Ana İçerik:

Sayfa: [1]

ALEVİ -BEKTAŞİ İNANCI (2)

ALEVİ -BEKTAŞİ İNANCI (2)
« : Şubat 08, 2009, 07:12:22 pm »

ÖNCESİ ALEVİ -BEKTAŞİ İNANCI (1) DE

Oniki İmam Sevgisi


Kendisine uyulan kişi, önder anlamına gelen “imam kelimesi” geniş anlamıyla din işlerinde toplumun uyduğu kimsedir. Alevi-Bektaşiler, Hz. Muhammed’in Veda Haccından dönerken Gadir Hum denilen yerde, Hz. Ali’yi, Allah’ın emriyle müminlere imam ve halife olarak seçtiğine ve onun, Oniki imam geleceğine ve son imamın da Mehdi[103] olacağına ilişkin hadisleri olduğuna inanırlar. Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın Hz. Hüseyin’in soyundan gelen Oniki İmamlar, Peygamber soyundan gelmek nedeniyle de “seyyid” olarak kabul edilirler. Alevi inancında Oniki imamlar üstün ve kutsal niteliklere sahip insanlardır. Onun görevi insanlara örnek olmak, doğruluk ve güzel ahlak simgesi olmaktır. Alevi-Bektaşi inancında Oniki İmam’a bağlılık, değişmez bir itikad olarak günümüze ulaşmış, edebiyatta yoğun bir şekilde işlenmiştir. 12 imam anlayışına da birçok İslam öncesi inançlarda görmek mümkün. 12 imamların hepsi sosyal ve inançsal sebeplerden dolayı hakim din ve sınıf  otoritesi tarafından katledilmiştir. 
Oniki İmamların anıldığı kutsal deyişler “düvazde imam” veya halk dilinde kısaca düvazimam[104] olarak adlandırılmaktadır. Cemlerde saz eşliğinde düvazimam söylenirken saygıyla dinlenir ve imamların ve ulu halk aşıklarının adı geçtiğinde, sağ el kalbe, dudağa ve bele götürülerek özümden, sözüne bağlıyım anlamında (el, dil, bel) niyaz edilir. Oniki İmamların adları sırasıyla şu şekildedir:
1-İmam Ali (599-6819
2-İmam Hasan (624-670)
3-İmam Hüseyin (625-680)
4-İmam Zeynel Abidin (658-713)
5-İmam Muhammed Bakır (676-733)
6-İmam Cafer-i Sadık (699-766)
7-İmam Musa Kazım (745-799)
8-İmam Ali Rıza (765-818)
9-İmam Muhammed Taki (811-835)
10-İmam Ali Naki (829-868)
11-İmam Hasan Askeri (846-874)
12-İmam Muhammed Mehdi (869-  )
 
 
15.  Hacı Bektaş Veli ve Felsefesi


Hacı Bektaş Veli’nin doğum tarihi kesin olmamakla birlikte 1271 yılında Sulucakarahöyük yani bugünkü Hacıbektaş İlçesinde Hakka yürüdüğü bilinmektedir. Hacı Bektaş Veli, bazı kaynaklara göre Ahmet Yesevi’ye dayandırılan ve Türkistan ve çevresinde yaygın olan Yesevilik tarikatına mensup Lokman-i Perende’nin öğrencisi bir dervişi olarak gösterilse de, tarihi olarak onun öğrencisi olması mümkün değildir. Hünkar ve yoldaşlarının,  Moğol kuşatmasından önce 12 yaşlarında Horasan'da ayrılıp, Hasan Sabbah’ın Alamut Nizari devleti kalelerine sığınıp orada eğitim alıp, yetiştiği, ve oradan Amasya’ya gelerek Baba İlyas ve Baba İshak’ın yönettiği Babai Halk hareketinde yer aldığı tarihi verilerce kanıtlanmıştır.  Tarihin derinliklerindeki birçok inanç ve kültürü içinde barındıran Alamut okulu, bölgedeki halk kültür ve inançlarının ön planda olduğu bir tarikat yapılanması olarak gelişmiştir. Bu inanç yapılanmasında kadın-erkek ibadet, müzik ve sema vardır. Bu inanç ekolu Hacı Bektaş Veli, Sarı Saltuk, Karaca Ahmet gibi erenlerce Anadolu’ya taşınmıştır. Onun felsefesinin temeli halk kültürü ve inançlarına dayanan evrensel öğeler içeren hümanist bir düşünce sistemidir. Onun bu hümanist anlayışı çerçevesindedir ki, yaşadığı çağda Ahilik, Kalenderilik, Haydarilik gibi pek çok oluşumu bünyesinde eritmiştir. 
Hacı Bektaş Veli’nin felsefesi halk  dil ve kültür temeli üzerinde kurulup gelişmiştir. Zamanında okumuş kesimlerde ve devlette resmi hakim dil olan Arapça ve Farsça hakimiyetine karşı, Hacı Bektaş Veli ve onun çevresindeki erenler halkın ana-dilini kullanmayı, bu dille onlara seslenmeyi ve şiirlerini bu dilde yazmayı tercih etmişlerdir. Onun dil konusundaki hassasiyetini, onun ekolünde yetişmiş Yunus Emre’nin ve diğer halk ozanlarının şiirlerinde görmek mümkündür. Çağımızın ulu Alevi ozanlarından Aşık Mahzuni Şerif [105] İslam’da Arapça dayatmasını eleştirmiş ve bir şiirinde : Allah Türkçe bilmiyor mu? İngilizce Fransızca size hitap kılmıyor mu?? Diye sorgulamaktadır. Alevilikte cem ve diğer tüm ibadetler halkın anadilinde yapılır.
 
Bu felsefede dürüstlük esastı. Bu ilkeye karşı gelenlere çeşitli yaptırımlar uygulanır ve toplumun dışına itilirlerdi. Sosyal adalet ve barış Hacı Bektaş felsefesinde bu şekilde korunuyordu. 
Onun felsefesinin en önemli yanı, insan sevgisine dayalı olmasıdır. Şöyle ki dil, din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin bütün insanların eşit olarak sevilmesini esas alır. Bu konuda Hacı Bektaş Veli’nin şu sözü çok tanınmıştır: “Dili, dini, ırkı ne olursa olsun, iyiler iyidir.”
Hacı Bektaş Veli’nin felsefesi Kadın erkek eşitliğine dayanır. Kadınlara büyük saygı gösterilir. İbadete ve başka her törene (cem semah vs.) kadınla gidilir. Kadın sosyal hayattan dışlanmaz onun içindedir. Haklı bir sebep (aldatma, hırsızlıkla geçim sağlama, şiddet kullanma) olmadıkça  boşanma yasaklanmıştır. Miras hakkından kadın da erkek gibi eşit olarak yararlanır. 
Hacı Bektaş Veli’nin felsefesinde tasavvufi öğeler vardır. Tasavvufta amaç Tanrı’nın sırrına erişmek ve onunla bir olmaktır. Bu amaca erişmenin yolu ise Tanrısal aşktır. Aşık[106], her şeyde Tanrı’nın güzelliğini görür. İnsan bu güzelliğin bir parçasıdır. Tanrı, insanı yaratırken kendi nurunu ve güzelliğini (cemalini)[107] ona vermiştir.  Hacı Bektaş Veli’nin felsefesi bilim ve sevgi, saygı üzerine kuruludur ve Alevi Bektaşiliğin temel etik kuralları, Hünkar Bektaş Velinin 40 kapı 40 makam öğretisinde  toplanmıştır. 
Bektaş isminin 5 taştan geldiğine veya ilgisi olduğuna  inanılır.  Çoban olarak baktığı hayvanları kendisinin yemediğini kadı karşısında ispat etmesi için şahit istenir. Hacı Bektaş Veli, gökte hava güneş, yerde su toprak tüm canlı mahlukat şahidim der. O an yer gök sallanır, mahkeme heyeti kaçmaya başlar bunun üzerine, Hünkar hava, ateş, su toprak ve canlıları temsilen 5 taş gelsin yeter der ve 5 taş yuvarlanıp keşif yapılan yere gelir. Bu 5 taş bugün Hacıbektaş kasabasında Alevi toplumunun önemli ziyaret yerlerinden biridir. Aleviler için Hünkar Bektaş Serçeşme[108] suyun başıdır, Anadolu’da bu yol ve inancın temeli Onun tarafından atılmış ve onun yolundan giden ulularca bir çok kültür bir kazanda kaynatılmıştır. HBV inatça soy geleneğini kaldırmış; Soyumdan değil yolumdan gelen bu yolun yolcusudur demiştir. İbadetinizi dizinizle değil özünüzle yapın. Kadınlara her alanda, cem yürütme dahil örnek Kadıncık Ana[109] eşitlik getirmiştir. Kadınları okutunuz demiştir. Kadınlar konusunda bir deyişinde şöyle buyurmuştur:
 
Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakkın yaratığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok
Eksiklik, noksanlık senin görüşlerinde
 
HBV kökten bir reform getirerek İslam şeriat kurallarını kaldırmış, bilim, insan sevgisi, akıl mantık, saygı, hak ve eşitli ilkelerini inanca esas olarak almıştır. İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Okunacak en büyük kitap insandır. İnanç ve ibadette anadili kullanmak esas almış, sosyal, adalet, ve inançsal olarak ‘Cem kurumunu’ oluşturulmuştur.
 
