri ve dervişlik derecesine yükselmiş tarikat mensuplarını gözetler. Tarikat kurallarına aykırı davranışta bulunmamaları için uyarır. Gerektiğinde yol gösterir. Yaramaz davranışta bulunanları uyarır veya Rehber'i konu hakkında bilgi sahibi kılar.
Ayin-i cem süresince, cemde bulunan canları izler. Cemin birliğini ve huzurunu bozucu davranışlara izin vermez. Bu tür davranışa kalkışacak olanları hemen uyarır. Gözü sürekli cem erenlerinin üstündedir. Düşkünlerin, suçluluların ceme girmesini engeller. Dışarıdan ceme yapılacak herhangi bir engellemeyi durdurur. Gücünü aşarsa Rehbere ve Mürşid'e haber verir. Ayin-i cemin huzur ve duygusallık içinde devam edip sona ermesini sağlar. Sorumluluğu ayin-i cemden sonra da devam eder.
4- Çerağcı: Cemevinde bulunan aydınlatma aygıtlarıyla ilgilenir. Ayin-i cemin yapılacağı zaman tüm şamdanları siler, parlatır. Kandilleri yağını fitilini tamamlar. Gazlarını katar. Mumlarını diker. Çerağ tahtını (makamını) hazırlar. Ayin-i cem süresince biten mumların yerine yenilerini takar. Biten gaz ve yağları tekrar doldurur. Cemevinin ışıksız kalmaması için gerekli tüm görevleri yerine getirir.
Buhurdanlıkları siler, temizler. İçlerine gülsuyu ve diğer güzel kokuları doldurur. Buhurdanlığı cem süresince devamlı yakarak, cemin güzel kokular içerisinde sürmesini sağlar. Böylece ter, ayak kokusu ve sair kötü kokuların canları rahatsız etmesine izin vermemiş olur. Boş zamanı kalırsa meydancıya yardım eder.
5-Zakir: Genellikle sesi güzel olanlardan va saz çalabilenlerden seçilir. Mürşid'in emri ile Ayin-i cem süresince zikri yönetir. Kur'an okur, ilahi okur, deyiş, nefes ve düvazde imam söyler. Mersiye ve Nevruziyeler söyler. Söylediklerini saz eşliğinde icra eder. Mürşid'e yakın mesafede oturur. Görevi ve sorumluluğu ayincemle sınırlıdır.
6-Farraş (süpürgeci): Ayin-i cem başlamadan önce cemevini süpürür temizler. Oturma yerlerini gerekli olan yaygıları yayar. Cemevinin sürekli temiz tutulmasından sorumludur. Cemin bitiminden sonra cemevini tekrar temizler. Boş zamanında sofracıya ve ibriktara yardım eder.
7-İznikci (Meydancı): Cemevinde bulunan postları sıra ve kurallara göre yerlerine yerleştirir. Ayincem yapılacağı zaman hazırlar. Cemevine gelen canlara Mürşid huzurunda duruş, niyaz ve diğer kurallarda yol gösterir. Oturma yerlerini belirler. Canların tarikattaki kıdemlerine göre oturmalarını sağlar. Ayincem süresince cemevinin sükunetini sağlaması için gözcüye yardımcılık yapar. Semah'a kalkacak olan canları kaldırır. Ferraş, Sakka ve İbriktar'ın hizmetlerine nezaret ve yardım eder.
8-Niyazcı (Kurbancı): Cemevine gelen lokmaları ve kurbanları teslim alır. Kurbanları tekbirleyerek keser, yüzer ve pişirir. Lokma merasimi zamanına kadar hazırlar. Lokma merasiminde sofraları açar. Yemekten sonra sofraları kaldırır. Bu hizmeti yaparken kendisine, meydancı, süpürgeci, sakacı, ibriktar yardım ederler.
9- Sakacı (Sucu): Ayincemden önce şerbet hazırlar. Şerbetleri ve suları kaplarına doldurur, hazır hale getirir. (Nevruzda süt hazırlar) Ayincem süresince susayan canlara su verir. Şerbet dağıtımında dağıtma görevini yapar. Boş zamanlarında Niyazcıya yardım eder.
10-İbriktar: Elinde leğen ve ibrik, omuzunda havlu ile Ayin-i cemde hazır bulunur. Mürşid'in abdest almasına ve yemekten sonra canların ellerini yıkamalarına hizmet verir. Suyunu döker, havluyu uzatır. Boş zamanlarında Niyazcıya yardım eder.