16.  Alevilikte İbadet ve Cem Geleneği
Cem sözcüğünün Türkçe karşılığı toplamak, bir araya gelmek (birlik) demektir. Alevilerde Cem tam anlamıyla bu anlama uygun olarak yüzyıllarca işlev görmüş denilebilir. Cem bu anlamda Alevileri yüzyıllardır bir arada tutan bir sosyal bir dayanışma kurumu işlevi de görmüştür. Cem, Alevilerce “HAK-MUHAMMED-ALİ DİVANI” olarak adlandırılır. Alevilerin ibadetlerinin temeli bu cem törenlerine dayanır. Ayrıca Cem, Alevilikte en önemli dinsel törenin (ibadetin) adı olmanın ötesinde işlevlere de sahiptir. Cem ibadetinin bir diğer adı da “halka namazı”dır. Cem’deki halkada esas olan Buyruk’taki ifadeyle niyazdır, Hakka dua etmektir. Cem’in değişik versiyonları, değişik bölgelerdeki Alevi-Bektaşi toplulukları arasında Aynül Cem, Ayin-i Cem, Cem âyini, Abdal Musa Kurbanı, Birlik Cemi, Dardan İndirme Erkanı, Koldan Kopan Erkanı, Ali Cemi, Görgü Cemi, İçeri Kurbanı, İkrar Cemi,  gibi adlarla da anılmaktadır. Kırsal kesimde kış aylarında, özellikle Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan akşamları Cem tutulurdu, bugünün Şehir ve Avrupa koşullarında cemler hafta sonu ve tatil akşamları cem yapılmaktadır.
 
Cem Kurumu’nun içeriği sadece dinsel değildir daha kapsamlıdır. Geleneksel kırsal Alevilikte Cemler dinsel, eğitsel ve hukuksal işlevlere sahip olmuşlardır.
Geleneksel görüşe göre, Alevilikle ilgili temel toplumsal kurumların tümü olduğu gibi Cem ibadeti de Hz. Muhammed ile Hz. Ali zamanındaki “Kırklar Cemi”ne dayanmaktadır. Buna göre Cem ibadetinin temelleri Kırklar Cemi’nde atılmıştır. Büyük Alevi Ozanlarının Cem’in Kırklar Cemine dayandığına ilişkin de birçok deyişleri bulunmaktadır.
Cem kurumunun kökeni geleneksel bakış açısıyla Kırklar Cemi’ne dayanılarak açıklanmaya çalışılsa da, tarihsel ve sosyolojik veriler başka unsurların da dikkate alınmasını gerektirmektedir. Anadolu’da bugün yaygın olan saz[110] geleneği, kadınlı erkekli törenler ve bu törenlerde yapılan “semah” adı verilen dinsel danslar gibi “Cem kurumu” da İslamiyet öncesi geleneklerin İslam sonrası değerlerle yoğrulmasına dayanmaktadır.
Resmi otorite ve inanç Alevi-Bektaşiliği resmen kabul etmeyip yasakladığı için Alevilik zamanla içe dönük kapalı bir inanç olmuş, hakim çevreler Alevilik ve Cem ritüeline yönelik küçümseyici ve ahlak dışılık yüklü birçok kulaktan dolma söylentinin ki -bu Sünni halk arasında mum söndü sözü ile ifadelendirilir- varlığı da bilinmektedir. Alevi olmayan gruplarca Alevilerin farklı bir inancı olduğunun reddedilmesi, bu törenin Alevi olmayanlarca izlenememesi sonucunda Cemlerdeki işleyişin bir türlü anlaşılamaması asılsız önyargıların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Alevi cemlerinde yakılan mum (çerag) tanrı nuru, ışığı, bilim ve aydınlanmayı sembolize eder. Ve cem de mum yakıp söndürülmez. Çerağı uyandırmak, cem sonunda da çerağı dinlendirmek denir. Tanrı ışığı nuru daimdir ne yakılır ne söndürülür. Alevi kelimesi sembolik olarak bu nur/ışığı temsil eder. Bu nedenle uyarma dinlendirme denilir.
Cem kurumunun dinsel işlevi ön plandadır. Aleviliğin temel ibadeti bu yolla icra edilir. Cem kutsal bir ritüeldir. Cem’deki işleyişin temeli Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin de katıldığı Kırklar Cemi ile atılmıştır. Cem, Alevinin inancını oluşturan düzenli bir ibadeti olmaktadır. Bu ibadet uygulaması Alevi inancının en önemli unsurudur. Cemlerdeki dualar,  ceme katılanların anadilinde (Türkçe, Kürtçe, Zazaca vs.) yapılır, fakat inancın Anadolu’ya özgü olması ve dede ve Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet büyük ozanların Türk kökenli olması dolayısıyla  bazı dua ve deyişlerin Türkçe okunduğu görülmektedir.   
Cem kurumunun bir diğer yönü de sosyal ve eğitsel işlevleridir. Sosyal dayanışmayı sağlamasının yanısıra, orada gerçekleştirilen ritüel ve anlatılanlar inanca, tarihe gündelik yaşama ilişkin bilgiler de içermektedir. Dolayısıyla “Cem” toplumsal yapıları gereği başka eğitim kurumlarından yoksun bulunan Aleviler için sürekli bir eğitim kurumu işlevi görmüş bulunmaktadır. Geleneksel kır yapılanmasında bulundukları toplum içinde nispeten daha eğitimli ve bilgili olan Dedeler Cemlerdeki sundukları bilgilerle uzun süre bu eğitsel işlevi yerine getirebilmişlerdir.  Cemde taliplerin sorup bilgi alışverişinde bulunduğu bu bölüme muhabbette denilmekte.
“Muhammed-Ali Meydanı” ve “ölmeden önce ölünen yer” olarak da nitelenen Cem Meydanı her yönüyle kutsal kılınmıştır. Özellikle Dedeler taliplerini[111] ziyarete çıktıkları zaman Cemler genellikle şu kişilerin evlerinde yapılabilirdi: 1. Oniki Hizmet sahiplerinden birinin veya varsa dikme Dedenin evinde, 2. Köyün ileri gelenlerinin birinin evinde 3. Belli yatırlar ve ocakların bulunduğu yerlerdeki mekânlarda.
Dede genellikle bu Cem yapılacak evde konuk olurdu. Ancak Dede’nin konuk olacağı ve Cem yapacağı bu evin Cem yapılabilmesine uygun bir odaya sahip olmasının yanısıra daha önce ifade ettiğimiz üzere ev sahibi aile de titizlikle seçilirdi. Bu aile bireylerinin düşkün olmaması, kapı komşularıyla sorunlu olmaması, lokmasının[112] yenebilmesi, o köyde sevilen bir aile olması gibi nitelikler aranırdı. Aksi taktirde Dede o evde kalamaz Cem yapamazdı. Çünkü Cem’in temel amacı ideal insanın özellikleri olan “eline, diline, beline ve aşına, işine, eşine sahip olmak” şeklinde özetlenebilecek doğruluk ilkelerinin toplulukta yaşatılması, benimsetilmesidir. Dede’nin bölgeye gelişinden Cem’in yapılması ve sonrasına kadar her aşamada bu ilkelerin gözetilmesi amaçlanır.  Avrupa’da Cemler varsa cem evi dernek lokalleri veya uygun kiralık lokallerde yapılmaktadır.
Cem ibadeti biçimsel anlamda oniki hizmetin[113] yerine getirilmesinden oluşmaktadır. Cem’de Oniki hizmet ve bu hizmetlerin ayrı ayrı sahipleri vardır. Her hizmet sahibi Cem’deki işleyiş sırasında görevi ne ise onu yerine getirir. Her Alevi’nin yılda en az bir defa görgüden (görgü cemi)[114] geçmesi,  hal ve gidişatının muhasebesini yapması, ikrarını tazelemesi ve gerektiğinde topluma hesap vermesi genel kuraldır. Dedeler (Pirler) bu amaçla her yıl düzenli bir şekilde kendilerine bağlı bölgelerdeki taliplerini ziyaret ederler veya talipler dedeyi çağırırlar. Dedelerin bu ziyaretleri genellikle,  sonbahar, kış aylarında olur. Dede bir yere geldiğinde peyik[115] (davetçi) adı verilen bir kişi ev, ev dolaşarak cemaate/cemiyete[116] 
Dedenin geldiğini ve cem  yapılacağını taliplere haber verir. Cem evi cem töreni için hazırlanır. Önceleri Cem töreni genellikle cuma akşamı, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılırdı. Bugün daha çok cuma akşamı ve hafta sonları tatil günlerinde  cem yapılmaktadır:  Cem’deki oniki hizmet sahipleri ve görevleri şu şekildedir ve her hizmetin inansal, sosyal, pratik ve sembolik anlamları vardır:  Dede, cem törenini yönetir. Rehber, cemde görgüsü yapılanlara yardımcı olur ve dedenin yardımcısıdır. Gözcü, cemde düzeni sağlar gelen gidenle ilgilenir. Çerağcı (Delilci), çerağı (mumu) uyandırır ve meydanın aydınlanmasını sağlar. Zakir, saz çalarak deyişler söyler. Süpürgeci, her hizmetin sonunda, süpürge çalma görevini yerine getirir. Sakka, su dağıtır, lokmalar yendikten sonra temizlik için ibrik, leğen, havlu getirir. Sofracı, kurban ve yemek işlerine bakar. Pervane, Semahla ilgilenir. Peyik, cemin yapılacağını herkese haber verir. İznikçi, cemevinin temizliğine bakar. Kapıcı, cem yapılan yerin kapısında bekler, cemin/ toplumun rahatsız edilmemesini sağlar. Yasal olarak Türkiye’de cem yapmak halen yasaktır. Bugün filen bu yasak kırılmış olsa da, yetkili güvenlik güçleri  yasaya dayanarak cemi durdurabilmektedir.  Hizmet sahipleri ve görevleri özetle bu şekildedir.
Peyik Cem ibadeti için bütün talipleri Mürşid, Pir, Rehber huzuruna davet edilir. Bu daveti duyan canlar, musahipleri ile görüşür. Herkes evinde hazırlanıp en güzel giysilerini giydikten sonra ev halkı varsa  musahibinin ev halkı ile birlikte, Dede’nin belirttiği gün ve saatte Cem’e katılırlar. Cem töreni, Dede tarafından görevlendirilmiş yukarıda adları verilen 12 hizmet sahiplerince, Dedenin yönetiminde, bir çeşit divan başkanı gibi, belli bir düzen içerisinde yerine getirilir. Dede, cem yapılacak yerin en üst tarafında ve ocak yanında önceden hazırlanmış, ceme katılan herkes  tarafından rahatça görülebilecek ve duyulabilecek bir yerde bazen serilen postun üzerinde oturarak yönetir. Dedenin oturduğu yer Dede postu[117] veya pir postu olarak adlandırılır. Yanında diğer Dedeler veya Zakir/Aşık oturur. Bazı bölgelerde zakirlik görevini de Dedeler yerine getirdiğinden ayrıca bir zakir bulunmaz. Toplulukla Dedenin oturduğu yer arasındaki meydan hizmetlerin bir bölümü için boş bırakılmıştır. Semahlar burada edilir. Hizmet sahipleri dedenin (karşısında) meydanda dara durarak, dededen dualarını burada alırlar. Musahipler, bu meydanda görülürler. Aleviler arasındaki söyleyişle geniş anlamda Cem, dar anlamda ise bu meydan “Muhammed Ali Meydanı” olarak adlandırılır.     Cem törenine düşkün (suçlu) olanlar alınmazlar. Cem’e gelen talipler yüzleri Dedeye dönük olarak yüz yüze yani “cemal cemale” daire ibadet ederler. Burada oturma halka şeklinde belli bir düzen içerisinde minder/posta oturarak yapılır. Mazereti olanlar sandalyeye oturabilir. Ayrıca bugün Avrupa koşullarında sandalyeye oturarak ta cem yapıldığı ve reform girişimleri görülmekte. İfade ettiğimiz gibi oniki hizmet sırasıyla yerine getirilir. Her talip musahip görülmesinde Dede, cemaatten razılık alır. “Bu canlardan razı mısınız?” diye sorar. Cem’de kurban hizmeti de görülür. Semah ve dualar (gülbâng) okunur. Cem’de işleyiş, dedenin yönetiminde ve diğer hizmet sahiplerinin hizmetleriyle büyük bir disiplin içerisinde yürütülür. Her hizmet sahibi görevini bilir ve eskiden genellikle belli aileler belli hizmetleri yürütmekteydi, bugün kimin hangi hizmeti yapacağı cem öncesinden (derneklerde) belirlenmekte. Mürşid (Dede) her yıl bu şekilde geçmişteki Cem törenlerinde verdiği yola ilişkin kuralların, derslerin ve öğütlerin uygulanıp uygulanmadığını denetleme amaçlı hizmetlerde bulunmak için topluluğu toplar, Cem ibadetini yürütür.
Cem içerisinde saz ve söz birliktedir. Alevilerin büyük saygı ve sevgi beslediği yol ulularının ve yola ilişkin kuralların işlendiği Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet gibi ozanların deyişleri Dede veya Zakir/Aşık tarafından saz eşliğinde söylenir. Saz, Alevilerce “telli Kuran” olarak adlandırılır. Sözlü geleneğin hakim olduğu bu topluluklar, yola ilişkin bilgi gereksinmelerini, kitaplardan veya belli eğitim kurumlarından değil, saz ve söz birlikteliğinin ön planda olduğu bilgili büyükler ve Dedelerden sağlamaktadırlar. Bu şekilde cem ibadeti adeta çok yönlü bir toplu eğitimin mekanizması görevi görmektedir. Yıllık görgüden geçen talipler, aynı zamanda daha önce yaptığı hatayı bir daha tekrarlamamak üzere yemin ederler. Görgüden geçtikten sonra manen temizlenmiş olurlar. Ancak bundan sonra Cem’e katılanlar, görgü-sorgudan geçerek temizlenmiş olanların kurban lokmasını yiyebilirler.



 
Öz olarak CEM ibadetlerimiz aşağıda verdiğimiz sıraya göre yapılmaktadır:
1.      Oniki Hizmet sahipleri Cem’de gerekli araç ve gereçleri tamamlarlar. Peyik Canları belirlenen gün ve yerde Ceme çağırır.
2.      Cemaat, Cemevi’nde toplanır. Beraberinde getirdikleri lokmaları ile dara durup Rehber den dua alırlar.
3.      Dede, usulünce Cemevi’ne girip, cemaatten cemi yönetmek için isin/destur alıp, postuna oturur.
4.      Dede, canlara eğitici bir konuşmalar yapar.
5.      Zâkirler, sazla deyiş çalıp söyler.
6.      Süpürge(car)[118] çalınır, hizmet duası verilir.
7.      Post(seccade) serilir, hizmet sahibi 4 köşesi ve ortasına (5’ler) niyaz eder, hizmet duası verilir.
8.      Dargınlar barıştırılır, sorunlar çözümlenir, görgü yapılıp, canlardan rızalık alınır, ortak cem duası verilir.
9.      Oniki Hizmet sahipleri deyişle meydana çağrılır, halktan onay alınır, duaları verilir.
10.  Çerağ(delil) duasını okuyup Çerağı (mum) uyandırılır. hizmet duasını alır. 
11.  Tezekâr(ibriktar) tarîkat abdesti aldırır. Bir bayan ve baydan oluşan hizmet sahipleri, önce bay bayanın eline su döker ve siler, ardından bayan baya ve ikisi sembolik olarak sırada oturan 12 kişinin eline birkaç damla su döküp havlu ile silerler.  Dara durup pirden, hizmet dualarını alırlar.
12.  Kurban ve lokmaların duaları verilir. Varsa kesilen kurban veya gelen lokmalardan tadımlık bir tepsiye konur, lokma ve kurban verenler meydana gelip, hizmet sahibi ile birlikte duasını alırlar. Hazırsa bu tadımlıklar dağıtılır destursuz yiyene burada ‘sembolik’ ceza kesilir.
13.  Dede, yol-erkân konusunda canlara bilgi verir, varsa soruları cevaplar.
14.  Gerekirse kısa bir dinlenme arası verilir.(Mola)
15.  Cem mühürlenir. Kimse içeri girip dışarı çıkmaz. Canlar birbirine (yanlarındakine) ardından Hak için meydana niyaz (secde) [119] eder.
16.  Üç Düvazimam okunur. (niyaz edilir)
17.  Üç Tevhîd çekilir (hakkın birliğini içeren deyişler okunup söylenir. (niyaz edilir)
18.  Miraclama okunur, Kırklar Semahı yapılır. Cemdekiler miraçlama deyişte geçe olaylara konulara göre kalkıp oturma, selamlama vs. hareketleri yaparlar. Semaha kalkanlara (Pervane) hizmet duası verilir.
19.  İstek semahları yapılır. (Bu bilimde isteyen canlar semah döner)
20.  Sakka suyu şerbet vs. içecek dağıtılır. Hizmet duası verilir.
21.  Mersiyeler okunur. (Kerbala ve İmam Hüseyin’i konu alan deyiler okunur.
22.  Lokma ve Kurban(Sofra) hizmeti sunulur. Lokmacılar lokmaları (yemekleri) dağıtır, (elimde yoktur terazi herkes odlumu hakkına razı diye 3 defa seslenir. Dede hizmet ve destur (yemek yiyebilirsini) duası okur.
23.  Lokmalar yenilip sofra duası edildikten sonra Dede “Duran oturan…” duası verir. (Bu duadan sonra isteyen gidebilir, veya kalıp cem sonrasında muhabbet edebilir. Bundan sonra da şu hizmetler yerine getirilir: Süpürge çalınır, post kaldırılır, Oniki hizmet sahiplerinin duası verilir, çerağ dinlendirilir ve cem ibadeti sona erer. Yöresel bazı değişiklikler olmakla birlikte genelde cem bu şekilde yürütülür.
 
Cem törenleri bugün, eskiden sahip olduğu işlevlere oranla daha dar işlevselliğe sahiptir. Yeni sosyo-ekonomik yapı içerisinde cemler özellikle inanç ahlak, işlevini sürdürmektedir. Özellikle halk mahkemesi denilen hukuksal boyutu artık sadece arabuluculuk barıştırma düzeyinde yürütülmekte,  gerisi resmi adalet sistemine bırakılmıştır.  Günümüzde Cemler kentlerde, ya müsait bir evde, ya bir salonda ya da Cemevlerinde yapılmaktadır.
Alevi-Bektaşilerde sosyal disipline aykırı davranışlar topluluk hukuku çerçevesinde çözümlenmekte ve bu da cem sırasında bütün cemaatin huzurunda onların da kararın oluşumuna katkıları ile olmaktadır. Kendilerinden şikayetçi olanları cem’de bulunan canlar haklı görürlerse, şikayet edilenler onları razı etmek zorundadırlar. Kimseyle küsülü, dargın ve kavgalı kalamazlar. Birine hakları geçtiyse, yada başkasının hakkı kendisinde kaldıysa hesaplaşır ve helallik alır. Barışmadıkça görgüleri yapılmaz. Eğer borçları varsa görgüden önce ödenir veya bir çözüme kavuşturulur. Düşkünler yani “haksız yere keyfi olarak eşini boşayan, haram kazanç sağlayan, yalancı şahitlik yapan, nefsine hakim olmayan, hırsızlık yapan, adam öldüren, insanlara zarar veren, komşusunu inciten, işçi ve yetim hakkı yiyenler vs.” Cem’e  alınmazlar. Böylece Cem’e katılanlar zararlı insanlardan, yaramazlardan arınmış olur. Bir Alevi için en büyük ceza Cem’e alınmamaktır, toplumdan tamamen dışlamaktır. Bu ceza (ömür boyu düşkünlük) insan tanrısal sayıldığı için, kasten insan öldürene verilir. Yukarıda sayılan diğer suçları işleyenlerin Cem’e alınabilmeleri ve yeniden toplum tarafından kabulü ancak bu suçlardan toplum huzurunda beraatları ile olanaklıdır.  Zamanla düşkünlük kurumu eski etkisini yitirse de sembolikte olsa sosyal ve etik, kişisel /selv-kontrol olarak etkisini sürdürmektedir.
 