11-Peyik (Haberci): Bu hizmeti yapana pervane de denir. Ayin-i cem yapılacağını Mürşid'in emri ile tüm canlara duyurur. Bu görevi ev ev gezerek yerine getirir. Canların eksiksiz ceme gelmelerini sağlar. Mürşid ile canlar arasında habercilik (elçilik) görevini yürütür. Ayin-i cem süresince semaha kalkacakları meydancıya bildirerek yardım eder.
12- Bekçi (Ayakçı): Ayin-i ceme gelen canların boş kalan evlerini gözetler. Hırsızlık, yangın gibi zarar verici olaylardan korur. Evlerinde bıraktıkları hayvanlarının herhangi bir zarar yapmalarını önler. Ayin-i ceme dışarıdan yapılacak olan engellemeleri önceden görerek gözcüyü uyarır. Görevi Ayin-i cem ve cemevinin dışındadır. Görevinin kutsallığı ve sorumluluğu nedeniyle duada unutulmaz. Sevabı üstün olan bir hizmettir.
Bu hizmetlerin tek bir amacı vardır. Alevi-Bektaşilerin kimseden zarar görmeden, kendi erkanlarını huzur ve tanrısal duygusallık içinde sürdürmelerini sağlamak. Eline, diline ve beline sahip olan Alevi-Bektaşilerin kimseye zarar vermeleri zaten düşünülemez. Yeter ki kimseler bu insanlara zarar vermesinler.
Hazreti Muhammed tarafından, Mekke ve Medine Müslümanları arasında habercilik, yol göstericilik ve gözetleme hizmetleri için oluşturulan bu görevler, Hazreti Muhammed'den sonra da sürdürülmüştür. Akabe'de seçilen oniki kişinin bazıları bizzat Peygamberin özel hizmetlerini de yapmışlardır. Örneğin; Cabir Ensari Çerağcılık, Selman-ı Farisi temizlikcilik (süpürgecilik), Amrı Ayyar habercilik, Hz. Eyma tül Yemani meydancılık, Mahmud ül Ensari kurbancılık, Hz.Ali'nin kölesi Kanber Hazretleri ibriktarlık, Peygamberin kölesi Keysani sakacılık, Ebu Zer Gaffari gözcülük görevlerini yürütmüşlerdir. Alevi ve Bektaşilikte bu hizmetlerde bazı ufak tefek değişiklikler yapılarak, Ayin-i cemin durumuna uyarlanmıştır. ancak öz aynen korunmuştur.
Oniki Hizmette Görev Kimler Adına Yapılır?:
Yediler, kırklar "gaip erenler" içerisinde olup hepsi mihmandarlar. Bu oniki post makamının, her Bektaşi meydanında bir sıra düzeni ile yerleri vardır. Bu postlara ne olursa olsun niyaz edilir. bundan başka meydan erenlerinde görülen oniki hizmette aşağıdaki kişiler adına görevler yapılır:
1-) İmam Hasan- Tarikatçı,
2-) İmam Hüseyin- Farraş,
3-) Muhammed Hanefi- Berber,
4-) Abdüssamed- Zakir- Sazandar,
5-) Abdal Ahmet- Sofracı,
6-) Süleyman- İbrikci,
7-) Tayyib- Saki,
8-) Abdülkerim- Gözcü,
9-) Abdullah- Pervane,
10-) Hadi-i Ekber- Çerağcı,
11-) Abdül Celil- Bab.(Kapı)
Bu oniki kişinin imam soyundan olduğu söylenir. Bunların içinde Hasan, Hüseyin'den başkası bizce bilinmemekle birlikte Selman'ın da hiç ilgisi yoktur. Ancak, Bektaşilikte Selmani diye bir olay vardır ki yılın belirli bir gününde elde keşkül-i fıkara, mürşidinin buyruğu ile halkın arasında dolaşarak "Şeydullah-Allah için bir şey" diyerek para toplar. Ama öyle herkesten istemez. Çünkü Bektaşilikte dilenme ne olursa olsun yasaktır. Tarikatte suçlular "Selmaniliğe" çıkarlar. Üzerlerine deriden giysi giyen bu kişiler "Allah için, Şehid-i Kerbela aşkına" su dağıtırlar. Yalnız çerağcıya verilen "Hadi-i Ekber" adı Bektaşi terminolojisindeki "çerağ-ı daim, nur-ı daim" kavramlarının önemini ve yerini gösterir.
İşte Balım Sultan meydanında 12 12 14'lük örgürü kimi zaman Ahileri, kimi zaman da Havarileri andırdığı gibi Oğuz töresinin yirmidört boyuna da bir gönderme olabilir. Ancak hangisini almak olası? ( Nejat Birdoğan, İttihat- Terakki'nin Alevilik-Bektaşilik araştırması, İst.1994, s:140).
ONDÖRTLER: Hazreti Peygamberin soy torunlarından henüz küçük iken münafıklar tarafından şehid edilen Ondört Masum-i Paklar'dır.
ONYEDİ KEMERBEST: Hazreti Ali tarafından bellerine kemer (kılıç) kuşatılan onyedi oğludur. İkisi imam'dır.
ONYEDİ KEMERBEST-I HANEDAN: Ehl-i Beyt'e candan bağlı olan isimleri bölüm içinde verilen onyedi sahabedir.
KIRKLAR: Bektaşilikte sır bir kurumdur. Hakkında çeşitli söylenceler vardır. Hiç bir baskı görmeden, içten gelerek müslüman olan ve bu uğurda tüm varlığını, ailesini terk ederek Hazreti Muhammed'e bağlanan kimselerdir. Sayıları kırk olduğundan Kırklar olarak anılırlar. Adları kesin olarak söylenemez, ya da bilinmez. bütün aleviler bunlarda gizli güçler olduğuna, kutsallıklarına ve varlıklarına inanır, büyük saygı duyarlar.
Bakım ve dini eğitimleri Hazreti Ali tarafından yapılan bu kutlu zatların adları ne yazık ki tamamen bilinmemektedir. Pek azının adları günümüze kadar gelebilmiştir.
YETMİŞ İKİ MİLLET: Hz. Muhammed bir hadisinde " ümmetim 72 cemaate bölünecektir; biri dışında -ki onlar gerçek müminlerdir- onların hepsi için cehenem kaçınılmazdır" demiştir. Bu terimin kaynağının bu hadis olduğu söylenir. Bektaşiler ayni cem, ikrar törenlerinde yollarının yani Bektaşiliğin bütün yollardan ayrı olduğunu vurgularlar. Caferi Sadık mezhebinin 72'sinden de ayrı olduğunu söyler ve kabul ederler. Bu yol dışındaki tüm mezhepleri, tarikatları reddederler, bu mezhebin Muhammed-Ali yolu olduğunu belrtirler. Bektaşi düşüncesi bu konuda kesin bir ilerleme gösterir. Tarikat aşamasında talibe sadece Caferi mezhebi anlatılır, diğerlerinden hiç söz edilmez. Hakikat aşamasında kişinin 72 milletin eleştirisinin üzerinde olması vurgulanır. yani mistik yola hakikatın tüm diğer yolları dışlanarak girilebileceği anlatılır. Hatta Yunus Emre bir şiirinde "Yetmiş iki millete aynı gözle bakmayan şeriatin alimi olsa bile gerçekte Hakikat'a asidir."der. Bu terime tüm Alevi- Bektaşi ozanları şiirlerinde yer vermişlerdir.
YÜZ YİRMİ DÖRT: Adem peygamberden bu yana gelen peygamberler ifade eder.
Bunların dışında:Alevi-Bektaşilerde 4, 8, 9, 28, 32, 33, 99, 360, 6666, 18000, 124000 sayılarının da özel durum ve kutsal değerleri var.
KIRKLAR ŞERBETİ: Beyaz bir kase içinde hazırlanır. Biat gecesi talibe içirilen şerbettir.
KIRLAR ŞERBET VE SEMAH: İçlerinde Selman-ı Farisi ve Gulam Kanber hazretlerinin de bulunduğu kırk kişi, Hazreti Ali tarafından eğitilmiştir. Hazreti Muhammed ve O'nun Ehl-i Beyti için herşeyini feda eden bu kutsal insanlar Kur'an'ın yoruma dayalı ayetlerinin gizli anlamları açıklanarak, onlarda ki gizli mesajlar bildirilerek eğitilmişlerdir. Bu insanlar İslam felsefesinin bel kemiğini meydana getirirler.
Çoğu Elçilik Mescidinde yatıp kalktıklarından ötürü, bunlara (Ashab- soffa) sofa sahipleri denilmektedir.
Kırk kişiyi eğitip Tanrı erenliği makamına çıkarttığından ötürü, Hazreti Ali'ye Şah-ı Velayet (Veliler Şahı) unvanı verilmiştir. Hz. Ali, Peygamber ilminin kapısıdır, bu ilmi kendisine bağlanan kırk muhibbine öğretir. İslam tasavvufunun ve tarikat silsilesinin başlangıcı olan kırklar Alevi Bektaşilerce de kutsal sayılır.