17.  Musahiplik Kurumu ve cemi

Alevilikte 2 evli çiftin, (bazı bölgelerde  ergenlik çağında 2 gencin) cemde pir ve toplum önünde, söz verip yol kardeşi olmalarına musahiplik denir. “Musahiplik Kurumu” Aleviliğin temel kurumlarındandır. Ayrıca Anadolu’nun değişik bölgelerindeki Alevi gruplarda musahipliğe ilişkin ritüellerde de bazı farklı uygulamaların olduğu da söylenebilir.
Arapça kökenli musahip sözcüğü “biriyle sohbette bulunan, konuşan, paylaşan muhabbet eden” anlamına gelir. Musahiplik, kan bağı haricinde sonradan kurulan bir akrabalık türüdür. Alevilikte musahip olan kişiler kardeşten daha ileri sayılırlardı. Musahiplik ile eşanlamlı olarak “ahiret kardeşliği, yol kardeşliği, ikrar verme, kardeşlik tutma” deyimleri  de kullanılır.
Eskiden her Alevi’nin bir musahibi olması gerekir ve musahipsiz hiçbir merasime girilemezdi. Günümüzde musahiplik kurumunun zayıflamasına paralel olarak onunla bağlantılı bu uygulamalar da zayıflamıştır. Musahiplerin ikrar aldığı cemler, Dedelerin önemli işlevlerindendir ve toplumsal önemi büyüktür. Aleviliğin temel kurumlarından olması nedeniyle Buyruklarda musahiplik konusuna büyük yer ayrılmıştır.
Musahiplik kurumunun sosyal işlevi büyüktür. Musahipler bütün yaşamları boyunca karşılıklı yardımlaşmakla yükümlüdürler. Dinsel yolla gerçekleşen musahip kardeşlik, koşulları dikkate alındığında aile bağının sağladığı kardeşlikten daha ileri ve güçlü bir bağ kurmaktadır. Musahiplik, taraflara uyulması zorunlu ağır koşulları yüklemektedir.
Musahip olabilme yaşı konusunda kesin bir sınırlama yoktur. Ergenlik çağına girmek, akıl-baliğ olmak yeterli sayılmaktadır. Tahtacılarda musahip olacakların mutlaka evli olmaları gerekirken, bunun diğer Alevi gruplarında böyle olmadığı görülmektedir. 
Musahiplik kurumunun kökeni nereye dayanmaktadır. Bu kurumun kökenine ilişkin farklı yorumlar yapılmaktadır. Bilim çevreleri ve sözlü kültüre dayanan Aleviler farklı yaklaşımlar sergilemektedirler. Bilim çevrelerinde musahipliğin eski Türk topluluklarındaki geleneklerin devamı olduğu yönünde bilgiler verilmektedir. Ayrıca Ahilikle bağlantılı olduğu yönünde de görüşler vardır. Ahiliğin daha sonra Alevi-Bektaşi topluluklar bünyesinde erimesinin doğal bir sonucu olarak da bunu doğal karşılamak gerekir. Alevi “Buyruk”larının içinde yer alan fütüvvetnameler de Ahilikle Alevilik arasındaki bağı ortaya koymaktadırlar.
Aleviler arasındaki geleneksel inanışa göre ise musahip tutma geleneği Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin birbirleriyle musahip olmalarına dayanır. Alevilerin kutsal kitaplarından “Buyruk”larda da olay bu şekilde açıklanmaktadır. 
Anadolu’da kardeş çocukları arasında bile evlilik olanaklı olduğu halde, musahiplerin çocukları arasında evlenmenin yasak olması musahiplik bağının oldukça önemli olduğunu gösterir. Buyrukta da musahibin kızının musahibin oğluna düşmediği, yani evlenmenin olanaklı olmadığı belirtilir.
Musahiplik denkler arasında yapılmalıdır. Ancak alan araştırmalarımızda gördüğümüz üzere bu kurumun yine sosyal yararlar gözetilerek ve sosyal dengeyi sağlamak amacıyla biri varlıklı, biri fakir veya ayrı meslekler den talip arasında gerçekleştirildiğine ilişkin de birçok bilgi edindik. Diğer önemli Alevi toplumsal kurumlarıyla ilgili olduğu gibi musahiplik kurumuyla ilgili de tanınmış Alevi ozanlarının birçok deyişi bulunmaktadır.
Bugün artık bu kişisel musahiplik kurumunun artık işlevinin zayıfladığı görülmektedir. Bunun yerine artık Alevi kurum ve dernek üyeleri arasında bir çeşit toplumsal musahiplik anlayışı yerleşmekte.
 
Musahiplik Cemi şu şekilde yapılmaktadır:
 
Birbirleriyle Musahip olmak isteyenlerin öncelikle anne ve babalarının da razılığını aldıktan sonra, Rehber’e başvurmaları gerekir. Rehber, bu kişileri komşularının ve cemaatin (köylünün) ayrı ayrı razılığını almaya gönderir. Herkesin razılığı alındıktan sonra belirlenen bir Perşembe akşamı Cem başlar. Başta Dede, onun yanında başka bir Dede ve onun alt yanında Rehber olmak üzere, Oniki hizmet sahipleri ve cemaat yerlerini alırlar. Daha sonra Rehber ayağa kalkar, belini bağlar, Dede’ye niyaz eder. Cem yapılan yere, oradaki topluma ve Cem ibadetinin kutsallığına dayanarak meydanda secdeye kapanır, avuç içleri yukarıya gelecek şekilde kendi elini öper. Sonra mürşide gider onun elini öper, mürebbinin elini öper, cemaate doğru “Cümlenizin niyazı” der, niyaz olur ve cemaatteki yerini alır. Mürşid, Cem’de bulunan bilgili ve yaşlı kişiler başta olmak üzere tüm cemaate bu kişilerin musahip olmalarına engel bir halleri olup olmadığını “Bir istekli var mıdır?” diye sorarak şöyle sürdürür:
 
“Ey müminler! ........ adlı can, ....... adlı can ile Muhammed-Ali kavlince musahip kavline girmek istiyorlar. Ali ve Muhammed’e ümmet ve kul ve onların yoluna girmek üzere istekliler. Siz bu kişileri tanıyor musunuz? Bunlar Hak yoluna ikrar verebilir mi?  midir?Hak için tanıklık ediniz...” Cemaat tanıklık  ettikten sonra Dede: “Bu canlardan razı mısınız?” diye sorar. Cemaat de rızalık verdikten sonra Rehber, musahip olacakların boyunlarına tülbent takıp, diz üstü çökmelerini sağlar ve der ki: “Bakınız evlatlarım! Sizin süluk ve arzu ettiğiniz musahiplik kavli, büyük kapıdır. Bu musahiplik kavli önce Ali ile Muhammed’den kalmıştır. Bunun kadrini bilmeli. Şimdi, birbirinize candan bağlı mısınız? Birbirinizi seviyor musunuz? Bu ikrardan, bu imandan dönmeyesiniz. “Lahmike lahmi, demmike demmi, cismike cismi” (Senin kanın benim kanım. Senin cismin benim cismim... hadisi) kavline giriyorsunuz. Canı candan, kanı kandan, teni tenden, malı maldan ayırmayacaksınız. Ayıracak olursanız, lanet olsun mu? (Üç kez söyletecek): Hazret-i Ali’nin Zülfikarı’na[120] uğraya mısınız? Yüzünüz kara olsun mu? (Bunu da üç kez söyletecek).” Musahipler “Eyvallah!” diye cevap verirler. Ondan sonra Oniki İmamların adlarını anıp: “    “...İkrarınız kadim ola, yüzünüz ak ola. İşiniz sağ ola. Muhammed-Ali yardımcınız, gözcünüz, bekçiniz ola. Bu ahidden bu peymandan (sözden) dönmeyesiniz. Birbirinize muhabbetiniz daim ola. Muhammed-Ali yoluna inancınız ziyade ola. Pirinizin, rehberinizin yoluna canınız feda ola. Mümin kardeşlerinize riayetiniz çok ola. Başınız devletli ola. Ağzınız tatlı kala. Haramdan, zinadan, yalandan, kinden, kibirden, kahkahadan beri olasınız. Sağlıklı, mutlu olasınız. Malınız arta, Hakka yaraya. Üçler, Beşler, Kırklar, Yediler, Erenler, evliyalar, aşıklar, sadıklar, ayıklar, uyanıklar, Nesimi, Hatayi Sultan, Kızıl Deli, pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli bu ahidde, bu demanda ber-karar eyleye. Gerçeğin demine hü mümine ya Ali...” İki can böylece musahip kardeşi olmuş olur.  Musahiplere bütün görev ve yükümlülükleri telkin edildikten sonra Eline – Diline – Beline sahip olmaları ihtar edilir. Aksi taktirde o topluluk içerisinde yaşayamayacağı Bu kurallara uymanın bir sonucu olarak: Bir Alevi köyünde hırsızlık, zina işsizlik, haksızlık, saygısızlık ve benzeri toplumun suç saydığı kötü davranışlar en alt düzeydedir. Eğer olursa, çağırılıp, kendisinin cemaat huzurunda and içtiği yani ikrar verdiği anlatılır ve kendisinden “Fahr-i Alem’in, Şah-ı Velayet’in, bu yolun piri Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin razı ve hoşnut olmayacağı...” ona güzelce anlatılır, ıslaha sevk edilir. Musahiplik töreninde On iki hizmet yerini alır, sazlar, semahlar, irşatlar (aydınlatma)  yapılır, lokmalar dağıtılır. Musahiplik Cemi bu şekildedir.
 
 
18.  Abdal Musa Birlik Cemi

Abdal Musa Alevi geleneğinin önde gelen büyüklerinden olup, dergahı Antalya’nın Elmalı ilçesi Tekke  köyündedir. Alevi köylerinde yüzyıllardır uygulanan ve günümüzde kentlerdeki cemevlerine taşınan bir diğer gelenek de Abdal Musa Kurbanı/Cemi veya Birlik Kurbanı/Cemi olarak adlandırılmaktadır.
Yılda bir kez kış aylarında düzenlenmektedir. Abdal Musa Cemi için köyün ileri gelenleri toplanır ve zamanını belirlerler. Bundan sonra bazı kişiler görevlendirilir. Bu kişilerin görevi Cem öncesi hazırlıkları yapmaktır. Bu hazırlıklar Cem zamanının topluma iletilmesi, gerekli para veya yiyeceklerin toplanması, kurban ve lokma hazırlıklarının yapılması şeklinde özetlenebilir. Bu tür ibadetlere maddi-manevi katılım bir Alevi için büyük önem taşıdığından herkes var gücüyle Abdal Musa Kurbanı’na katkıda bulunur. Abdal Musa Cemi önceleri Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan akşam yapılırdı, bugün herkesin katılabileceği  uygun bir zamanda yapılmakta. (Alevilikte ibadetin yeri zamanı şekli pek önemli değildir özden olası önemlidir) Kurbanlar kesilerek kazanlarda etli pilav pişirilir. Lokma hazır olunca halk dağıtılır, yenmeye başlamadan önce sofracı: Elimde yoktur terazi herkes hakkına oldu mu razı ?? diye sorar. Herkes lokma almışsa Dede dua verir:
“Bismişah, Hak-Muhammed-YA Ali.. . Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin. Yiyenlere nur-u iman ola. Hastalar şifa bula. Müminler şad ola. Münafıklar berbad ola. Üçler, beşler, yediler. Oniki İmamlar, Ondört Masum-ı Pak’ler, Onyedi Kemerbestler, Kırklar, Seksen bin Rum Erenleri, Doksan bin Horasan Pirleri, yüzbin Gaip erenleri, Hak-Muhammed-Ali, Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa Sultan kurbanlarımızı kabul eyleye. Ziyan keder vermeye. Dilde dileklerimizi, gönülde muratlarımızı ihsan eyleye. Gerçeğe hü...”
Cem için getirilen çeşitli lokmalarla birlikte sırası geldiğinde topluma dağıtılır. Duadan önce destursuz lokma yiyenler meydana çağrılıp, örnek bir sonraki ceme kurban kesmesi veya derneğine, bir hayır kurumuna yardımda bulunması cezası verilir. (Bazıları yadımda  bulunmak için bilinçli olarak lokma yer.)  Dargınlar varsa barıştırılır, topluluğun sorunları da görüşülür. (Sembolik olarak 12 hizmet yürütülür) Aleviler arasında, Abdal Musa Cemi yapıldığı zaman köyde her yönden bolluk olacağına, dileklerin kabul olacağına, bir felaket olmayacağına inanılır.
Abdal Musa Cemi’nin bir diğer adı olan, Birlik Cemi onun toplumda birlik ve beraberliği sağlama işlevini de açıkça göstermektedir.  Diğer Alevi ibadetlerinde de olduğu gibi bu ibadetin de sosyal işlevi bulunmaktadır. Sadece ibadet yapılmış olmakla kalmayıp, toplumun içinde varolan küçük-büyük sorunlar da bu sırada çözümlenmektedir. Bu durum o toplumun sağlıklı iç yapısını koruma ve sürdürebilmesinde önemli rol oynamaktadır. Bugün Alevilerin çoğunluğu kentlerde yaşadığından Abdal Musa Cem’leri, Cemevlerinde büyük kitlelerin katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Bunun dışında her yıl, 6-7 haziran tarihlerinde Antalya’nın Elmalı ilçesi Tekke[121] köyünde Abdal Musa Şenlikleri yapılmaktadır.
 
19.  Sultan Nevruz

Her yılın 21 Mart günü Sultan Nevruz[122] olarak adlandırılır ve bugün yapılan ceme de Sultan Nevruz Cemi adı verilir. Bugünün Aleviler bakımından çeşitli anlamları bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri bugünün Hz. Ali’nin doğum günü ve bahar başlangıcı olarak kabul edilmesidir. Aleviliğe adını veren Hz. Ali’nin doğduğu gün ve doğanın uyanması yani insan için yaşamsal maddelerin üretimi için gerekli koşulların oluşmaya başlaması anlamına gelen baharın başlangıcının önemi büyüktür.  Bu iki önemli olayın gerçekleştiği Sultan Nevruz günü bu nedenle bir bayram ve sevinç günü olarak benimsenmiştir. Değişik yörelerde bugünü kutsamak üzere çeşitli dinsel veya folklorik etkinlikler gerçekleştirilmektedir. Bir çok Ortadoğu / Asya halklarında Nevruz yeni gün/ yıl veya kurtuluş günü olarak kutlanır..
 
Sultan Nevruz günü halk, dışarıda veya Cemevinde toplanır. Bugünün önemine atfen bir cem ibadeti gerçekleştirilir. Cemin sonunda lokmalar, şerbetler ve süt dağıtılır. 


20.  Muharrem Orucu ve Aşure günü

Muharrem[123] hicri takvimin birinci ayıdır. Muharrem ayının onuncu günü İslam öncesinde de kutsal sayılarak oruç tutulmaktaydı. Alevilerce Muharrem orucunun anlamı ise esas olarak 10 Muharrem 61 Hicri (10 Ekim 680) günü Emevi[124] Halifesi Yezid’in[125] emriyle Hz. Muhammed’in torunu ve Hz.Ali’nin oğlu İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesine dayanmaktadır. Bu olay sırasında Hz. Hüseyin’in ailesi ve taraftarlarından bir çok kişi de Yezid’in ordusunca acımasızca öldürülmüştür. Bu gelişme tarihte Kerbela Olayı olarak bilinmektedir (bak 13. bölüm).
 
Aleviler, bu acı olayı Oniki İmamlar ve daha sonra katledilen Alevi uluları ile de bütünleştirerek, 1 Muharrem’den başlamak üzere oniki gün oruç tutarlar. Buna Matem Orucu da denilmektedir. Oruç süresince su içilmeden sulu içeceklerle yetinmek, hayvan kesilmemesi, düğün, eğlence yapılmaması vb. gibi uygulamalar İmam Hüseyin’in matemini simgelemektedir. Yine oruç günlerinin akşamlarında Dedelerce Kerbela Olayını konu alan Fuzuli’nin “Saadete Ermişlerin Bahçesi” gibi kitaplar okunur, Alevi ozanlarının Kerbela Olayı’nı konu alan hüzünlü deyişleri ki, bunlar “mersiye”[126] olarak adlandırılır, okunur.  Bu orucun sonunda Aşure günü yapılır. O gün pişirilen Aşure tatlısı da İmam Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin’in[127] Kerbela katliamından kurtulması ve Hz. Ali soyunun ondan sürmesinden duyulan memnuniyeti ifade etmektedir. Etli pilav ve Aşure’nin topluma dağıtılması  orucun bitiminde yani onikinci günü akşamı veya onüçüncü gün yapılmaktadır. Bu nedenle bugüne Aşure Günü de denilmektedir. Bunun dışında Aşure ile Nuh peygamberin   Nuh[128] tufanı sırasında yediği son yemek, ve başka inanışlarla da ilişkiler kurulur.
 
21.     Cenaze Hizmeti
 
Alevilikte ölmek, “Hakka yürümek” deyimi ile ifade edilmektedir. Alevilikte her şeyin bir  canı/ruhu olduğu ve her şeyin aslına (tanrıya) döndüğü, (ruh göçü) devriye inancı vardır. (Bak 3. bölüm)  Alevilikte mükafat ve cezaya dayalı bir ahiret  cennet, cehennem inancı yoktur. Alevilikte murat/amaç dünyada cennet, kamili mükemmel insan olana kadar devriye edip, yaratanla bütünleşmek, hakkın varlığına kavuşmaktır. Bu konuda yüzlerce alevi deyişi bulunmaktadır. Örnek Yunus Emre
"Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen onu
Bana seni gerek seni”
 
Pir Sultan Abdalım farz ile sünnet
Yola gelmeyene edilmez minnet
Cümlenin muradı dünyada cennet
Söyle canim söyle dinlesin canlar                     
Öldükten sonra öncelikle cenaze usulünce yıkanır ve kefenlenir[129]. Cenaze merasiminde canlar cenaze etrafında, ayakta cemal cemale halka (kıble) olurlar, cenaze  merasimini yürüten Dede bir dua ile, cemaate Hakka yürüyen kişi için haklarını helal edip etmediklerini sorup rızalık alır.. Olumlu yanıt aldıktan sonra dört  (tekbir) gülbank  okur.  Ardından cenazenin mezara konulması işlemi gerçekleştirilir. Daha sonra halk mezar başından ayrılırken Dede bir dua daha eder.   
Ölüm gününden sonra üçüncü ve kırkıncı günler yemek verilir, dua edilir, düvaz ı-imam deyişler okunur. Kırkında yapılan törene Dar’dan İndirme (kırkını yapma) denir, Cem yapılır, mersiyeler okunur, ölen kişinin ruhu için dua edilir. Cem’e katılanlardan helallik istenir, borçları veya alacakları varsa ödenir. Cem’in sonunda Dede, Hakka yürüyen kişinin ruhunun şad olması, kesilen kurbanın ve okunan duaların kabul olması için dua eder. Yemekler yendikten sonra Dede sofra duası verir: “Bismişah, Ya Hak..!...
Nimet-i Celilullah, bereketi Halilullah, şefaat Ya Resulullah. Bu gitti ganisi gele, Hak-Muhammed-Ali bereketini vere. Yiyene helal, yedirene delil ola. Kurban sahibinin kurbanı kabul ola. Hizmet sahiplerinin hizmetleri İmam Hüseyin Dergahında makbul ola. Hakka yürüyen canımız ....’ın ruh-u revanı şad ola. Yattığı yer nur, mekanı cennet ola. Bakide kalan yakınlarına sabr-ı cemil ihsan eyleye.Hak erenler cemi cümle ümmet-i Muhammed’i saklaya, bekleye. Ağrı, acı, elem, keder vermeye. diye Dedenin duasından sonra  bu şekilde Dar’dan İndirme ve Cenaze hizmeti biter. 
 