İlk ayin cem, ilk semah, ilk şerbet, ilk tevhid (Tanrı'yı anarak ayakta durma) Kırklarla başlamıştır. Şekilcilikten kaçınıp aşk ve vecd yolu ile Tanrı'ya ulaşmanın yolunu açmışlardır. Gösteriş ve dedikodudan arınması gereken bu yol yine onlar tarafından gizli tutulmuştur.
"Tanrı buyurur ki: Sakla kulum beni saklayayım seni." şeklindeki kutsal söz tarikatın temel ilkesi haline gelmiştir.
SEKİL: Kabahat işleyenlerin boynuna takılan taş, Kabahat taşı.
SER VERİP SIR VERMEME: Başını verip gizemini açıklamama.
SIBTEYİN-i MÜKERREMEYİN: İmam Hasan ve İmam Hüseyin Hazretleri.
SIDKI BÜTÜN: Tam bağlılık.
SIRLAMA: Gizleme, ortadan kaldırma.
TAKİYE: Bu sözcüğün şia öğretisinin bir parçası olduğu söylenir. Gizleme, Saklama anlamlarına gelir. Bektaşilikte çok önemlidir. " Göründüğün gibi ol, olduğun gibi görün" kuralı, baskı ve takipler sonucu doğmuştur. Özellikle sünnilerin hışmından , yobazların saldırılarından korunmayı sağlar. Şüpheden kurtulmak için başka bir din, mezhep veya tarikattan gibi gözükmenin doğruluğuna inanmak zorunda kalan Alevi-Bektaşiler bu ülkeyi Kur'an'ın 2. suresi olan Bakara'nın 195. ayetine bağlıyorlar. Bu ayette "Kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayınız" denilmektedir. Bu ayet, takiye için yeterli onay olarak gösterilir. Takiye ilkesi azınlıkta kalanlar için geçerli bir ilkedir. Bu ilke gerçek inanç ve adetlerin araştırılmasını zorlaştırır. Bektaşi olmayanlarla kişisel sohbetler hemen hemen takiye rengi taşır. Miratül Mekasit'in bile takiye sonucu yazıldığı bir gerçek Takiyenin ağırlıklı olduğu yerlerde resmi ideoloji yandaşı olan yöneticilerin ve cahil yobazların terör estirdikleri, bölücülük, korku yarattıkları baskı ve sindirmeye giriştikleri mutlaka düşünülmelidir. Böyle bir ortam olmadan kimse kendi inancını inkara başvurmaz.
TALİB ( MUHİB ): İsteklilik süresini başarı ile bitiren adayın, ikrar erkanı içinde biatının alınıp tarikata kabul edilmesine muhiblik denilir. İkrar verip nasip alan kimseye de Talip denir.
Bektaşilikte Talip'liğinde bir süresi vardır. Muhib kendisine verilen ibadeti (Evrad, zikir, erbain, çille ile oruç, zekat, namaz gibi tarikat ve şeriata ait ibadeti) hakkı ile yerine getirir, tarikat kurallarına göre belli bir olgunluğa ulaşırsa dervişliğe yükseltilir. Bu bir aşamadır, makamdır. Taliplik tarikat içinde şeriat kapısıdır.
TECELLİ: Doğuş meydana geliş. Görüntü.
TERK: Bektaşilikte gerçeğe ulaşabilmek için üç terk gereklidir. Terk-i Dünya (Dünyayı terketme ), Terk-i Ukba (Ahireti terk etme ), Terk-i terk (Allah'tan başka herşeyi terk etme ).
TESLİM: "Allah ve melekler Peygamberleri tesbih ederler, ey mü'minler sizde onu tesbih edin ve teslim olun" ayeti emrine göre Mürşid'e biat etmeye denilir. (Azhap suresi 56. ayet).
TESLİM HALKASI: Mücerret canların kulaklarına taktıkları küpe. Hazreti Ali'nin atının nalının simgesi.
TESLİM TAŞI: Boyuna asılan oniki uçlu yıldız taş.
TIĞ-I BATIN: Nereden geldiği bilinmeyen felaket.
TIĞ-I BEND: Biat merasiminde talibin boynuna takılan yünden örülmüş ip. Çoğunlukla ikrar günü kesilen koyunun yününden örülür.
TIĞLAMAK: Kurban kesme........