22.  Hızır Orucu

Efsanevi bir kişiliğe sahip Hızır Peygamber hakkında başka toplumlar arasında olduğu gibi Aleviler arasında da birçok menkıbe bulunmaktadır. Hızır Peygamber’in zor durumda olan kişilerin yardımına yetiştiğine inanılır. Bunu anlatan “Yetiş Ya Bozatlı Hızır” gibi sözler sıkça kullanılır. Alevi Ozanlarının deyişlerinde de Hızır önemli yer tutar. Pir Sultan Abdal’ın bir deyişinde Hızır Peygamber şöyle anılır:
Ya hak desem kalksam yürüsem
Acep şu dağları aşamam m’ola
Boz atlı Hızır’ı yoldaş eylesem
Varıp efendime düşemem m’ola 
 
Yine İnanışa göre Hızır Peygamber’in yoksul, yetim veya esir şeklinde evleri üç gün peş peşe ziyaret ettiğine inanılır. Bu amaçla Aleviler arasında 3 gün Hızır Orucu tutulur. Bu orucun her yılın 13-14-15 Şubat tarihleri arasında tutulması yerleşmiş bir gelenek halini almıştır. Hızır Orucu genellikle üç gün tutulur ancak Orta Anadolu’daki bazı Alevi grupları arasında yedi gün tutulduğu da bilinmektedir. 
 
 
23.  Hıdrellez:

Alevi-Bektaşilerin geleneksel bayramlarından biri de Hıdrellez Bayramı’dır. İnanışa göre Hızır ve İlyas Peygamberler sıkıntıda olan insanların imdatlarına yetişirler. Hızır Peygamber’in karada, İlyas Peygamber’in ise denizde yardıma muhtaç olanların imdatlarına yetiştikleri inanılmaktadır. Ayrıca Hızır ve İlyas yılda bir kez bir gül  ağacının dibinde buluşurlarmış. Bunun 6 Mayıs’ta olduğu inancıyla bugün Hıdrellez Bayramı olarak kutlanmakta kırlarda eğlence vs. yapılmaktadır. 
 
24.  Kurban (Lokma) Geleneği:


Kurban’ın dinsel ve sosyal anlamları bulunmaktadır. Bir istek ve arzunun yerine gelmesi/geldiği için genelde bir hayvan (koç) kurban kesilip veya bir yemek verilir, canlarla, birlikte yenilir veya dağıtılır. Bunun için belirli bir gün veya tarih yoktur.  Bu gelenek değişik zamanlarda yerine getirilebilmektedir. Günümüzde ilahi bir canlı bir hayvan kesmek zorunlu değil satın da alınabilmekte, para verip alınan veya kesilen bir kurbana da katlına bilmekte. Kurban lokmadır, lokma herhangi bir parça yiyecektir, amaç bir parça herhangi bir yiyeceği paylaşmadır. Kurban kesmede şekil değil amaç önemlidir.  Genellikle adak ve cem dolayısıyla kurban/lokma dağıtılır yemek verilir. Köylerde canlar kendileri kurban keserken bugün şehir ortamında, bu işi kasaplar yapmaktadır, veya hazır et alınmaktadır. Alevi-Bektaşilerde kurban adı altında verilen lokma yemekler içeri ve dışarı kurbanları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır:
 
 A.İçeri Kurbanı/lokması:
1.Görgü: Cem’de yıllık görgüsü (sorgulanıp, aklanması) yapılan canların verdiği lokmadır.
2.Matem (Aşure): Oniki günlük Matem orucu sonrasında verilen lokma.
3.Düşkün Kaldırma:Alevilik kurallarına aykırı davrandığı için düşkün duruma düşenlerin aklanması için düzenlenen Cemde verilen lokma.     
4:Abdal Musa (Birlik):Yılda bir kez kış aylarında yapılan Abdal Musa Ceminde verilen lokma.
5.Dardan İndirme: Hakka yürüyen bir Alevinin alacak verecek sorununu çözmek için düzenlenen Cemde verilen lokma. 
6.Musahip:Musahiplik tutunma ceminde verilen lokma. 
B.Dışarı Kurban/lokması:
1.Adak Kurbanı:Bir dileğin gerçekleşmesi öncesi veya sonrası verilen lokma.  Daha çok kutsal olarak görülen ziyaretlerin bulunduğu yerlerde verilir.
2.Hızır Orucu:Her yıl 13-14-15 Şubat tarihlerinde tutulan Hızır Orucundan sonra verilen lokma.   
3. Sultan Nevruz Bayramı: Hz. Ali’nin doğum günü olarak kabul edilen Sultan Nevruz Ceminde verilen lokma.   
4.Hıdrellez Bayramı:Her yılın 6 Mayıs’ında Hıdrellez Günü verilen lokma. 
5.Kurban Bayramı: Alevilikte  hac ziyareti ibadeti olmadığı için İslam dininde haç ziyaretinin bitimi ile ilgili yapılan Kurban Bayramı, kurban kesme ve kurban namazı vs. geleneği  yoktur. Fakat zorunlu resmi tatil olduğu için Alevilerde şu veya bu şekilde bayrama katılmaktadır.
 
Kurban olabilen hayvanlar, koç, koyun, keçi, sığır, ve horoz vs.. dir. Kesilecek hayvan hasta sakat kuzulayıcı ve yavru olmamalıdır ihtiyaç dışı cana kıyılmamalıdır, mümkün olduğunca ortaklaşa alınıp, veteriner tarafından kontrol edilip, bayıltarak bir kasap tarafından kesilmelidir. Aleviler genellikle kurbanı, istedikleri bir arzunun yerine geldiğinde kurban keserler. Ayrıca kurban’da esas amaç sevap kazanmak için yapılan niyettir. Kurban kesilirken içten, ne amaçla kesildiğine dair, içten bir dua edilir veya bir Gülbank okunur..   
“Bismişah... Kurbanlarınız kabul, muratlarınız hasıl ola. Her tüyüne bin bir sevap yazıla. Kazalara kalkan, belalara bekçi ola. İsmail Peygamberin kurbanı kabul olduğu gibi, sizin de kurbanlarınız Ulu Dergaha yazıla. Ağzımızın tadını bozmaya. İmam Hüseyin yardımcımız, Bozatlı Hızır gözcümüz ola. Gerçeğe Hü...” 
 
25.  Doğum ve ad verme:
 
Geleneksel Alevi toplumunda çocuğa ad verme belli bir törenle yapılmaktadır. Çocuğa verilecek isim ailenin hala yaşayan veya vefat etmiş bir büyüğünü, ya da Alevilerin kutsal bildiği bir inanç önderinin (Mehmet, Ali, Hasan, Hüseyin, Hatice, Fatıma, Zeynep vb.) ayrıca Sevgi Barış, Özgür, Eylem benzer veya çağdaş ilerici insanların isimlerini vermek bir gelenektir.. İsim verileceği gün ailenin en yakınları çağırılır. Anne babası, dede ve yaşlı biri çocuğun adını koyar, çocuğun sağ kulağına adı hafifçe üç kez  söylenir  ve dua eder. Duada çocuğun akıllı, ahlaklı, bilgili, sağlıklı ve ailesine, milletine ve insanlığa yararlı hizmetlerde bulunması yönünde dilekler yer alır. Sonra yemekler yenir ve sofra duasıyla isim koyma töreni sona erer. 
     
26.  Sünnet ve Kirvelik[130] Geleneği:

Kirvelik uygulaması özetle şu şekildedir: Yahudilik ve İslam’da olan ergenlik çağı öncesi erkek çocukları sünnet ettirme geleneği Alevilikte de vardır ve kirvelik geleneği ile bağlıdır. Bazı Arap ve Afrika ülkelerinde uygulanan kızların sünnet edilmesi Anadolu’da ve Alevilikte bilinmeyen ve uygulanmayan bir gelenektir.   Çocuğunu sünnet ettirecek bir aile, yakın akraba olmayan, sevdikleri bir kişiyi kirve olarak belirlerler.  Kirve belirlendikten sonra sünnet için bir tarih belirlenir, özel eğitilmiş sünnetçi veya hastanede doktor tarafından sünnet yapılır. Kirve sünnet anında çocuğun yanında bulunur, Ardından kirvenin  ve davetli misafirlerin katılımıyla sünnet düğünü gerçekleştirilir.             
Kirvelik, akrabalıktan da yakın bir bağla bağlanmaktır. Kirve iki aile arasında musahiplikte olduğu gibi evlenmek yasaktır. Kirve sünnet töreninin[131] en önemli kişisidir. Varlık durumuna göre sünnet düğününün giderlerinin ya tamamını ya da bir bölümünü karşılar. Düğünün yapılmasıyla doğrudan ilgilenir. Kirve’ye asla saygısızlık yapılmaz. Birbirine kirve olan aileler karşılıklı olarak oğlan kız tüm çocuklarının 2. anne babaları  konumundadır. Herhangi bir derdini anne babasına anlatamayan çocuk bunu kirvesine anlatabilir.
Kirvelik ilişkisi sünnetin yanı sıra başka amaçlarla da yapılmaktadır.  Kişiler, aileler ve aşiretler arasındaki problemleri çözmek için de kirvelik ilişkisi kurulur. Kirvelik bu anlamda musahiplik gibi toplum içinde sosyal dayanışmayı yücelten bağlayıcı bir içeriğe sahiptir.   Bu kuruma duyulan saygıdan dolayı en kötü anlaşmazlıklar bile tatlıya bağlanır.   
   
27.  Gülbank, Tercüman ve Dualar:

Alevi-Bektaşi Yolu, mistik yönü ağırlıklı bir inanç yoludur.  Alevilikte dua sözcüğü ile eş anlamlı olarak “gülbank”[132] ve “tercüman”[133] sözcükleri de kullanılmaktadır. Değişik zamanlarda değişik amaçlarla yapılmaktadır. Özellikle Cem ibadeti sırasında Dede sık sık gülbank okur (dua eder). İbadet ederken, bayramlarda, mutlu zamanlarda ve üzüntülü anlarda ‘gülbank” ve “tercüman’’ okunarak dua edilir. Alevilikte tüm dualar halkın anladığı anadilde yapılır. Ocak, dede ve bölgelere göre bu dualarda bazı değişiklikler olabilir..  Bu dualar kaynağını ilahi bir kitaptan almaz, Mürşit ve Pirler tarafından hazırlanır bazı duaların yüzlerce yıllık geçmişi vardır. Bölgeden bölgeye doğal olarak dualarda değişiklikler olsa da, genelde tüm Alevi duaları Bismişah la başlar ve Hz. Ali ve Bektaşi Veli atıf sözler ile biter.. Bu dualardan bazıları şu şekildedir:
 
Sofraya Otururken Okunan Gülbank:
“Bismişah... Evvel Hak diyelim, kadim Hak diyelim...Geldi Ali sofrası Ya Şah diyelim. Şah versin biz yiyelim. Demine Hü  diyelim....”
 
Sofradan Kalkarken Okunan Gülbank:
“Bismişah... ya Hak.  Bu gitti ganisi gele, Hak Muhammed Ali bereketini vere. Yiyip yedirenlere, pişirip getirenlere, kaldırıp götürenlere, nur-i iman ve aşk-u şevk ola. Gittiği yerler gam ve gusse görmeye. Hizmet sahipleri hizmetlerinden şefaat bula. Lokma hakkına, Evliya keremine, cömertler cemine, gerçek erenler demine, Hak eyvallah Hü dost...”
 
Dede’nin topluluğa hitaben yaptığı Gülbank:
Bismişah.. Ya hak...  HAK-Muhammed-Ali... Pirimiz, üstadımız Hünkar Hacı Bektaş Veli. Saklaya, bekleye, göre, gözete; neyleyim, nideyim dedirtmeye...Hastalara şifalar, dertlilere devalar, evlat isteyene hayırlı evlatlar, devlet isteyene hayırlı devletler ihsan ederek; deryada denizde, top-tüfek ağzında, sahrada-çölde-girdapta kalıp da, “Ya Ali, carımıza yetiş!” diyenin carına imdadına yetişesin; darda buğda koymayasın...Cemi cümle Ümmet-i Muhammed ile, eşimizin, dostumuzun, talibimizin, muhibbimizin ağız tatlarını bozmaya; elem, keder vermeyerek, daim bu günlere çıkmamızı nasip ve mukadder eyleyesin!
Ya Rabb-e-Alemin! Envar-ı aşıkan, nusret-i piran, mürşid-i sofiyan, kutbül arifin, Hazret-i Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli ve kaşifül keramat-ı zahir ve batın Es-Sultan Seyyid Hıdır Abdal bin-i Karaca Ahmed Sultan Hazretlerinin hürmetlerine, hayırlı huzur ve refahlar ihsan eyleyesin! Ordularımızı karada, denizde, havada mahsur ve muzaffer eyleyesin. Devletimizin sözünü üstün, kılıcını keskin eyleyesin!Ali’nin inayetinden, Muhammed’in şefaatinden mahrum koymayarak; alimlerin, abidlerin, pirlerin şefaatiyle yargılayasın!...
Nur-u Nebi, Kerem-i Ali, Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, gerçekler demine Hü...” 
 
Muharrem Orucu İçin Gülbank:
 Bismişah... Ya Hak, Er Hak-Muhammed-Ali aşkına, İmam Hüseyin Efendimizin susuzluk orucu niyetine Kerbela’da şehit olanların temiz ruhlarına, Fatıma Anamızın şefaatine, Oniki İmamlar aşkına oruç tutmaya niyet eyledim. Ulu Dergah kabul eylesin...”
 
Oniki Hizmet Sahiplerine Gülbank:
 
Bismişah... Ya hak.. Akşamlar hayr ola, hayırlar feth ola, şerler def ola. Hizmetleriniz kabul ola. Dileklerinizi Hak-Muhammed-Ali vere. Emekleriniz boşa gitmeye. Erenlerin aydın yüzlerine aşk ola. Onsekiz bin alemle birlikte cümle mümin kardeşlerimizi Hak-Muhammed-Ali yolundan mahrum eylemeye. Sizler bize hizmet ediyorsunuz, gerçek erenler de sizleri kazadan, beladan, kötülüklerden koruya. Hizmetini gördüğünüz pirlerin himmetleri üzerinizde hazır ve nazır ola. Hz. Hüseyin yardımcınız, Bozatlı Hızır yoldaşınız ola. Saklaya, bekleye, göre, gözete. Geldiğiniz yerden, durduğunuz dardan iyilikler göresiniz. Dil bizden, nefes Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’den ola. Gerçeğe Hü...”   
 
28.  Semah’ın anlam ve önemi.
 
Alevi-Bektaşi yolunda semahın, Kırklar Meclisi ile başladığına inanılmakta ve Cem sırasında Oniki hizmetten biri olan saz ve söz eşliğinde kadın erkek olarak yapılan hareketleri ifade etmektedir. Tarih boyunca muhafazakar dini anlayış için müzik ve semah dinsel açıdan sakıncalı görülmüştür. Oysa Alevi-Bektaşi yolunda müzik ve semah ibadetin vazgeçilmez bir parçasıdır. 
Semah sırasındaki hareketlerin değişik anlamları bulunmaktadır. Gökyüzünde uçmak, evrenin dönüşü gibi dönmek, turnalar gibi daire şeklinde uçmak ve kanat çırpmak gibi değişik bölümlere farklı simgesel anlamlar yüklenmektedir.
 
Alevi Ozanlarından Yunus Emre semahı çarkın dönüşüne benzeterek şöyle der:
Aşık Yunus sema ile çarh urur
Bu çarhımızı bozan dünyanın
Ayrıca  Pir Sultan Abdal da bir deyişinde şöyle demektedir:
 
Kırk Budak’ta[134] şem’a yanar
Dolusun içenler kanar
Aşıklar sema döner
Hünkar Hacı Bektaş Veli
 
Semah, Aleviliğin önemli dini-kültürel unsurlarındandır. İslam’da kadın erkek ibadet olarak müzik ve söz eşliğinde semah dönmesi kabul edilemez bir olgudur. Bu nedenle Semah geleneğinin kökeni gerek Kırklar Cemi ile gerekse İslam’dan önceki Türk inanç ve gelenekleri ile açıklanmaktadır. Semah aynı zamanda Aleviliğin temel ibadeti olan Cem’in de önemli bir parçasıdır. İlahi bir aşk olarak görülür. Semah seyirlik bir oyun değil, kutsal olarak görülen hareketler bütünüdür. Bunun içindir ki semah edilirken “Seyir için olmaya, Hak için ola” diyerek seslenilir.
 
Farklı Alevi-Bektaşi yörelerinde farklı semah tipleri ve değişik adları bulunmaktadır. Bunlardan en tanınmışları Kırklar Semahı, Turnalar Semahı, Gönüller Semahı, Kırat Semahı, Hubyar Semahı gibi adlarla bilinen değişik yörelere ait semahlardır.       
 
Semahlar kadın erkek karışık yapılmaktadır. Semahın yöresine ve türüne göre semah edenlerin sayısı da değişebilmektedir. Semaha kalkanlar, uzaydaki gezegenler gibi birbirlerine dokunmadan, daire şeklinde ve karşılıklı durarak semah ederler. Bütün semah türlerinde ortak olan özellik yavaş hareketlerle başlayıp, giderek hızlanmasıdır.
 
Semah, ağırlama, yürüme ve hızlanma olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Zakir, semah deyişini bu bölümlerin ritmine uygun çalarken, semahçılar da buna uygun olarak hareket ederler. Semah sırasında yapılan el hareketlerinin ve duruş şekillerinin değişik mistik, felsefi anlamları bulunmaktadır. Örneğin: Eller haktan alıp, halka vermek, gökyüzüne ve yere bakan eller 1. kapı hava ile 4 kapı toprağı, kalbe giden eller canı vs. temsil eder.   
Semah sırasındaki el, kol hareketlerinin turnalarla da benzeştirildiği görülmektedir. Bunun nedeni halkın turnayı kendi özlemlerini ulaştıran bir can yoldaşı, dertlere çare bulan bir kuş olarak görmesi ve semaha hareketle, sözle turnayı da dahil etmiş olmasıdır. Turna’nın sesi Hz. Ali’nin sesi ile benzeştirilip saygı duyulması bakımından da önemli olup,  Alevilerce deyişlerde de özel bir yere sahiptir. Buna deyişlerden şöyle bir örnek verebiliriz:
 
Gitme turnam gitme
Nerden gelirsin
Sen nazlı canana
Benzersin turnam
 
Yemen ellerimden beri gelirken
Turnalar O şahı, şahı görmediniz mi?
Hava üzerinde semah dönerken
Turnalar O şahı, şahı görmediniz mi?
Aman turnam Aman Alimisin sen
Yoksa Hünkar Bektaş Velimi sin sen.
Ali sevilmez mi, hey, hey deli misin sen.
 
Yine bir başka semah türü olan Kırat Semahı ile insana sadık bir hayvan olması, rüzgar gibi gitmesi gibi yararlı özellikleri nedeniyle at tasvir edilmiş, ve semaha adı verilmiştir.
Ayrıca Muhammed Ali Semahı, Kırklar Semahı, Abdallar Semahı, Ali Yar Semahı, Hacı Bektaş Semahı gibi türlerde de görüldüğü gibi inanç önderlerinin adlarının da semahlara verildiği görülmektedir. Semah türlerine verilen adlarda bölge ve topluluk isimleri de bulunmaktadır. Şiran Semahı, Hubyar Semahı vb.
 
Cem İbadeti sırasında gerek Miraçlama okunurken kısa ve gerekse Miraçlamadan sonra semah hizmetinin yapıldığı. Bazı yörelerde Cem sonunda da Semah edildiği görülmektedir. Zakirin deyişi ile meydana çıkan semahçılar niyaz ederek semaha başlarlar. Ağırlama, yürüme ve hızlanma bölümlerinin ardından, birliğe dönüp Dede’nin karşısında duaya dururlar.  Dede örneğin şöyle dua verir:
Bismişah.. Semahlar saf ola, dertler def ola, Hak-Muhammed-Ali muradımızı vere, varlığımıza birliğimize bir olmamıza merhaba[135].  Semahçılar merhaba der.  Dede: “Bismişah.. Ya Hak... Hayır hizmetleriniz kabul ola. Muratlarınız hasıl ola. İsteğinizi, dileğinizi Hak, Muhammed, Ali vere. Döndüğünüz semahlardan hayır hasenat göresiniz. Ebu Zerr-Gıfari’nin Hz. Fatıma’nın hüsn-ü himmeti üzerinizde ola. Aliyye’l Murtaza Kırklar semahına kaydede. Gerçeğe Hü...” Bu duanın ardından semahçılar yerlerine otururlar.
 
 
29.  Evlilik, kız isteme, söz kesme, Nişan, Nikah ve Düğün
 
Kız İsteme ve Söz Kesme:
Alevi-Bektaşilerde kız ve erkek çocuklar eşit olarak görülmekte ve aile içerisinde kendine güvenen, terbiyeli, özgür bireyler olarak yetişmektedirler. Bu nedenle evlenecek eşlerin seçiminde hem kız hem de erkeğin razılığı olması şarttır. Alevi-Bektaşilerde erkeğin veya kızın razı olmadığı zorla evlendirmeler düşkünlük sayılmaktadır. Gençler evlenmeden önce birbirlerini tanımakta ve evliliğe anne-babalarının da görüşünü alarak özgür iradeleriyle karar vermektedirler. İki genç evlenmeye karar verdikten sonra sıra kız istemeye gelmiştir. Anne babası ve ailenin yaşlı bir büyüğü ile kızın evi ziyaret edilerek “Yüce tanrını  emri ve Peygamber’in kavli yol erkanımız ve İmam Cafer Buyruğu üzere” ile kız istenir. Kızın ailesi de evliliğe onay verdikten sonra iki tarafın yakınlarının da katıldığı bir törenle, “söz kesme” işi yapılır.
 
Nişan, Nikah Töreni ve Düğün:
Kız istenip söz kesildikten sonra Nişan ya kız evinde veya bir salonda yapılır. Nişan’dan sonra düğün öncesi  Nikah kıyılır ve Düğün hazırlıklarına başlanır. Düğünden önce yine kız evinde Kına Gecesi düzenlenir.
Daha sonra resmi nikah ve dini nikah kıyılır. TC yasaları uyarınca dini görevlilere yasal geçerliliği olan nikah kıyma yetkisi verilmemiştir (dini nikah geçerli sayılmaz) Bu nedenle, dini nikah öncesi resmi nikah mutlaka kıyılmak zorundadır.  Resmi nikahla yasal koşullar yerine gelmiş olur ve evlilik resmen yürürlüğe girer. Geleneksel dini nikahı Dede veya yaşlı, saygıdeğer bir aile büyüğü kıyar. Nikah törenini sade veya davetli misafirlerin katıldığı bir törenle yapılabilir.   Nikahı kıyacak olan genellikle Dede, evlenecek gençlerin, anne, babalarının, kız ve erkek vekillerinin adlarını bir kağıda yazar. Sonra ilk olarak evlilik kurumunun sosyal önemini, kişisel sorumluluklarını  belirten ve öğütler de içeren kısa bir konuşma yapar. Ardından Dede bir gülbank okur ve Nikahın kıyılmasına geçer. Önce kıza sorar: “Kızım, Hak’ın emri Peygamber’in kavli, İmam Cafer-i Sadık Buyruğu üzere ve burada bulunan canlarımızın tanıklığı ile ...... oğlu ve ..........den olma ......’yı eş olarak kabul ediyor musun?” Kız bu soruya evet yanıtı verirse, soru üç defa yinelenir. Her evet yanıtından sonra Dede, vekilleri ve orada bulunan herkesi tanık göstererek, “Canlar, duydunuz tanıksınız.” der. Bundan sonra aynı soruyu Dede oğlana sorar:   “Oğlum, Hak’ın emri Peygamber’in kavli, İmam Cafer-i Sadık Buyruğu üzere ve burada bulunan canlarımızın tanıklığı ile ...... kızı ve ..........den olma ......’yı eş olarak kabul ediyor musun? Oğlan bu soruya evet yanıtı verirse, soru üç defa yinelenir. Her evet yanıtından sonra Dede, vekilleri ve orada bulunan herkesi tanık göstererek, “Canlar, duydunuz tanıksınız.” der.
Böylece kızın, oğlanın ve vekillerle, katılanların şahitliği ve onayı ile Dede nikahın tamamlandığını açıklar: “Tanıkların ve konukların huzurunda, kendi razılığınız ile Hak’ın emri, Peygamber’in kavli, İmam Cafer-i Sadık Buyruğu üzere sizi birbirinize eş olarak açıklıyorum. Hak-Muhammed-Ali, Hünkar Hacı Bektaş veli, gökteki melekler, gerçek erenler ve burada bulunan tüm canlar evlilik için verdiğiniz söze tanık olsun. Kıyılan bu nikah, her iki taraf için hayırlı, uğurlu olsun. Yüce Tanrı sizleri mutlu eylesin, darda bırakmasın...” der. Nikah bu şekilde kıyıldıktan sonra Dede evlenen çift ve oradakiler için şöyle dua eder: “Saygıdeğer Canlar! Birbirlerini eş olarak seçmiş bu canlarımızın mutluluğu için, öz gönül birliği ile dua edelim.
Hak-Muhammed-Ali, Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli, erenler meydanında, Muhammed-Ali yolunda, siz değerli canlarımızın huzurunda kıydığımız bu nikahı kutlu eylesin. Nikahı kıyılan bu canlarımızın ömürlerine bereket, vücutlarına sağlık, rızklarına genişlik versin. Dünya ve ahirette mutlu olsunlar. Varlıkta, yoklukta; hastalıkta, sağlıkta; tasada ve kıvançta birbirlerini en içten sevgiyle destekleme gücü versin. Yuvaları mutlu, ağızları tatlı olsun. İmam Hüseyin katarından, didarından, yolundan ayırmasın. Aralarındaki sevgi, Hz. Ali ile Hz. Fatıma arasındaki sevgi olsun. Soylarından gelecek çocukları kendilerine, Alevi-Bektaşi toplumuna ve bütün insanlığa hizmet etsin, hayırlı-uğurlu olsunlar.     
Üçler, Beşler, Yediler, Oniki İmamlar, gerçek erenler her zaman yardımcıları olsun. Bozatlı Hızır yoldaşları olsun. Görünür, görünmez kazalardan, belalardan saklasın, beklesin. Ulu Tanrı gönüldeki dileklerini versin. Eşimizin, dostumuzun, [136] içinde de bu canlarımızın ağız tadlarını bozmasın. Burada, bu mutlu günde bulunan siz canlarımızı da her iki cihanda mutlu eylesin. Hazreti Pir, Ulu divanda[137] utandırmasın. Dualarımızı da kabul eylesin.
 
Nur-u Nebi, Kerem-i Ali, Pirimiz Hünkar Bektaş Veli, Kerem-i Evliya, gerçekler demine hü mümine Ya Ali...” Dede’nin okuduğu bu duadan sonra nikahı kıyılan çift, önce Dede’nin ardından anne ve babalarının ve daha sonra da orada bulunanlarla görüşürler. Daha sonra Dede, Nikah için hazırlanmış şerbetten bir bardağa doldurarak yarısını kıza yarısını da erkeğe içirir. Orada bulunanlara da şerbet dağıtılır, lokmalar yenilir. Böylece dini Nikah töreni bu şekilde sona ermiş olur.  Alevi geleneğinde düğünlerde dini içerik bulunmaz, misafirler yemek yer, içip, dans edip  eğlenilir.
 
30.  Alevilikte Dedelik kurumu ve Dedelerin eğitimi.
 
Anadolu Alevileri yüzyıllardır inanç önderlerini “Dede” veya bayansa ”Pir Ana“ olarak adlandırmışlardır. Önceleri Cemleri özelikle ‘erkek’ dedeler yürütürdü, bugün artık özelikle Avrupa’da  bayanların da cem yürüttüğü görülmekte..  Alevi toplumunun özellikle inançsal alandaki lideri Pirlerdir. Dedelerin işlevlerini anlatırken daha da ayrıntılarıyla belirteceğimiz üzere Dedelerin sahip olduğu işlevler ve güçleri onları Alevilikte çok özel bir konuma getirmektedir. Geçmişte toplumsal düzeni sağlayan kurum ve kuralların oluşumu ve uygulanmasında onların çok önemli bir yere sahip olduklarını söyleyebiliriz. Dedelerin sahip oldukları yetkiler ve yaptırım güçleri cemaatin sosyal düzenini sağlayan çok etkili bir güç olmuştur. İçerisinde bulunduğu toplumsal yapının gereklerine göre şekillenmiş ve bu bakımdan bazı yöresel farklılıklar da gösteren Dedelik kurumu, Anadolu’da Aleviliğin inanç ve kültür esaslarının günümüze ulaşmasında birinci derecede rol sahibidir.
Anadolu’da Aleviliğin sosyal ve dinsel yapılanmasında temel öneme sahip kurumlardan en önemlisi "Dedelik Kurumu"dur. Alevi Dedeleri, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan dergah veya “Ocak”lara yani dede aileleri soy zincirlerine bağlıdırlar.  Fakat tüm dedeler Hünkar Bektaş Veli ve dergahını serçeşme olarak kabul eder ve oraya gönül bağı veya direk bağlıdırlar.
19. Yüzyıl sonlarında Anadolu'da yaşanan sosyo-ekonomik dönüşüm ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması sonrası giderek artan oranda yaşanan kırdan kente göç olgusu ve  cumhuriyeti kurulusundan hemen sonra getirilen tekke ve zaviyeler kanunu ile Alevi dergahların kapatılması (Alevilik yasaklanması) nedeniyle, zayıflamış olan bu kurum, Anadolu'da Aleviliğin günümüze ulaşmasında birinci derecede rol oynamıştır. Tekke ve zaviyeler kanunu ile ve ‘sözde  devletin laikliği için) getirilen yasaklar diğer inançlar üzerinde çoktan kaldırılmış fakat, Alevilik halen bağımsız bir inanç olarak resmen kabul edilmemiştir. Tüm bunlara rağmen dedelik kurumu kendini koruyabilmiştir.
 
« Son Düzenleme: Şubat 08, 2009, 08:06:11 pm Gönderen: Hüseyin DEDE »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]
Gitmek istediğiniz yer: